Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkıldı, yerine yenisi yapıldı.
AKM haklı ya da haksız korkular yüzünden yıkılamadığı-yeniden yapılamadığı için şimdilik kaderine terk edildi.
Suna Kıraç Sanat Merkezi bürokrasinin harekete geçmesini bekliyor.
Fakat Doğan Bey haklı, Beyoğlu hızla dönüşüyor.
Ve bu öylesine bir semtin dönüşümü değil, çünkü Şişli-Taksim hattı, özellikle de Beyoğlu bir semtten çok açık hava müzesi.
Yıllarca ihmal edilmiş saklı bir mücevher.
İster ticari ve kültürel yaşamın doğal akışı, ister Türk burjuvazisinin Beyoğlu'nu yeniden keşfi deyin 19. yüzyıl İstanbul'una damgasını vuran Beyoğlu, 21. yüzyılda yeniden parlıyor.
Muhteşem bir mimariye sahip metruk binaların yerini, şık mağazalar, her zevke hitap eden barlar, lokantalar, galeriler, müzik ve sanat merkezleri alıyor
.
Şişli-Süleymaniye hattında eski İstanbul yeniden doğuyor.
Fakat her dönüşüm gibi bu dönüşüm de sancılı ve çelişkili.
Geçen hafta Borusan Müzik Evi'nin açılışına katıldım.
Aslında bugün size bu dönüşümün sembollerinden biri olarak Borusan Müzik Evi'ni anlatacaktım.
Metruk bir bina ruhu ve dokusu bozulmadan nasıl modernize edilir, bir yandan genç yeteneklerin diğer yandan sanatçı ve sanatseverin hizmetine nasıl sunulur...
Açılışı Türkiye'nin ruh haline çok uygun düşen Doğu ve Batı müziği senteziyle Mercan Dede yaptı. Bir yanda kanun-ney, diğer yanda Borusan oda orkestrası.
Hepsinden önemlisi onlar harmoni içinde çalarken Meksikalı bir ressam müziğin ritmine kendisini bırakıp sahnede resimler yaptı.
Müzik resimle, geçmiş bugünle, Doğu Batı'yla devasa tuvaller üstünde dans etti.
Merak eden gitsin Borusan Müzik Evi'ni zeminden 6. kattaki muhteşem terasa kadar resim ve müzik eşliğinde dolaşsın.
Bir diğer örnek Faruk-Füsun Eczacıbaşı çiftinin Galata Kulesi'nin karşında adeta yoktan var ettikleri ‘müze-ev'.
‘Müze-ev' diyorum çünkü Eczacıbaşı çifti yıkık dökük birkaç binayı alıp adeta bir müze titizliğinde restore ederek eve dönüştürdü.
Hem de bazı arkadaşlarının "Kafayı mı yediniz, nasıl yaşayacaksınız orada" uyarısına rağmen.
Keşke haftanın belli bir günü meraklılarına açsalar evlerini.
Şimdi gelelim bu dönüşümün diğer yüzüne.
Çok sayıda örnek verebilirim fakat ben içimi sızlatan iki yeni gelişmeyi paylaşacağım.
Birincisi tarihi Markiz Pastanesi.
Geçmişi 1840'lı yıllara kadar giden Markiz Pasajı'nın içinde yer alan Markiz Pastanesi öylesine pastane diyerek geçilip gidilecek bir mekân değil.
Duvarlarındaki vitraylar, binanın ihtişamı, servisin zarafeti...
Benzerlerine ancak Viyana ya da Paris'te rastlayabileceğiniz türden bir müze-kafe.
Birkaç kez el değiştirdi.
Zaten yıllar önce Lebon'dan Markiz'e dönüşümü de sancılı olmuştu.
Fakat son hali tek kelimeyle korkunç.
O içedönük inci tanesi Markiz gitmiş yerine neon ışıklı tabelası, fast-food tarzı yemek fotoğraflarıyla ben buradayım diye bağıran Lezzet Durağı gelmiş.
1.5 liraya mercimek çorba, 2.5 liraya makarna satılan, o güzelim vitrini yemek afişleriyle kaplı bir lokanta.
Yanlış anlaşılmasın ne çorbanın 1.5 liraya satılmasına ne de bu konseptte bir lokantaya itirazım var. İstiklal Caddesi'nde bu konseptte yüzlerce mekân var.
Fakat Markiz'den bir tane var, daha doğrusu vardı, artık yok.
Gelelim bir diğer tarih cinayetine: Mudo Pera.
Geçmişi Markiz kadar eski.
Ve maalesef kaderi Markiz'le aynı.
Çünkü içindeki ahşap oymalar ve tarihi dokusuna gözü gibi bakan, o mekânı yıllardır hiçbir ticari beklenti içine girmeden işleten Mustafa Taviloğlu'nun Pera Mudo'su akıl almaz bir bilirkişi oyunuyla tahliye ediliyor.
Taviloğlu dün vitrine içi kan ağlayarak "Maalesef tahliye ediliyoruz" afişi astı.
Gerçi yargı süreci tamamen bitmiş değil ama geldiğimiz nokta Beyoğlu'nun çok acımasız ve hoyratça ilerleyen diğer yüzünü gösteriyor.
En ilginci de şu:
Markiz'i de Pera Mudo'yu da "Üç-beş kuruş fazla olsun isterse köfteci olsun" mantığıyla katleden aynı şirket. İngiltere merkezli Eastern European Property Fund.
Merak ediyorum acaba bu fonun yöneticileri benzer bir hoyratlığı Londra'da bırakın yapmayı akıllarından geçirebilirler miydi?
Dedim ya her hikâyenin en az iki yüzü var ve her dönüşüm sancılı ve çelişkili olur.
Ciddi bir mimari değer taşımamasına ve işlevini yitirmiş olmasına rağmen AKM yıkılmasın kampanyası yapanlara sesleniyorum...
Korkunuzu anlıyorum ama hiç değilse, işlevi, dokusu, ruhu ve mimari değeri olan yapılara ideolojik sebeplerle değil gerçekten değerli oldukları için sahip çıkalım.
Çıkalım ki Şişli'den Süleymaniye'ye Türkiye'nin dönüşümü daha az sancılı olsun.
Yazan: Aslı Özbayne yazık ki harbiye'de mimari açıdan kayda değer, çağdaş bir sanat kompleksi yapma fırsatı da kaçırıldı... kaçan kimbilir kaçıncı fırsat bu. sanal forumlarda ya da medyada çırpınan birkaç duyarlı isimle yakalanamıyor bu tür fırsatlar maalesef! oysa konu 2007'den beri tartışılıyor. bu sürede pekala nitekili bir projeyle nitelikli bir yapı elde edilebilirdi. ama hayır, rutin kendini gösterdi ve bu önemde bir kamu yatırımı, 'belediye başkanının yakını' (?) bir mimara ve neredeyse müellifin kaşını/gözünü tarif eden bir şartnameyle (forumun başında cem ilhan gayet açık belgelemiş) verilebildi... "bu yatırımı buraya değil şuraya yapın" çırpınışlarının bile konuşulamadığı bu süreçte, proje/bina kalitesi tartışmanın zamanı da çoktan kaçmış durumda. soru: mart 2008 bildirisine imza atan oda (ya da dernekler) ihale şartnamesine -hadi geçtim dava açmayı - "resmen" itiraz ettiler mi? bu sorunun yanıtını umarım yaklaşan genel kurul'un çalışma raporunda buluruz.. eğer hukuki yolları nitelikli kamusal mekanlar elde etmeyi sağlayacak şekle dönüştüremezseniz, bunu kendinize "öncelikli" uğraşı alanı olarak belirlemezseniz, olacak olan budur. bununla da örgütler uğraşır. eğer meslek ortamını perişan eden KİK'nu düzeltecek girişimleri ısrarla sürdürmezseniz, idarelerin keyfi icraatlarını hukuken izleyip önleyici eylemler düzenleyemezseniz, "tüm kamu yapıları yarışmayla elde edilsin" vb politikalar için sürekli bir diplomasi gayretini, yapacaklarınızın 10. sırasına bile yerleştirmezseniz... yani asıl işlerinizle uğraşmayıp, buna karşılık topluma her fırsatta "irtica geliyor dikkat" mesajlarını verecek ve sonuçta da defalarca mahçup düşeceğiniz bildirilere balıklama atlarsanız... 'atı alan üsküdarı geçer' ve siz de (meslek camiası ve temsilcileri olarak) hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem işinizin ehli olmadığınızı cümle aleme ilan etmiş olursunuz, hem de sonuçlandırılabilecek potansiyel projeler için güvenilirliğinizi yitirirsiniz. bu, ülke yöneticilerine "rağmen" meslek ortamının üstesinden gelmek zorunda olduğu bir sorun. ve bu seviyeye gelemedikçe, muhsin ertuğrul tiyatrosu gibi birçok vakayı hüzünle izlemekten başka çaremiz olmayacak.
Yazan: luminaKendini rakamsal büyüklüklerin büyüsüne fazlaca kaptırmış bir zihinsel ortaklık var karşımızda. Genel olarak AKP belediyelerinin yaptıkları işleri tanımlamada kullandıkları dilsel çerçeve bir "büyüklük şiddeti" çağrıştıracak rakam eşitlemelerine yaslanıyor. Örneğin, 1km değil 1000 metre gibi. Çok kaba ve hızlı bir analojiyle bunu şöyle tanımlayabiliriz belki: 60'lar mühendis ideolojisiyle tanımlanabiliyorsa, 90 sonrasını da "müteahhit ideolojisi" içinden anlamlandırmaya çalışmak (geçici ve sansasyonel) kısmen mümkün. Yani, iş yapma yeterliliğini, ehil olduğunu m2 birimin önünde yazan rakamın şişkinliğine sıkıştırmış bir kalabalık grubu konuşuyoruz aslında. Mekan üzerinde söz, fikir vs üretmek değil de mekana kurulu bir kontörü mümkün olduğunca kalabalık rakamlar ile tanımlama hali. İşi veren ve işi alan arasındaki bu mutabakat mekana müdahalenin sınırlarını ancak bu dar kapsama sıkıştırıyor. Öte yandan bu sıkışmışlığa muhalafet ediyor gibi görünen itiraz da aslında mekana dar bir nitelik talebinden çok bir takım soyut temsiliyetlerin tehlikeye girdiği endişesinde görünür oluyor. Bu türden muhalafetin derdi de mekanın niteliğinden çok, mekana içkinmiş gibi düşünülen temsili değerlerin hırpalanmaması, yani olduğu gibi kalması talebinde yoğunlaşıyor. Bu arızalanma sadece mimarlık eğitiminden çok toplumsal organizasyonumuzda ortaya çıkan dil, algı, program vs. gibi çok saçaklı aralıklara sirayet eden bir "düşünmeme" kültürüyle alakalı galiba. Fikir-mekan fakirliği kendini en kolay malzeme-kaynak zengini görüntülerle hokuspokusluyor. Cepteki kağıt sayısının ya da bankadaki dijital rakam kalabalığının kendisi yaşantıya yönelik tek nitelik bağlantısı gibi satmayı kolayca sürdürüyor.
Yazan: saitali köknarBu memleketin mimarlık eğitiminde bir problem var da, hadi dur. Yani bir ülkenin az sayıda önemli yapısını yapacak mimarların tasarım becerisi ve/veya mesleki ilişki kurma becerisiyle içinden seçildikleri havuzun (yaratıcı insan birikimi, creative human capital) ortalaması bu kadar mı düşük olabilir dedirtiyor bu proje bana. Politik çekişmecelerden midir, açlık-hayat mücadelesinden midir, bir türlü iş yıllarca yüzüne bakacağımız yapıların niteliklerini konuşmaya gelemiyor. Son zamanlarda gördüğüm yapılar ezici çoğunluğu, insan ölçeği ile ilişki kuramıyor. Mimarlık eğitiminin (okul ve okul sonrası) hangi aşamasında edinilir bu ölçek bilinci. Neden adeta çizildikleri ölçeğin iki üç katı boyutta inşa edildikleri hissi uyandırıyor bu ve benzeri yapılar bende? Yeni malzeme ve detayları henüz insanlık olarak sindiremediğimiz için mi, yeni ortaya çıkan giderek herşeyi kolaylaştıran yapım teknolojilerini yönetemediğimiz için mi, çağdaş yaşamın kucağımıza bıraktığı kocaman programları insani bir çevreye yaratacak şekilde örmeyi beceremediğimiz için mi... Sonuçta hızla değişen sosyal örgütlenmemiz, yer değiştiren sınıflar, zenginliğin (maddi, manevi ve ilmi) çok hızlı el değiştirmesi, bizi karşılaştığımız mimari sorunlarla başa çıkamayacak bir yaratıcı insan kapitali ile baş başa bırakıyor. Yakın gelecekteki en önemli işimiz, yarışmalarla, ödüllerle, yıllıklarla, seçkilerle özendirerek, yapmaya olan sevgileriyle bu uğraşı içselleştirmiş insanları bir araya getirerek, tecrübeleri paylaşarak, birikimleri yayınlayarak bu yetenek havuzunun zenginleştirilmesi olmalı. Yoksa böyle fikir-mekan fakiri, malzeme-kaynak zengini yapılara bakarak yaşlanacağız. Bu proje aman yapılmalı mı yapılmamalı o kadar çok tartışıldı ki, buraya "ne yapılmalı" tartışılamadan es geçildi. Kongre vadisi yarışmasında da es geçildi. Bir fırsattı. UIA için gereken düzenlemeye ek bir de fikir yarışması açılabilirdi mesela. Artık önümüzdeki fırsatlara diyorum. Mimarlık için önleyici harekat (preemptive strike) zamanı. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi, Haydarpaşa Garı yarışmalarında olduğu gibi. Daha fazlasına ihtiyaç var. Yarışmalar tek başlarına yeterli değil.
Yazan: Aslı ÖzbayHaberin önünü okurken, Barış Altan'ın 26 mart 2008'de eklediği ve Mimarlar Odası İstanbul Şube'nin yöneticilerinin de imzasını taşıyan provokatif bildiriyi gördüm... Ne kadar tipik bir Oda metni ve tepkisi! Ne yazık... Peki, artık bina açıldığına ve Başbakan da bu bahaneyle birsürü suçlamada bulunduğuna göre, şimdi ne yapacaklar?? Özür dileyecekler mi? Mimarlığı ve mimarları temsil görevi olan insanların, üstüste birçok kez bu tür gafları yapmaya hakları olabilir mi? Evet olur: Eğer yıllardır bu gafları yapabiliyor ve buna rağmen tekrar seçilebiliyorlarsa, başarılı sayılmalılar. Demek ki mimarlık topluluğumuz, aynı ülkemizde olduğu gibi, bu kişilerle yönetilmeye müstahaktır!
Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19667[/ATTACH] 2008 yılından beri tartışılan Kongre Vadisi'ndeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yapımı tamamlandı ve sonunda hizmete açıldı. Bina tamamlanıncaya kadar geçen süreç, hem sanatçılar, hem mimarlar hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti kaygılı İstanbul şehri için sancılı geçti... Bütün bu sürecin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı, eski fonksiyonuyla, kullanıcı grubunun ihtiyaçlarına daha çok hitap eden bir şekilde karşımıza çıktı... Biz de Arkitera Mimarlık Merkezi olarak, proje müellifi Arima Mimarlık'ın ortakları Erol Kuzubaşıoğlu ve Erkan Altuğ ile görüştük. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...
Yazan: Dilek ÖztürkBaşbakan Erdoğan, "Aradan 4 ay geçti. Şimdi de Muhsin Ertuğrul - artık sahne demiyorum - tiyatrosunu hizmete alıyoruz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını gerçekleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihi bir ana şahit olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz....
Yazan: Burcu KarabasDün CRR’de düzenlenen yeni dönemde Şehir Tiyatroları konulu basın toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu sezondan itibaren eski YEM binasının Harbiye Sahnesi olarak kullanılacağını ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise 29 Ekim 2009’da yeniden açılacağını açıkladı.
Radikal'de yayınlanan habere ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Deniz BoranAnıtlar Kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmesine rağmen, Hazine Müsteşarlığının ''Harbiye Kongre Vadisi''nin 2009 yılı Ekim ayında İstanbul'da yapılacak IMF Guvernörler Toplantısına yetiştirilmesini istemesi nedeniyle çalışmalara başlanmıştı.
İhalesini, Sembol İnşaat ile Taca İnşaat Ortak Girişimi'nin aldığı ve 207 milyon YTL'ye mal olacak ve 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında olmak üzere 11 kattan oluşacak yeni tiyatro binası için nisan ayı ortalarında Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması ile başlayan ve geceli gündüzlü hızla devam eden çalışmalar tüm itirazlara rağmen fotoğraflardan da görüleceği üzere bugün bu aşamaya kadar geldi.
Denildiği gibi: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan büyük alanda; Taşkışla Caddesi'nin bir bölümü yer altına alınması, mevcut yolun yayalaştırılması, araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer altına alınarak Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkarılması planlananan alanda çalışmalar da bu yönde devam ederken, tam anlamıyla bir şantiyeye dönüşen Harbiye'yi ise alkış sesleri yerine ses ve toz bulutları sardı..
Yazan: Gül KeskinHer ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi “Muhsin Ertuğrul-Üsküdar Müsahipzade-Şişhane Sahnesi Projelerinin Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Başkan Topbaş, “İstanbul’u bir kültür ve sanat merkezine dönüştürmek için her ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi yapıyoruz. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de modern yüzüyle yeniden doğacak” dedi. ...Üsküdar Eski Tekel Binası, Bomonti Bira fabrikası, Yedikule Gazhanesi, Hasanapaşa Gazhanesi, Büyükada Taşmektep Binalarını müze ve kültür merkezi olarak düzenlediklerini hatırlatan Başkan Kadir Topbaş, ayrıca İstanbul’un Fethi’nin canlandırıldığı ‘Panoramik Müze’ kuracaklarını, Tarihi Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu’nu da “İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi”ne dönüştürdüklerini söyledi.Haberin devamı için tıklayın.
Yazan: Barış AltanMuhsin Ertuğrul Sahnesi ile ilgili bugün Mimarlar Odası'ndan şöyle bir mail geldi... KARANLIĞA KARŞI SANAT CEPHESİ MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ YIKILAMAZ! Sahne Yıkıcılarına Ve İstanbul Yağmasına Dur De! Emperyalizmin İçteki Ortakları; Cumhuriyetin Kazanımlarına, Kültür Varlıklarımıza Ve Sahnelerimize Gözünü Dikmiş, Onları Yıkmak İstiyorlar. İstanbul'un Tarihi Ve Kültürel Dokusunu Yok Eden, Kongre Vadisi Projesi İle Bir Kültür Anıtını Tarihe Gömmeye Çalışan Anlayışa Teslim Olmayacağız. Sistemli Politikalarla Türkiye'yi, Çağdaş Değerlerden Uzaklaştırmaya, Muhafazakârlaştırmaya, Sanatla Bağını Koparmaya Çalışan Zihniyete Karşı Direneceğiz. AKM' yi yıktırmadık. Rant politikalarına kurban edilmek istenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasına da izin vermeyeceğiz. Karanlığı sanatla aydınlatmak için, İnsanı insana insanla anlatmaya devam edebilmek için, Yıkım Emri Bekleyen Kepçelere Dur De! Sorumluları Son Kez Uyarıyoruz. Kamu Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz. Biz Aşağıda İmzası Olanlar; Tüm Sanat İnsanlarımızı, Sivil Toplum Örgütlerimizi Ve Sanatsever Halkımızı 27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜNDE SAAT 12.00'DE MUHSİN ERTUĞURUL SAHNESİ ÖNÜNDE Buluşmaya Davet Ediyoruz. DURMAK YOK, AYDINLIĞA DEVAM. Orhan Aydın - (NHKM), Orhan KURTULDU - (TOMEB İst. Temsilcisi), Tamer LEVENT-(TOBAV Gn. Bşk.), Çetin SOYSAL-( CHP İstanbul Milletvekilli), Eyüp MUHÇU-(MİMARLAR ODASI İstanbul Büyükkent Şb.) , Bedri BAYKAM-(UPSD Gn. Bşk.), Prof. Türkan SAYLAN -(ÇYDD Gn. Bşk.), Av. Nazan MOROĞLU -( İst. Kadın Kuruluşları Birliği Bşk.), Süleyman ÇELEBİ-(DİSK Gn. Bşk.), Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU-(Disk Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Kazım KOLCUOĞLU-(İst. Baro Bşk.), Dr. Kemal SEVGİSUNAR-(Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk. Benzeri birçok metinde olduğu hamaset dolu, herhangi bir dayanağı olmayan, çağdaş dünyada kamuoyu yaratma amaçlı metinler ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metin. Ama tabi imzası bulunanların kamuoyu yaratma gibi bir dertleri var mı yoksa durdurulamayan örgütçülük ve politika yapma ihtiyaçlarını mı gideriyorlar, bu kısmı tartışmalı sanırım. Metinde bir dayanak olabilecek tek kelime bence Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "kültür anıtı" olarak tanımlanması. Kültür anıtı ne demektir? İçinde sanat yapılan her bina kültür anıtı mıdır? Şahsen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni beğenmem, bence nitelikli bir mimarlık örneği değil. Bu benim subjektif yargım. Ama benim bu yargım ne kadar subjektif ve dayanaksız ise bu binanın "kültür anıtı" olarak tanımlanması da aynı derecede dayanaksız. Bu metinde bir binadan bahsediliyor. Yani her bina gibi bu bina hakkında da 3-5 kelime laf edilebilir. Somut bazı bilgiler verilebilir. En önemlisi neden bir "kültür anıtı" olduğu anlatılabilir. Türk tiyatro tarihi açısından öneminden bahsedilebilir, mimarlığımızdaki yerinden bahsedilebilir. Bir dönemin özelliklerini yansıtmasından veya anı değerinden bahsedilebilir. Ama bu tip bilgileri verip argümanlara bir dayanak geliştirmek yerine, hamaset dolu laflar ediliyor. Mimarlar Odası'nın, bir binanın yıkılmasına karşı duran ama binadan hiç bahsedilmeyen bu türden bir metine imza atmasını anlamak zor. Mimarlar Odası'nın mimarlıktan ne kadar uzaklaştığının somut bir göstergesi daha...
Bütün yorumları forumda okuyun!








