"Şişli'de bir apartman, yoksa eğer halin yaman, nikel kübik mobilyalar, duvarda yağlı boyalar..." Türkiye'nin en uzun soluklu müzikallerinden "Lüküs Hayat"ın melodileri müzikallerle ya da tiyatro ile biraz ilgilenen herkesin ezberindedir.
Yıllardır Lüküs Hayat'ın kadrosunda yer alan Zihni Göktay sahnedeki gibi enerjik biri. Karşısındakini gülümseten bir enerjisi var. Türk tiyatrosunun duayeni son dönemde tartışmalara neden olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin eski ve yeni halini anlattı.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben karşı çıkmadım. Yenisinin yapılacağından emindim. Çünkü 2008 yılında bir tiyatroyu yıkıp da, yerine market yapmak, nikâh salonu, alışveriş merkezi yapmak gibi bir şey kimsenin aklından geçmez. Ben iyi niyetli biriyim. 46 yıllık meslek hayatımda çok şey gördüm. Ne tiyatrolar yıkıldı, pasaj yapıldı, yarısı kebapçı oldu, yarısı salon, yarısı ise gece kulübü... İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş Üsküdar Müsahipzade Celal Tiyatrosu yıkıldığı zaman, "Bunun yerine modern, dört katlı bir tiyatro yapacağız ve daha rahat bir salonda oynayacaksınız" dediğinde bunu yapmıştı. Ve "Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" demişti. O salonun açılışını birlikte yaptık, kurdele kestik. Sanatçı sayısı giderek artıyor, İstanbul 15 milyon oldu, yeni çevrelerde tiyatrolar yapılıyor. Tiyatro binası yapılması iyi bir şey. 8-10 şubeli bir belediyenin desteklediği tiyatro dünyada yok. Ne Paris'te, ne Berlin'de, ne de Roma'da... Onlar tek bir tiyatroyu besliyor. Bizim ise 10 şubemiz var. Tiyatroların yenilenmesi lazım, gayet de güzel oldular...
Haberin devamı ↓reklam
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nden önce oyunlar nerede oynanırdı?
İstanbul daha Büyükşehir Belediyesi değilken bizim Beyoğlu'nda bir Yeni Komedi sahnemiz vardı. Bu Yeni Komedi Sahnesi de emekli sandığının malıydı. Emek Sineması'nın bulunduğu yerdeydi. O zamanlar Emekli Sandığı tiyatromuzun kirasını 10 bin lirayken 30 bin lira yapınca Vasfi Rıza Zobu buna sinirlendi. "Ben oraya 30 bin lira kira vermem, alsınlar" dedi. Aldılar tiyatroyu, kimse sahip çıkamadı. Kültür Bakanlığı daha yoktu o zaman. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir kültür müsteşarlığı vardı. Kimse sahneyi koruyamadı. Vasfi Bey'in inadı tuttu, orayı elden çıkardılar. Orası Hatemoğlu Konfeksiyon Atölyesi oldu. Sahnede hâlâ dikiş makineleri durur, balkonu yerindedir, ama salondaki koltuklar sökülmüştür. Eski Komedi Sahnesi de Tepebaşı'ndaydı. Biz hiçbir şeye sahip çıkamadık. Ne kültürümüze, ne tarihimize, hiçbir şeye.... Utanarak söylüyorum. Neticede, bir yeni tiyatromuz vardı, onu da elden çıkarttık.
Sonra neler oldu?
Bu sırada eskiden Spor ve Sergi Sarayı olan yerin yanında, Mayıs aylarında bir aylık İstanbul fuarı gibi bir sergi yapılıyordu. Muhsin Ertuğrul'un bulunduğu binanın yarısı Sümerbank pavyonuydu, Sümerbank'ın ürettiği kumaşlar, bezler sergilenirdi; yarısı ise Etibank pavyonu... Türkiye'de çıkan madenlerin örnekleri fanus içinde orada teşhir edilirdi. Önce o bina ve en sonunda da İstanbul sergi olayı bitti. Lütfi Kırdar'ın orada da sergi salonu vardı. Orası sonra Yaşar Nurul Spor Salonu oldu, şimdi ise Lütfi Kırdar Salonu. Netice itibariyle biz eski Sümerbank ile Etibank pavyonunu tiyatro yapalım dedik. Elden geçti, Suna (Pekuysal) Abla'nın kocası Ergun Köknar mimardı, hem aktör hem de mimardır. Orayı tiyatro haline getirdiler. Yani orası zaten bir tiyatro olarak inşa edilmedi, zaten sakat doğdu, sakat da devam etti, ama yıkılırken kıyametler koptu.
Yeni binayla ilgili sorunlar yaşandı mı?
İlk günlerde bazı teknik sorunlar yaşandı, bunlar normal. Ben orada hastalandım, o açılıştan beri düzelemedim. Fakat bu dünyanın sonu değil. Kıyamet koparmamak lazım. Pollyanna'cılık oynamıyorum ama bardağın bir tarafını da dolu görmek gerekiyor. Devamlı eleştiriyoruz. Eleştirel hakkımız saklı. Sanatçı zaten birtakım toplumsal olayları eleştiren insan demektir. İnsanı insana insanla anlatan bir mesleğin sahibiyiz. Ama devamlı muhalif olmak bizi yoruyor, karşı tarafı da yoruyor. "Buralar eksik yapıldı" demek yorucu oluyor. Gayet güzel 600 kişilik bir tiyatromuz var artık.
Siz sahnede çok enerjik bir insansınız. Hayatın içinde de böyle olduğunuzu biliyoruz. Ama hep yaşınızdan daha büyük karakterleri canlandırıyorsunuz. Neden?
"Ağır ol molla desinler" lafına mı inandım acaba, değil mi? Yok, yok değil. 64 yaşındayım ve şimdiye kadar 80 kadar piyeste oynadım. Özel tiyatro hayatım da var. 10 sene özel tiyatroda oynadım. Şehir Tiyatroları ailesine 1973 yılında katıldım. Hep olgun roller, yaşımdan büyük rollerde oynadım. Enerjik, dinamik bir yapım vardır, ama her role de uyarım, rolün gerektirdiğine uyarım.
Akbil'iniz varmış, halktan kopmamak için bu yolu seçtiğinizi söylüyorsunuz.
Halktan kopmam. Ehliyet almadım, zaten beceremiyorum. Teknolojiyle aram iyi değil benim. Hele cep telefonunu hiç kullanamıyorum, açar kapatır sadece konuşurum, mesaj yollayamam. Gözlerim de müsait değil zaten, sarı nokta zafiyetim var. Akbil'im olduğu için çok zenginim. Bütün deniz otobüsleri benim, bütün körüklü-körüksüz otobüsler, çift katlı, tek katlı otobüsler benim. Metrobüsler, metrolar benim. İDO'lar, şehir hatları hepsi benim, ben zenginim. Bir de 60 yaşını geçtiğim için tenzilatlı kartım var. İstediğim gibi değerlendiriyorum. Arabam var, ama ben kullanmıyorum. Panik atak durumum var, kaza yapmayayım diye bilerek ehliyet almadım. Hanım getirip götürür, oğlum getirip götürür.
Eşinizle tanışma hikâyeniz çok ilginç.
Eşim komşu kızıydı. Ben onu bir süre izledim. Sonra bir gün balkonuna kibrit kutusunun içinde pusula yolladım. Ağır olsun diye de jeton koydum. İlk seferinde tutturamadım ama ikincisi balkona denk gegeldi. Sevinç Hanım aldı, okudu. Sonra bir gün mahçup bir şekilde çalıştığı dairenin önünde bekledim. Sevinç Hanım ile 32 yıl önce evlendim. İki çocuğumuz var.
Çok güzel yemek yaparmışsınız. Mutfağa girdiğinizde bir erkek böyle yemek yapamaz derlermiş.
Yaparım. Mutfağı dağınık bırakmam katiyen. Hanım evde olduğunda beni sokmaz. "Bu benim görevim" der. Ben Osmanlı mutfağı, eski İstanbul mutfağı ve Ege mutfağını sevdiğim için o tür şeyler pişiririm. Güneydoğu mutfağı ile ilgili hiçbir şeye ise elimi sürmem. Çünkü o benim kültürüm değil. O bir mozaik: Lahmacun, kebap, muhammara, humus, şakşuka gibi. Hem sağlık açısından hem de kültürel açıdan bir mozaik. Ben İstanbul doğumluyum. Fatih'in İstanbul'u aldığı semtte doğdum. Tarihi yarımadada doğdum. Ben doğma büyüme Fatihli'yim. Müjdat Gezen'le aynı mahallede doğup büyüdüm. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Suna Pekuysal, Türkan Şoray, Savaş Dinçel hepimiz Fatihli'yiz. Fatih birçok sanatçı yetiştirdi. Çoğumuz akademisyen değiliz, halkevinde yetiştik.
Geleneksel Türk tiyatrosunu soracağım. Yeni nesillere yeterince aktarılabildi mi?
Yok, aktarılmıyor. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağar, der bizimkiler. Türkiye hiçbir şeye sahip çıkamadı. Üzücü bir şey. Geleneksel Türk tiyatrosunu olduğu gibi değil de, benim tabirimle kari kadim dediğimiz eski bir tarzda değil de, ana iskeleti sabit tutarak, gündemleştirerek, günümüze, dev icat dediğimiz günümüze uydurarak, hicvederek geliştirseydik geleneksel tiyatromuzu bugünlere getirebilirdik. Çok az örnek kaldı. Ben ve Müjdat (Gezen) korumaya çalışıyoruz. Metin Akpınar da korumaya çalışmıştır. İtalyanlar Commedia dell`Arte'lerine sahip çıktılar, Almanlar Brecht'lerine sahip çıktı, İspanyolların da vardır halk tiyatroları. Biz koruyamadık. Mesela, Yunanistan Karagöz'e sahip çıktı, 49 tane karagöz tiyatrosu var. En iyi ustaları iki ay önce öldü. Onlar sahip çıktı, biz ise Karagöz'ü Ramazan'dan Ramazan'a hatırlıyoruz. Geleneksel Türk tiyatrosunu korumaya çalışan sanatçıları da Ramazan'dan Ramazan'a...
Meslek hayatınızda en sevdiğiniz rol hangisi oldu?
Cevap meslek hayatımın yarısıdır. Tabii Lüküs Hayat'ın yeri ayrı, ama Resimli Osmanlı Tarihi'ni severek oynadım. Sadece opera, müzikaller değil, aynı zamanda çok ağır oyunlarda da rol admı. Polisiye oyunlarda, ortaoyunlarında oynadım. Çağdaş Amerikan Tiyatrosu oyunlarında rol aldım. Arthur Miller, John Patrick, Agahta Christie, Boyler oynadım. Shakespeare, İbsen oynadım. Çok değişik oyunlarda rol aldım. Seyirliklerde oynadım, Anadolu seyirliklerinde sahneye çıktım. Karagöz oynattım. Ankara'da geceyarısı tiyatrosu yaptım, sandviç tiyatrosu yaptım. Yani tiyatronun her dalında hizmet verdim.
Bazı oyunlarınızın içine doğaçlamalar yerleştiriyorsunuz.....
Evet, günceli koruyarak doğaçlama yaparım. Bu da gayet güzel olur. Eskiyen şeylerin yerine yenisini koymak lazım. Lüküs Hayat'ın 26 yıl sürmesinin en temel sebeplerinden biri budur.
Yazan: Aslı Özbayne yazık ki harbiye'de mimari açıdan kayda değer, çağdaş bir sanat kompleksi yapma fırsatı da kaçırıldı... kaçan kimbilir kaçıncı fırsat bu. sanal forumlarda ya da medyada çırpınan birkaç duyarlı isimle yakalanamıyor bu tür fırsatlar maalesef! oysa konu 2007'den beri tartışılıyor. bu sürede pekala nitekili bir projeyle nitelikli bir yapı elde edilebilirdi. ama hayır, rutin kendini gösterdi ve bu önemde bir kamu yatırımı, 'belediye başkanının yakını' (?) bir mimara ve neredeyse müellifin kaşını/gözünü tarif eden bir şartnameyle (forumun başında cem ilhan gayet açık belgelemiş) verilebildi... "bu yatırımı buraya değil şuraya yapın" çırpınışlarının bile konuşulamadığı bu süreçte, proje/bina kalitesi tartışmanın zamanı da çoktan kaçmış durumda. soru: mart 2008 bildirisine imza atan oda (ya da dernekler) ihale şartnamesine -hadi geçtim dava açmayı - "resmen" itiraz ettiler mi? bu sorunun yanıtını umarım yaklaşan genel kurul'un çalışma raporunda buluruz.. eğer hukuki yolları nitelikli kamusal mekanlar elde etmeyi sağlayacak şekle dönüştüremezseniz, bunu kendinize "öncelikli" uğraşı alanı olarak belirlemezseniz, olacak olan budur. bununla da örgütler uğraşır. eğer meslek ortamını perişan eden KİK'nu düzeltecek girişimleri ısrarla sürdürmezseniz, idarelerin keyfi icraatlarını hukuken izleyip önleyici eylemler düzenleyemezseniz, "tüm kamu yapıları yarışmayla elde edilsin" vb politikalar için sürekli bir diplomasi gayretini, yapacaklarınızın 10. sırasına bile yerleştirmezseniz... yani asıl işlerinizle uğraşmayıp, buna karşılık topluma her fırsatta "irtica geliyor dikkat" mesajlarını verecek ve sonuçta da defalarca mahçup düşeceğiniz bildirilere balıklama atlarsanız... 'atı alan üsküdarı geçer' ve siz de (meslek camiası ve temsilcileri olarak) hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem işinizin ehli olmadığınızı cümle aleme ilan etmiş olursunuz, hem de sonuçlandırılabilecek potansiyel projeler için güvenilirliğinizi yitirirsiniz. bu, ülke yöneticilerine "rağmen" meslek ortamının üstesinden gelmek zorunda olduğu bir sorun. ve bu seviyeye gelemedikçe, muhsin ertuğrul tiyatrosu gibi birçok vakayı hüzünle izlemekten başka çaremiz olmayacak.
Yazan: luminaKendini rakamsal büyüklüklerin büyüsüne fazlaca kaptırmış bir zihinsel ortaklık var karşımızda. Genel olarak AKP belediyelerinin yaptıkları işleri tanımlamada kullandıkları dilsel çerçeve bir "büyüklük şiddeti" çağrıştıracak rakam eşitlemelerine yaslanıyor. Örneğin, 1km değil 1000 metre gibi. Çok kaba ve hızlı bir analojiyle bunu şöyle tanımlayabiliriz belki: 60'lar mühendis ideolojisiyle tanımlanabiliyorsa, 90 sonrasını da "müteahhit ideolojisi" içinden anlamlandırmaya çalışmak (geçici ve sansasyonel) kısmen mümkün. Yani, iş yapma yeterliliğini, ehil olduğunu m2 birimin önünde yazan rakamın şişkinliğine sıkıştırmış bir kalabalık grubu konuşuyoruz aslında. Mekan üzerinde söz, fikir vs üretmek değil de mekana kurulu bir kontörü mümkün olduğunca kalabalık rakamlar ile tanımlama hali. İşi veren ve işi alan arasındaki bu mutabakat mekana müdahalenin sınırlarını ancak bu dar kapsama sıkıştırıyor. Öte yandan bu sıkışmışlığa muhalafet ediyor gibi görünen itiraz da aslında mekana dar bir nitelik talebinden çok bir takım soyut temsiliyetlerin tehlikeye girdiği endişesinde görünür oluyor. Bu türden muhalafetin derdi de mekanın niteliğinden çok, mekana içkinmiş gibi düşünülen temsili değerlerin hırpalanmaması, yani olduğu gibi kalması talebinde yoğunlaşıyor. Bu arızalanma sadece mimarlık eğitiminden çok toplumsal organizasyonumuzda ortaya çıkan dil, algı, program vs. gibi çok saçaklı aralıklara sirayet eden bir "düşünmeme" kültürüyle alakalı galiba. Fikir-mekan fakirliği kendini en kolay malzeme-kaynak zengini görüntülerle hokuspokusluyor. Cepteki kağıt sayısının ya da bankadaki dijital rakam kalabalığının kendisi yaşantıya yönelik tek nitelik bağlantısı gibi satmayı kolayca sürdürüyor.
Yazan: saitali köknarBu memleketin mimarlık eğitiminde bir problem var da, hadi dur. Yani bir ülkenin az sayıda önemli yapısını yapacak mimarların tasarım becerisi ve/veya mesleki ilişki kurma becerisiyle içinden seçildikleri havuzun (yaratıcı insan birikimi, creative human capital) ortalaması bu kadar mı düşük olabilir dedirtiyor bu proje bana. Politik çekişmecelerden midir, açlık-hayat mücadelesinden midir, bir türlü iş yıllarca yüzüne bakacağımız yapıların niteliklerini konuşmaya gelemiyor. Son zamanlarda gördüğüm yapılar ezici çoğunluğu, insan ölçeği ile ilişki kuramıyor. Mimarlık eğitiminin (okul ve okul sonrası) hangi aşamasında edinilir bu ölçek bilinci. Neden adeta çizildikleri ölçeğin iki üç katı boyutta inşa edildikleri hissi uyandırıyor bu ve benzeri yapılar bende? Yeni malzeme ve detayları henüz insanlık olarak sindiremediğimiz için mi, yeni ortaya çıkan giderek herşeyi kolaylaştıran yapım teknolojilerini yönetemediğimiz için mi, çağdaş yaşamın kucağımıza bıraktığı kocaman programları insani bir çevreye yaratacak şekilde örmeyi beceremediğimiz için mi... Sonuçta hızla değişen sosyal örgütlenmemiz, yer değiştiren sınıflar, zenginliğin (maddi, manevi ve ilmi) çok hızlı el değiştirmesi, bizi karşılaştığımız mimari sorunlarla başa çıkamayacak bir yaratıcı insan kapitali ile baş başa bırakıyor. Yakın gelecekteki en önemli işimiz, yarışmalarla, ödüllerle, yıllıklarla, seçkilerle özendirerek, yapmaya olan sevgileriyle bu uğraşı içselleştirmiş insanları bir araya getirerek, tecrübeleri paylaşarak, birikimleri yayınlayarak bu yetenek havuzunun zenginleştirilmesi olmalı. Yoksa böyle fikir-mekan fakiri, malzeme-kaynak zengini yapılara bakarak yaşlanacağız. Bu proje aman yapılmalı mı yapılmamalı o kadar çok tartışıldı ki, buraya "ne yapılmalı" tartışılamadan es geçildi. Kongre vadisi yarışmasında da es geçildi. Bir fırsattı. UIA için gereken düzenlemeye ek bir de fikir yarışması açılabilirdi mesela. Artık önümüzdeki fırsatlara diyorum. Mimarlık için önleyici harekat (preemptive strike) zamanı. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi, Haydarpaşa Garı yarışmalarında olduğu gibi. Daha fazlasına ihtiyaç var. Yarışmalar tek başlarına yeterli değil.
Yazan: Aslı ÖzbayHaberin önünü okurken, Barış Altan'ın 26 mart 2008'de eklediği ve Mimarlar Odası İstanbul Şube'nin yöneticilerinin de imzasını taşıyan provokatif bildiriyi gördüm... Ne kadar tipik bir Oda metni ve tepkisi! Ne yazık... Peki, artık bina açıldığına ve Başbakan da bu bahaneyle birsürü suçlamada bulunduğuna göre, şimdi ne yapacaklar?? Özür dileyecekler mi? Mimarlığı ve mimarları temsil görevi olan insanların, üstüste birçok kez bu tür gafları yapmaya hakları olabilir mi? Evet olur: Eğer yıllardır bu gafları yapabiliyor ve buna rağmen tekrar seçilebiliyorlarsa, başarılı sayılmalılar. Demek ki mimarlık topluluğumuz, aynı ülkemizde olduğu gibi, bu kişilerle yönetilmeye müstahaktır!
Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19667[/ATTACH] 2008 yılından beri tartışılan Kongre Vadisi'ndeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yapımı tamamlandı ve sonunda hizmete açıldı. Bina tamamlanıncaya kadar geçen süreç, hem sanatçılar, hem mimarlar hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti kaygılı İstanbul şehri için sancılı geçti... Bütün bu sürecin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı, eski fonksiyonuyla, kullanıcı grubunun ihtiyaçlarına daha çok hitap eden bir şekilde karşımıza çıktı... Biz de Arkitera Mimarlık Merkezi olarak, proje müellifi Arima Mimarlık'ın ortakları Erol Kuzubaşıoğlu ve Erkan Altuğ ile görüştük. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...
Yazan: Dilek ÖztürkBaşbakan Erdoğan, "Aradan 4 ay geçti. Şimdi de Muhsin Ertuğrul - artık sahne demiyorum - tiyatrosunu hizmete alıyoruz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını gerçekleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihi bir ana şahit olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz....
Yazan: Burcu KarabasDün CRR’de düzenlenen yeni dönemde Şehir Tiyatroları konulu basın toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu sezondan itibaren eski YEM binasının Harbiye Sahnesi olarak kullanılacağını ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise 29 Ekim 2009’da yeniden açılacağını açıkladı.
Radikal'de yayınlanan habere ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Deniz BoranAnıtlar Kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmesine rağmen, Hazine Müsteşarlığının ''Harbiye Kongre Vadisi''nin 2009 yılı Ekim ayında İstanbul'da yapılacak IMF Guvernörler Toplantısına yetiştirilmesini istemesi nedeniyle çalışmalara başlanmıştı.
İhalesini, Sembol İnşaat ile Taca İnşaat Ortak Girişimi'nin aldığı ve 207 milyon YTL'ye mal olacak ve 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında olmak üzere 11 kattan oluşacak yeni tiyatro binası için nisan ayı ortalarında Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması ile başlayan ve geceli gündüzlü hızla devam eden çalışmalar tüm itirazlara rağmen fotoğraflardan da görüleceği üzere bugün bu aşamaya kadar geldi.
Denildiği gibi: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan büyük alanda; Taşkışla Caddesi'nin bir bölümü yer altına alınması, mevcut yolun yayalaştırılması, araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer altına alınarak Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkarılması planlananan alanda çalışmalar da bu yönde devam ederken, tam anlamıyla bir şantiyeye dönüşen Harbiye'yi ise alkış sesleri yerine ses ve toz bulutları sardı..
Yazan: Gül KeskinHer ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi “Muhsin Ertuğrul-Üsküdar Müsahipzade-Şişhane Sahnesi Projelerinin Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Başkan Topbaş, “İstanbul’u bir kültür ve sanat merkezine dönüştürmek için her ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi yapıyoruz. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de modern yüzüyle yeniden doğacak” dedi. ...Üsküdar Eski Tekel Binası, Bomonti Bira fabrikası, Yedikule Gazhanesi, Hasanapaşa Gazhanesi, Büyükada Taşmektep Binalarını müze ve kültür merkezi olarak düzenlediklerini hatırlatan Başkan Kadir Topbaş, ayrıca İstanbul’un Fethi’nin canlandırıldığı ‘Panoramik Müze’ kuracaklarını, Tarihi Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu’nu da “İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi”ne dönüştürdüklerini söyledi.Haberin devamı için tıklayın.
Yazan: Barış AltanMuhsin Ertuğrul Sahnesi ile ilgili bugün Mimarlar Odası'ndan şöyle bir mail geldi... KARANLIĞA KARŞI SANAT CEPHESİ MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ YIKILAMAZ! Sahne Yıkıcılarına Ve İstanbul Yağmasına Dur De! Emperyalizmin İçteki Ortakları; Cumhuriyetin Kazanımlarına, Kültür Varlıklarımıza Ve Sahnelerimize Gözünü Dikmiş, Onları Yıkmak İstiyorlar. İstanbul'un Tarihi Ve Kültürel Dokusunu Yok Eden, Kongre Vadisi Projesi İle Bir Kültür Anıtını Tarihe Gömmeye Çalışan Anlayışa Teslim Olmayacağız. Sistemli Politikalarla Türkiye'yi, Çağdaş Değerlerden Uzaklaştırmaya, Muhafazakârlaştırmaya, Sanatla Bağını Koparmaya Çalışan Zihniyete Karşı Direneceğiz. AKM' yi yıktırmadık. Rant politikalarına kurban edilmek istenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasına da izin vermeyeceğiz. Karanlığı sanatla aydınlatmak için, İnsanı insana insanla anlatmaya devam edebilmek için, Yıkım Emri Bekleyen Kepçelere Dur De! Sorumluları Son Kez Uyarıyoruz. Kamu Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz. Biz Aşağıda İmzası Olanlar; Tüm Sanat İnsanlarımızı, Sivil Toplum Örgütlerimizi Ve Sanatsever Halkımızı 27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜNDE SAAT 12.00'DE MUHSİN ERTUĞURUL SAHNESİ ÖNÜNDE Buluşmaya Davet Ediyoruz. DURMAK YOK, AYDINLIĞA DEVAM. Orhan Aydın - (NHKM), Orhan KURTULDU - (TOMEB İst. Temsilcisi), Tamer LEVENT-(TOBAV Gn. Bşk.), Çetin SOYSAL-( CHP İstanbul Milletvekilli), Eyüp MUHÇU-(MİMARLAR ODASI İstanbul Büyükkent Şb.) , Bedri BAYKAM-(UPSD Gn. Bşk.), Prof. Türkan SAYLAN -(ÇYDD Gn. Bşk.), Av. Nazan MOROĞLU -( İst. Kadın Kuruluşları Birliği Bşk.), Süleyman ÇELEBİ-(DİSK Gn. Bşk.), Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU-(Disk Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Kazım KOLCUOĞLU-(İst. Baro Bşk.), Dr. Kemal SEVGİSUNAR-(Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk. Benzeri birçok metinde olduğu hamaset dolu, herhangi bir dayanağı olmayan, çağdaş dünyada kamuoyu yaratma amaçlı metinler ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metin. Ama tabi imzası bulunanların kamuoyu yaratma gibi bir dertleri var mı yoksa durdurulamayan örgütçülük ve politika yapma ihtiyaçlarını mı gideriyorlar, bu kısmı tartışmalı sanırım. Metinde bir dayanak olabilecek tek kelime bence Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "kültür anıtı" olarak tanımlanması. Kültür anıtı ne demektir? İçinde sanat yapılan her bina kültür anıtı mıdır? Şahsen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni beğenmem, bence nitelikli bir mimarlık örneği değil. Bu benim subjektif yargım. Ama benim bu yargım ne kadar subjektif ve dayanaksız ise bu binanın "kültür anıtı" olarak tanımlanması da aynı derecede dayanaksız. Bu metinde bir binadan bahsediliyor. Yani her bina gibi bu bina hakkında da 3-5 kelime laf edilebilir. Somut bazı bilgiler verilebilir. En önemlisi neden bir "kültür anıtı" olduğu anlatılabilir. Türk tiyatro tarihi açısından öneminden bahsedilebilir, mimarlığımızdaki yerinden bahsedilebilir. Bir dönemin özelliklerini yansıtmasından veya anı değerinden bahsedilebilir. Ama bu tip bilgileri verip argümanlara bir dayanak geliştirmek yerine, hamaset dolu laflar ediliyor. Mimarlar Odası'nın, bir binanın yıkılmasına karşı duran ama binadan hiç bahsedilmeyen bu türden bir metine imza atmasını anlamak zor. Mimarlar Odası'nın mimarlıktan ne kadar uzaklaştığının somut bir göstergesi daha...
Bütün yorumları forumda okuyun!








