Birinci ve ikinci Boğaz köprüleri yapılırken Karayolları Genel Müdürü olan Atalay Coşkunoğlu: Üçüncü köprü güzergâhı uygun değil. İstanbul trafiğine hiç katkısı olmayacak. Büyük orman tahribatına yol açacak, buralardaki yerleşmeleri devlet önleyemeyecektir. Bu, Türkiye'deki siyasetin bir gerçeğidir.Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, geçen hafta İstanbul'da Garipçe-Poyrazköy arasında yapımı planlanan üçüncü köprüye ilişkin çalışmaların 2.5 ayda biteceğini, kamulaştırma çalışmalarının ardından bu yıl içinde ihaleye çıkılacağını açıkladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a göre, kentin en kuzey ucundaki üçüncü köprü sayesinde:
-İstanbul üzerinden geçen transit trafik şehir içinden alınacak, kamyonlar kent içine girmeyecek ve trafik rahatlayacak.
- Üçüncü köprü güzergâhında yeni yerleşimlere ve orman tahribatına yol açmamak için titiz davranılacak, en az sayıda bağlantı yolu açılacak.
Kim 60 km fazladan gider?
Eski Karayolları Genel Müdürlerinden Atalay Coşkunoğlu'nun verdiği rakamlar ise bu öngörüleri doğrulamıyor. Coşkunoğlu'nun açıklamalarına göre, köprü için seçilen yer yanlış. Projede raylı sistem yok, bu nedenle köprü İstanbul trafiğini rahatlatmayacak. Aksine bir süre sonra etrafında kendi yerleşimlerini ve trafiğini yaratacak. Yani İstanbul trafiğini çözmeyecek, bu trafiğe yeni yük getirecek. Neden?
Coşkunoğlu yanıtladı:
- "Halen köprülerden geçen trafiğin yüzde 90-92'si şehiriçi ulaşım. Yüzde 8-9'u İstanbul'dan başka şehirlere giden veya başka şehirlerden İstanbul'a giren trafik (Yani bölgesel trafik). Yüzde 1-2'si ise transit trafik. Yüzde 1-2 için böyle büyük bir yatırım lükstür, gerekmez."
- "Bu köprünün İstanbul'un iç trafiğine hizmet edeceği düşünülemez. Kimse mecbur kalmadıkça İstanbul'un bir yakasından diğer yakasına geçmek için (önce iyice kuzeye ve sonra yeniden güneye doğru) fazladan 60 kilometre yol yapmak istemez."
- "Üçüncü köprü ve bağlantı yolları için 100-150 metre genişliğinde, 80-90 kilometre uzunluğunda bir orman alanının açılması gerekecektir."
Raylı sistem şart
Coşkunoğlu'nun itirazı dikkat çekici. Hem birinci hem de ikinci Boğaz köprüleri, itirazlar, protestolar eşliğinde yapıldı. Ve Coşkunoğlu her iki köprünün yapımı sırasında da Karayolları Genel Müdürlüğü koltuğunda oturuyordu.
Coşkunoğlu, halen çalışmalarını Vecdi Diker Çalışma Grubu'nda sürdürüyor. Vecdi Diker, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün kurucusu ve ilk genel müdürü.
Vecdi Diker'in adını taşıyan çalışma grubu ise eski ve yeni karayolculardan, akademisyenlerden oluşuyor. Düzenli toplantılarla ulaşımla ilgili projeleri ele alıyorlar. Raporları internette de yayımlanıyor.
Vecdi Diker Çalışma Grubu'nun değerlendirmesine göre:
Hızla büyüyen İstanbul'da bir üçüncü köprü olmalı.
Ama bu köprünün üzerinde mutlaka raylı sistem olmalı. Ve güzergâhı da İstanbul'un tenha yerlerinden, ormanlarından, su havzalarından geçmemeli. Milyonlarca insanın yaşadığı ve yolculuk ettiği yoğun nüfuslu ‘koridor'dan geçmeli.
Coşkunoğlu, "Bu proje (Garipçe-Poyrazköy güzergâhındaki üçüncü köprü projesi) durdurulmalıdır. Bu projenin İstanbul ulaşımına hiçbir faydası yoktur. Artı, Türkiye ekonomisine de fazla katkısı olmayacaktır. Büyük orman tahribatına yol açacaktır, ileride buralardaki yerleşmeleri devlet önleyemeyecektir, yeni kavşaklar yapılacaktır ve bu ormanlar -ki İstanbul için fevkalade önemlidir-, elden çıkacaktır. Bu arada su kaynakları da kirlenmiş olacaktır. Bugünkü idareler korusa, yarın gelen idare korumayabilir. Bu, Türkiye'deki siyasetin bir gerçeğidir" dedi.
Metrosunu yapamayan kentlerin metrobüsü olur
Dünya kentleri genellikle yağ lekesi gibi büyüyor. Yani, ortada merkez ve kent zamanla dışarı doğru yayılıyor.
İstanbul, farklı.
İstanbul, Boğaz'ın iki yakasında, doğu-batı ekseninde 80 kilometre uzunluğunda bir dikdörtgen. Kuzeyinde ise kentin su havzası ve oksijen kaynağı ormanlar uzanıyor.
Bunun dezavantajı: Çevre semtlerden merkeze yolculuk uzun sürüyor.
Avantajı: Bu dikdörtgenin içinde ‘uygun' bir koridor açılınca ulaşım rahatlıyor. Metrobüs, kentin iki yakasını ‘hızlıca' birleştiren bir toplu taşıma hattı. Bu yüzden de yoğun saatlerde balık istifi hizmet verdiği halde, rağbet görüyor.
- Metrobüs: Saatte maksimum 15 bin kişiyi taşıyabiliyor (bir yöne doğru). Yoğun saatte 50 bin kişilik talep var.
- Hafif raylı sistem: Saatte 30 bin kişi taşıyabiliyor.
- Metro: Saatte 60 bin kişi taşıyabiliyor.
İstanbullu trafiğe mahkûm çünkü...
İstanbullu neden 15 dakikalık yola iki saat harcıyor? Coşkunoğlu, yanıtladı:
- "Boğaziçi Köprüsü, 2x3 şeritlidir. Normal taşıma şartları altında günde 90 bin araç kapasitesine sahiptir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ise 120 bin araç/gün kapasitesine sahiptir. Yani iki köprünün normal hizmet kapasitesi 210 bin araç/gündür. Buna mukabil, şu sıralarda köprülerden bir günde geçen araç miktarı 430-440 bin civarındadır. Bazı özel günlerde bu 460 bine kadar çıkmaktadır."
- "Kapasite üzerinde vasıtanın geçmesi, geçiş sürelerini uzatmakta dolayısıyla işletme maliyetleri artmakta, işgücü kayıpları oluşmakta, yolcuların psikolojik durumu etkilenmekte ve atmosfere salınan gazlar çevreyi olumsuz etkilemektedir."
- "Boğaz köprülerinden çeşitli araçlarla günde 1 milyon 100 bin kişinin geçtiği hesaplanıyor. Deniz araçlarıyla da günde iki yaka arasında 200 bin kişi geçmektedir. Yani Boğaz aşırı seyahatler günlük olarak 1 milyon 300 civarındadır. Bu miktar, toplam şehiriçi seyahatlerin yüzde 10'u kadar olmasına rağmen (köprüden geçenlerin) seyahat mesafeleri daha uzun olduğu için trafiğe çok daha büyük, yüzde 40 civarında bir etki yapmaktadır."
- "Gelecek yıllar için yapılan analizlerde tüpgeçit devreye girse bile Boğaz geçişinde 550-600 bin araçlık kapasiteye ihtiyaç olduğu ortaya çıkmaktadır."
Raylar niye geç kaldı?
Karayolları, yeni bir köprü için ta 1998'de hazırlayıp teslim ettiği projede "Üçüncü köprüden raylı sistem geçmesi şart" demiş. Bu, projenin adında bile var: İstanbul Boğazı Raylı Sistem 3. Karayolu Geçişi. Ama madem raylı sistem çok iyi, ilk iki köprüde neden raylı sistem yok?
Her iki köprünün yapım aşamasında Karayolları Genel Müdürü olan Coşkunoğlu:
"O zaman (birinci köprü yapılırken) raylı sistem düşünüldü aslında da, o zamanki belediye öyle bir şeye lüzum görmedi. Çünkü zaten bütün tramvay hatlarını kaldırmışlardı. Yani köprüden geçecek tramvay hattı nereye bağlanacaktı?"
Oysa İstanbul değişiyor. Marmaray var, Avrupa yakasında metro hattı Yenikapı'dan Taksim-Levent-Hacıosman/Sarıyer'e varacak şekilde uzatılıyor. Anadolu yakasında hem Marmaray ve bağlantılı raylı sistemler var. Hem de Kadıköy-Kartal metro hattının inşaatı sürüyor.
Karayolları'nın 1998 tarihli çalışmasında raylı sistem bağlantısı düşünülmüştü. Çalışmada uygun görülen köprü hattı Arnavutköy-Vaniköy arasıydı. Karayolları ‘Poyraz-Garipçe' hattını ise su kaynakları tehdit edeceği ve şehiriçi trafiğe hiçbir katkısı olmayacağı için önermemişti.
Yazan: metesarikaya3'üncü köprü yeni modelle daha kârlı oldu Çin'den de teklif gelir Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, 3'ncü köprü için 5 Nisan'da yapılacak yeni ihaleye teklif geleceği konusunda ümitli olduklarını söyledi. ... http://www.arkitera.com/haber/index/detay/3uncu-kopru-yeni-modelle-daha-k%C3%A2rli-oldu-cinden-de-teklif-gelir/6596[B][/B]
Yazan: metesarikayaZaman gazetesinden,Selim Kuvel'in haberine göre; İstanbul Boğazı'na 3. köprü yapımını da içeren 414 kilometrelik Kuzey Marmara Otoyolu Projesi'nin 'özel sektör eliyle mi' yoksa 'öz kaynakla mı' yapılacağı yönündeki tartışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son noktayı koydu. 3. Boğaz köprüsü ile 60-65 kilometrelik bağlantı yolları yap-işlet-devret (YİD) modeliyle, özel sektör eliyle yapılacak. Geriye kalan 350 kilometrelik otoyol ise öz kaynakla inşa edilecek. 18 firmanın şartname aldığı ancak teklifin gelmediği ihale sonrasında köprünün 'öz kaynakla mı' yoksa 'şartların revize edilerek mi' yapılacağı konusu gündemi meşgul etmişti. Konu önceki gün, AK Parti Genel Merkezi'nde yapılan toplantıda karara bağlandı. Başbakan Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantıya, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katıldı. Edinilen bilgilere göre görüşmede, Bakan Yıldırım, özel sektörün 5 milyar dolarlık ihalenin ikiye bölünmesini istediğini belirterek, "Özel sektör daha çok köprü ve bağlantı yolları ile ilgileniyor. 350 kilometrelik otoyolun hem maliyetinin hem de maliyetin geri dönüşünün yıllar alacağı endişesini yaşıyor." bilgisini verdi. Babacan ve Şimşek'in de bütçe disiplini açısından ihalenin ikiye bölünerek ilk kısmının özel sektör eliyle yapılmasına sıcak bakmasının ardından Başbakan da kararını özel sektörden yana verdi.
Yazan: Omer Yilmazinşallah 7-8 köprü daha yapılır .Bu mesajı ve ekindeki reklam linklerini gönderen forum kullanıcısı -gönderdiği başka benzer reklam mesajları nedeniyle- banlandı ve mesajları silindi. Yorumların anlamsız hale gelmemesi için buraya not düşüyorum.
Yazan: s_yinşallah 7-8 köprü daha yapılır . :) Yeni yapılacak köprünün malzemelerini sizden alacakmış RTE merak etmeyin. Bu reklamdan sonra ben de gelmeyi düşünüyorum, bakın iki kişiyi ikna ettiniz bile.
Yazan: Cemil GönülalanMesajınızı sadece linklerin reklamını yapmak için gönderdiğinizi düşünüyorum.Keşke böyle şeylere gerek duymasanız.Hatta mesajlarınızda link yer almasa.
Yazan: BirmimarYıl 1995; üçüncü köprü tartışmaları gündeme alınmış durumda. Geçmiş tartışmaları anısatan notlarım şöyle:
Çocukluğumuzda biz de suyla oynamaya bayılırdık. Önce, yol kenarından akan suyun önüne toprak set yapar, sonra setin bir noktasında açtığımız yarıktan suyu bırakır, biraz ötedeki başka bir sete kadar gitmesine izin veriridik. Önündeki engeller kalktıkça su yokuş aşağı ilerlerdi. Biz de doğaya -kendi çapımızda- hükmetmenin tadını çıkarırdık.
Yaşlar ilerledikçe, ölçek ve malzeme değişti ve oyun çeşitlilik kazandı. Bazılarımız sel gibi akan arabalarla oyunu sürdürdü: önce yollar genişletilip daha fazlasının akması sağlandı; kavşaklarda birikme arttıkça çok katlı geçişler inşa edildi. Ama amaç hep bir sonraki kavşağa kadar akıtmaktı. Araba sürüsü aktı aktı, geldi suya dayandı; biraz duraladı; �çoban� kavalını çalmaya başladı ve sürü karşıya geçti.
Bir taksiye bindim. Sürücü ilk kavşakta otuz saniye kadar beklemek zorunda kalınca, hemen çözüm getirdi: �Abi şuraya bir köprü yapacaksın, kimse beklemeyecek�. Kafasındaki çözüm, herhalde şöyle bir şey: önden bir istihkam birliği gidecek, her tıkanmada bir köprü kuracak; o geçtikten sonra köprüyü toplayacak. Bunu biraz lüks buluyor olmalı ki önermedi.
Teknolojinin en son olanakları da kullanılsa, �sorunu bir sonraki kavşağa kadar çözme� ilkesi hiç terk edilmedi. Terk edilmeyen bir başka ilke de �içindekileri değil arbaları taşımak� idi; sanki bilinmeyen bir nedenle yerden araba fışkırıyor ve bunlar yerçekimi ile bir yerlere doğru akıyordu, elden gelen bu akışı hızlandırmak idi. İçindekilerin bu akışa ivme kazandırmakta hiç rolü olmadığı söylenemez elbette. Çünkü araba sahibi olmak önceleri tek başına prestij sağlarken, giderek insanların gücü arabalarını hangi noktaya kadar götürebildikleri ile ölçülmeye başlandı: önceleri evinin kapısının önünden işinin kapısının önüne kadar gidenlerin bir bölümü, artık yataklarının yanından büro masalarının yanına gitmeye çalışıyorlardı. Trafik keşmekeşinin artması, güç gösterme yarışının önemini de arttırdı.
Boğaz�a köprü fikrinin ortaya çıkışında, özel araba sahipliğini özendirmek tek etken değildi şüphesiz. Atları, arabaları, insanları, herhangi bir engelle karşılaşıldığında bekletmeden karşıya geçirmek, tarihin her döneminde bir güç gösterisi olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, hem yöneticilere, hem de gerçekleştirecek firmalara kazandıracağı prestij nedeniyle, Osmanlı döneminden başlayarak, ileri teknolojiye sahip ülkelerden zaman zaman Boğaz�a köprü önerileri gelmiş olması doğaldır. Doğal olmayan, bu önerilerin 1960�lara kadar geri çevrilmiş olmasıdır. Şaşılacak bir başka gelişme de, bir Amerikan firmasının Abdülhamit�e önerdiği ve her ayağında birer �cami� bulunan köprü projesi dururken, İngiliz ve Japon firmalarının tasarladığı ve kültürümüzle yakın-uzak bir ilgisi bulunmayan (!) iki köprünün inşa edilmiş olmasıdır. Ama henüz Boğaz�ın üzeri köprülerle kapanmadığına göre, �camili proje� de şansını yitirmiş sayılmaz.
BOŞUNA MI TARTIŞTIK?
Boğaz�a 70�lerde birinci köprünün yapılmasını sağlayanların gerçekleştirdiği en önemli toplumsal katkı, belki de, köprüler üzerine yoğun bir tartışmayı başlatmış oluşlarıdır, bir teşekkürü hak ediyorlar doğrusu. 60�ların sonlarından başlayarak, Köprü�nün açılmasına dek süren bu tartışma ortamı, belli bir çevrenin siyasi yelpazedeki yerini belirlemesinde ve toplumsal olaylara bakış açısını gözden geçirmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ama ortaya atılan görüşlerin sıradan insanların kafasında bıraktığı tortu konusunda iyimser olmak için bir neden bulunduğu söylenemez.
Köprüye ilişkin tutumumuzun genelde �olumsuz� olduğunu anımsayan, ama nedenini hiç bir zaman kavrayamamış bulunan ileri yaşlardaki çok saygı duyduğum bir komşu teyze, trafiğin açık, havanın güzel olduğu bir gün, araba ile birlikte karşıya geçerken dönüp �belki o zaman savlarınızda haklı idiniz ama Köprü ne büyük kolaylık oldu değil mi?� dedi ve ekledi: �üstelik o kadar da çirkin değil, ne dersin?�. Sadece yutkunup, belli belirsiz bir şeyler mırıldandım. Zaten onun da kulağı pek iyi duymuyordu; böylece anlaştık ve �havanın� güzelliği de sürdü. Ama köprü tartışmalarını, kafamın içinde bir kez daha dolaştırma gereğini duydum.
O zamanlar �plan�a fazla bel bağlanıyordu; bir şey planlı olursa yurt çıkarına ve halk yararına olurmuş gibi geliyordu. Sanki bir ülke planlı bir biçimde satılamaz, bir halk planlı bir biçimde perişan edilemezdi. Kısacası plan �olumlu� bir kavramdı ve köprüye karşı çıkanlar, bunun plansız, programsız bir yatırım oluşunu eleştiriyorlardı. Sadece ulusal planda değil, kentin nazım planında öngörülmemişti; plana sonradan �emrivaki� olarak eklenmiş, ancak bu kez de uygulama planına yansıtılmadığı için, hem köprü inşaatı �ruhsatsız� başlatılmış, hem de çevre yollarının kamulaştırılması yasal dayanağa oturtulmamıştı.
Böylece plansızlığa bir de yasa dışılık ekleniyordu. Yasanın ve anayasanın içinde kalmak da o sıralar �olumlu� davranış olarak niteleniyordu. 80�leri ve 90�ları yaşadıktan sonra görüldü ki, gereğinde bir gecede, kişiye özel yasalar bile çıkarılabilmekte ve bunlarda toplum yararı aranmamaktaydı.
Köprü ile ilgili etütlerin ve projelerin �yabancılara�, üstelik �gizli� olarak hazırlatılması, Türkiye�deki bilim çevrelerinin tartışmasına açılmamış olması da eleştirilmişti. Oysa daha sonra, tüm toplumsal ahlaksızlıkların açıkça ve öğünerek yapıldığı ve giderek bu tutumun yeni ve olumlu bir ahlak anlayışı olarak yerleştiği bir dönem yaşanmaya başlanınca, bu eleştirinin de önemi azldı. Bir işi yabancıya yaptırıyor olmak ise bir övünç aracı oldu.
GÜZELLİK Mİ? ÇİRKİNLİK Mİ?
Köprü ile ilgili ana tartışma konularından biri de, güzel mi çirkin mi olduğu idi. Körü�nün güzelim Boğaziçi�ne layık şık bir gerdanlık olduğunu söyleyenlere karşı, kamu oyunu ikna edici estetik savlar ileri sürmek oldukça zordu. Dalokay, Ankara�dan imdada yetişti ve bir basın toplantısında şu iki noktayı vurguladı:
� �Köprü, görünüş olarak, insan psikolojisi olark, yaşama nizamları olarak Boğaziçi�ni küçültecektir.�
� �Köprü Boğaz kıyılarında yoğun iskanı teşvik edecek, bu baskıya imar planları ile karşı konamayacaktır. Yüksek binalarla dolduğunda, torunlarımızın bir Türk Boğaziçi�nin varolmuş olduğunu bilemeyeceklerini düşünmek, ürküntü vericidir.�
Dalokay, tartışmayı, �güzellik-çirkinlik� oyunu olmaktan çıkarıp, kültür ve tarih bilinci alanına kaydırmaya çalışıyordu. Sonunda, �köprücüler� her ayağında birer cami bulunan Amerikan projesini de aşarak, ayaklarının biri Ortaköy Camisi�nin, öteki Beylerbeyi Sarayı�nın yanına basan bir köprü gerçekleştirip, �Türk Boğaziçi�ne çağdaş bir katkı yaptılar ve ulusal kültür ile bütünleşmeyi de böylece sağladılar. Üstelik yeni iki cami inşa etme masrafından da kurtuldular.
Ulusal bütünleşme bağlamında bir başka tartışma daha anımsanmaya değer. Köprüye karşı savlar arasında, yabancı gemilerin geçişini engelleyerek Montreux Andlaşması�na ters düşüleceği görüşü de vardı. Gerçi bu konu, sonunda, köprünün yüksekliği tartışmasına dönüştü ama, bu gün olsa, sırf Batılılar�ın dayattığı bir andlaşmaya karşı bir tutum sergilemek için bile, böyle bir köprü yapılmasını savunarak tabanını genişletmeye çalışan siyasi görüşler ortaya çıkabilirdi. Böylece iki yakayı bir araya getirmenin yanısıra, tüm milleti bir araya getirmeye katkısı olurdu Köprü�nün (!).
DELİ DUMRUL�UN VE FİRAVUNLARIN KÖPRÜSÜ
İki yakayı biraraya getirme konusnda �karşı� takım, hem �ulusal� bazda, hem de �firma� bazında eleştiriler getiriyor, finansmanın ekonomiye getireceği yükü tartışıyorlardı. Köprü�nün son yıllarda giderek artan geliri dikkate alındığında, köprünün �firma bazında� �feasible� olmadığından artık kimse söz edemiyordur. Buna karşılık, �toplumsal maliyeti yüksek, toplumsal yararı düşük ve önceliği olmayan bir yatırım� olduğunu savunanlar Köprü�ye çeşitli adlar taktılar. Kimi �Deli Dumrul�un köprüsü� dedi, geçenden bir akçe, geçmeyenden döve döve iki akçe alındığını açıklayarak, daha çok üst gelir grubu kullanırken, orta ve alt gelir grubuna ödetildiği için. Kimi �çağdaş firavunların piramiti� olduğunu ileri öne sürdü, halka yarar sağlamayan, sadece yönetenlerin isteği ile yapılan büyük bir yatırım olmasını neden göstererek. Kimi ise, otomobil sahiplerinin kullanacağı dev bir oyuncak olarak niteledi; oysa zaman içinde görüldü ki, koşucular, intihar etmek isteyenler, klasik mehtap yerine �çağdaş lineer mehtap�seyretmeyi yeğleyen yeni romantikler de Köprü�den yararlanıyorlardı. Giderek Boğaz�da taşınmaz mal değerlerini belirlemede de kullanılır oldu; pazarlanacak konutların �kaç köprü gördüğü� de önem kazandı.
Köprü ve çevre yollarının maliyeti ve yaratılacak rantın mertebesi konusunda çok değişik rakamlar dolaştı ağızlarda. Maliyet birbuçuk ila sekiz milyar arasında öngörülürken, rantın seksen ila yüz milyar arasında olacağı öne sürüldü. O yıllarda ulusal gelirden kişi başına düşen 3000 lira, ortalama maaş 1000 lira, kentin nüfusu ikibuçuk milyon, Çemberlitaş�taki Nazım Plan bürosunun duvarına asılan nazım plan 14,5x 4.5 metre, tüm kentin kanalizasyonun yapma bedeli 700 milyon, Boğaz�daki en pahalı daire bir milyon lira idi.
Yatırım önceliği tartışmaları kapsamında, bu parayla, Ankara�nın konut sorununun, ya da İstanbul�un kanalizasyon sorununun çözülebileceğini, veya bilmem şu kadar okul inşa edilebileceğini ileri sürenlere başbakanın yanıtı yeterince açıktı; yabancılar bu parayı okul yapmamız için değil, köprü yapmamız için veriyorlardı. Parayı aldılar ve Köprüyü yaptılar.
KÖPRÜYÜ AÇ, ODALARI KAPA
Köprüye karşı olanlar, üretebildikleri karşı tezlari, bazan yeterince tartmadan, kamu oyuna iletiyorlardı. Örneğin Köprü�nün kent içi trafiğe etmeyeceği söyleniyordu; keşke etmeseydi. �Köprü yapılır ama çevre yolları tamamlanamaz� deniyordu; keşke tamamlanmasaydı. Köprü savunucuları da anında bunları çürütmeyi amaçlayan görüşler açıklıyorlardı. Her ne ise, iki yılın sonunda kutuplaşma arttı; giderek Köprü, �karşı takım� için, yanlış yatırım politikalarının, dışa bağımlılığın, kent yağmacılığının simgesi oldu; �Köprücüler� için ise, karşı çıkılan olumlu işlerin simgesi. Sonunda karşı çıkanlar �komünist� olmakla suçlandı ve �onların eline geçen meslek odalarının kapatılması gerektiği� savunuldu. Meslek odalarının birinde, geçtiğimiz aylarda yapılan bir �geçmişi anma� toplantısında, �Boğaz Köprüsü mücadelesi�nden söz edilirken, ilginç bir yorum yapıldı:
�Oda�nın hazırladığı bilimsel rapora, o dönemin sol görüşlü siyasi kuruluşlarının sahip çıkıp kendi savlarını da ekleyerek savunmuş olmaları, Oda�nın bu konudaki görüşünün kamu oyunca benimsenmesini engellemişti. Ne olurdu sanki bu bilimsel görüşlere dönemin başbakanınca sahip çıkılsa?�
Aradan 25 yıl, triyonlarca liralık kentsel yağma ve ikinci bir köprü geçti. �Köprüler tuzağı�nın ürünü olan ikinci köprü, birinciye göre öyle sessiz sedasız geçti ki, neredeyse kimse duymadı. Tartışma, birinci köprü ile birlikte bitmiş, olan olmuş, Boğaziçi�nin �genç kızlık� dönemi kapanmıştı sanki. Bundan sonra kaç tane daha yapılsa farketmezdi.
..............................................................................................................
Aradan bir 15 yıl daha geçti. Artık İstanbulun başına neler geleceği açıça ortada; ama bu güzeller güzeli, bir kez kötü yola düştü mü "Allah kurtarsın" demekten başka çare kalmıyor, bu örgütsüz toplumda.
Yazan: ferhathttp://www.mimarlikuzerine.com/2011/03/ucuncu-kopruye-ihtiyacimiz-olmadigini-gosteren-5-gecerli-sebep/
Yazan: ncc3'te yetmez 4 tane... http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/558254-3-de-yetmez-4-tane-kopru
Yazan: Derya Yazman3. Köprü Yerine Yaşam Platformu'nun yapmış olduğu eylem çağrısı: [SIZE=3] [/SIZE] [LEFT][LEFT][SIZE=3]"3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, 3. Köprü projesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine girmesi üzerine 16 Haziran Çarşamba günü saat 19.30’da OMO İstanbul Şubesinde toplandı. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Geçtiğimiz günlerde basından 3. Köprü Projesinin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin Bayındırlık ve İmar Komisyonuna iletildiği öğrenildi. Bugün (16.06.2010) Bayındırlık ve İmar Komisyonu tarafından görüşülmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine getirilen köprü projesi bugünkü meclis gündeminde oylanarak karara bağlanacak.[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Platform toplantısında tüm bu gelişmeler değerlendirilerek 17.06.2010 Perşembe saat 13.00’te mümkün olan en geniş katılımla İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde buluşulup bu rant köprüsüne dur demek için demokratik tepkimizi gösterme kararı alınmıştır. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Bilimin, doğanın ve halkın sesine kulaklarını tıkayarak, bu cinayet projesini oylamaya kalkanlara izin vermemek için tüm duyarlı İstanbul halkını ve platform bileşenlerini bugün saat 13.00’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde yaşamı savunmaya çağırıyoruz."[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU[/SIZE][/LEFT] [/LEFT]
Yazan: sweetboyzyapılmamalı bence 3 köprü o güzelim mnzarayı 3 köprüyü kaldırmaz
Bütün yorumları forumda okuyun!








