İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, beş gün sonra resmi açılışı yapılacak olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde en son teknolojilerin kullanıldığını bildirdi.
Topbaş, tiyatrocu Kenan Işık, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yayın Yönetmeni Ayşe Nil Şamlıoğlu ve belediyenin Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Ayşenur Suberk Özturanlı ile birlikte, 18 Ocakta perdelerini açmaya hazırlanan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni gezerek, incelemelerde bulundu.
Görevlilerden bilgi alan Topbaş, daha sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin 16 Ocakta resmi açılışının, 18 Ocakta sanatsal açılışının yapılacağını, 19 Ocakta ise Gala Gecesi'nin gerçekleştirileceğini anımsattı.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin son dönemde yapılan bir tiyatro sahnesi olduğu için, burada en son teknolojilerin kullanıldığını bildiren Topbaş, "Özellikle ses düzeni olarak dijital düzen kullanıldı. Yani gerekirse burada sinema da oynatılabilecek, ışık gösterileri yapılabilecek. Tiyatronun dışında başka müzikaller ve başka oyunlar da burada sergilenebilecek. Bu mükemmelliğini ortaya çıkaran ekibe teşekkür ediyorum. Işıklandırma oldukça başarılı. Sadece tiyatro için değil her oyun için değerledirilmiş bir yapı ortaya çıktı" diye konuştu.
Kadir Topbaş, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin Türk tiyatrosu ve İstanbul için önemli bir sahne olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün teknolojik imkanları kullandık. Orkestra çukurundan, dönen sahnesine, perde aparkatlarına, ses-ışık sistemine kadar her şey hareketli, kumandalı. Altıyüz seyirci kapasiteye sahip, sanatçıların odalarından depolarına, tiyatrolarına, arşivine, dekor odalarına kadar her şeyi bünyesinde bulunduran güzel bir tiyatro oldu. İstanbul'a bir yılı aşkın bir zamandan sonra tekrar merhaba diyecek. Adeta bir zaman tünelinden geçmiş gibi. Keşanlı Ali Destanı'yla kapanmıştı, tekrar ayın 18'inde Keşanlı Ali Destanı'yla halka açılıyor. İstanbul'a hayırlı olsun diyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum."
Bir gazetecinin, "Sahnenin açılışında muhaliflere yönelik bir belgesel sunulacağı" ile ilgili sorusu üzerine Topbaş, bunun yanlış anlaşılmasını istemediğini ifade ederek, belgeselin "Muhsin Ertuğrul kimdir?" ve "Tiyatronun, başlangıcından günümüze kadar olan evresi" üzerine bir sunum olacağına işaret etti.
Topbaş, belgeselde muhaliflerin, duygusal davrananların ve bunu siyasi olarak kullananların da kısmen yer alacağını açıklayarak, "Ama tabii ki bu, sadece onlar üzerine kurgulanan bir belgesel değil. Bu, özellikle Muhsin Ertuğrul'un bu kadar mükemmel hale gelişini ve başlangıcındaki niyetlerinden günümüze kadar olan sürecini kayıt altına almak. Bunu, sadece ayın 16'sında göstereceğiz. Esas açılış olan 18 Ocak ve galada da bunun tekrarı yapılamayacak. Böylelikle Muhsin Ertuğrul arşivine bir katkımız olacağını düşünüyorum" şeklinde konuştu.
"GALA GECESİ'NE HERKES DAVETLİ"
Başka bir gazetecinin "Gala Gecesi için, Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıp yeniden yapılırken tepki gösterenlere de davetiye gönderilecek mi?" sorusuna ise Topbaş, şöyle cevap verdi: "Sanatçının hassasiyetini hepimiz biliyoruz. Ben her zaman sanatçıları bir güvensizlik olabilir, duygusal davranabilirler diye dışta tutmaya çalıştım. 19 Ocaktaki galaya onları da davet edeceğiz. Önyargılı olduklarını düşünmüyorum, geleceklerdir. Belki siyasiler tavırlı ve kendilerince bu olayları bir fırsat olarak değerlendirmiş olabilirler. Neticede insanız. Bu yapılan iş, İstanbul'a ve ülkeye yapılan bir iştir. Aklıselim olanlar takdir edecektir, kırgınlıklar geride kalacaktır. Bundan sonrakilerinde sonucun ne olacağını düşünerek davranacaklarını düşünüyorum. Bunun bir milat olacağına, olması gerektiğine inanıyorum. Demokrasinin kuralları çerçevesinde tabii ki herkes söylemek istediğini rahatlıkla söyleyebilmeli, rencide etmeden ikaz etmeli ama bunu baskı unsuru haline getirmemeli. Tavırları siyasi malzeme olarak kullanmamalı."
Tiyatro için yapılan harcamayla ilgili de bilgi veren Topbaş, sadece sahnenin maliyetinin 17 milyon lira civarında olduğunu açıkladı.
Kadir Topbaş, Atatürk Kültür Merkezi'yle (AKM) ilgili bir soru üzerine de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olduğunu hatırlattığı merkezin 2010'da onarımının düşünüldüğünü ve ancak konunun yargıya taşındığını belirtti.
Bununla ilgili çok ciddi baskılar yapıldığını ifade eden Topbaş, sürecin sonucunda dokunulmaz kararların alındığını belirterek, "İstanbul için bir kazanç olmasını diliyorum. Atılan her adım bu şehre bir şeyler katmak adına olmalı. Yok etmek, engellemek, başarısız kılmak adına olmamalı" dedi.
"2010'DA 10 MİLYON TURİST BEKLİYORUZ"
Topbaş, İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) olmasının öncelikle kentin kendi hafızasındaki bir takım değerleri ortaya çıkarmasını sağlayacağına dikkati çekerek, 3 Şubatta Brüksel'de, "Yenikapı'daki arkeolojik bulgulardan ortaya çıkan değerlerin resim sergisinin' sergileneceğini bildirdi.
Bunun İstanbul'un turizmine de katkı sağlayacağını vurgulayan Topbaş, "Biz göreve başladığımızda İstanbul'a 2 milyon 800 bin turist gelirken şimdi 8 milyon geliyor. Bu yıl 10 milyonları bulmasını bekliyoruz. Bunun katma değer olarak bu kente katkısı var, ekonomik girdisi var. İstihdam oluşturulmakta, otellerde 23 bin civarında yatak inşaatı devam ediyor. Demek ki bu kent, kültürel aktivitelerin yanı sıra turizmi de kalkındırmış oluyor. İşsiz olan iş bulma imkanına kavuşacak" dedi.
Yazan: Aslı Özbayne yazık ki harbiye'de mimari açıdan kayda değer, çağdaş bir sanat kompleksi yapma fırsatı da kaçırıldı... kaçan kimbilir kaçıncı fırsat bu. sanal forumlarda ya da medyada çırpınan birkaç duyarlı isimle yakalanamıyor bu tür fırsatlar maalesef! oysa konu 2007'den beri tartışılıyor. bu sürede pekala nitekili bir projeyle nitelikli bir yapı elde edilebilirdi. ama hayır, rutin kendini gösterdi ve bu önemde bir kamu yatırımı, 'belediye başkanının yakını' (?) bir mimara ve neredeyse müellifin kaşını/gözünü tarif eden bir şartnameyle (forumun başında cem ilhan gayet açık belgelemiş) verilebildi... "bu yatırımı buraya değil şuraya yapın" çırpınışlarının bile konuşulamadığı bu süreçte, proje/bina kalitesi tartışmanın zamanı da çoktan kaçmış durumda. soru: mart 2008 bildirisine imza atan oda (ya da dernekler) ihale şartnamesine -hadi geçtim dava açmayı - "resmen" itiraz ettiler mi? bu sorunun yanıtını umarım yaklaşan genel kurul'un çalışma raporunda buluruz.. eğer hukuki yolları nitelikli kamusal mekanlar elde etmeyi sağlayacak şekle dönüştüremezseniz, bunu kendinize "öncelikli" uğraşı alanı olarak belirlemezseniz, olacak olan budur. bununla da örgütler uğraşır. eğer meslek ortamını perişan eden KİK'nu düzeltecek girişimleri ısrarla sürdürmezseniz, idarelerin keyfi icraatlarını hukuken izleyip önleyici eylemler düzenleyemezseniz, "tüm kamu yapıları yarışmayla elde edilsin" vb politikalar için sürekli bir diplomasi gayretini, yapacaklarınızın 10. sırasına bile yerleştirmezseniz... yani asıl işlerinizle uğraşmayıp, buna karşılık topluma her fırsatta "irtica geliyor dikkat" mesajlarını verecek ve sonuçta da defalarca mahçup düşeceğiniz bildirilere balıklama atlarsanız... 'atı alan üsküdarı geçer' ve siz de (meslek camiası ve temsilcileri olarak) hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem işinizin ehli olmadığınızı cümle aleme ilan etmiş olursunuz, hem de sonuçlandırılabilecek potansiyel projeler için güvenilirliğinizi yitirirsiniz. bu, ülke yöneticilerine "rağmen" meslek ortamının üstesinden gelmek zorunda olduğu bir sorun. ve bu seviyeye gelemedikçe, muhsin ertuğrul tiyatrosu gibi birçok vakayı hüzünle izlemekten başka çaremiz olmayacak.
Yazan: luminaKendini rakamsal büyüklüklerin büyüsüne fazlaca kaptırmış bir zihinsel ortaklık var karşımızda. Genel olarak AKP belediyelerinin yaptıkları işleri tanımlamada kullandıkları dilsel çerçeve bir "büyüklük şiddeti" çağrıştıracak rakam eşitlemelerine yaslanıyor. Örneğin, 1km değil 1000 metre gibi. Çok kaba ve hızlı bir analojiyle bunu şöyle tanımlayabiliriz belki: 60'lar mühendis ideolojisiyle tanımlanabiliyorsa, 90 sonrasını da "müteahhit ideolojisi" içinden anlamlandırmaya çalışmak (geçici ve sansasyonel) kısmen mümkün. Yani, iş yapma yeterliliğini, ehil olduğunu m2 birimin önünde yazan rakamın şişkinliğine sıkıştırmış bir kalabalık grubu konuşuyoruz aslında. Mekan üzerinde söz, fikir vs üretmek değil de mekana kurulu bir kontörü mümkün olduğunca kalabalık rakamlar ile tanımlama hali. İşi veren ve işi alan arasındaki bu mutabakat mekana müdahalenin sınırlarını ancak bu dar kapsama sıkıştırıyor. Öte yandan bu sıkışmışlığa muhalafet ediyor gibi görünen itiraz da aslında mekana dar bir nitelik talebinden çok bir takım soyut temsiliyetlerin tehlikeye girdiği endişesinde görünür oluyor. Bu türden muhalafetin derdi de mekanın niteliğinden çok, mekana içkinmiş gibi düşünülen temsili değerlerin hırpalanmaması, yani olduğu gibi kalması talebinde yoğunlaşıyor. Bu arızalanma sadece mimarlık eğitiminden çok toplumsal organizasyonumuzda ortaya çıkan dil, algı, program vs. gibi çok saçaklı aralıklara sirayet eden bir "düşünmeme" kültürüyle alakalı galiba. Fikir-mekan fakirliği kendini en kolay malzeme-kaynak zengini görüntülerle hokuspokusluyor. Cepteki kağıt sayısının ya da bankadaki dijital rakam kalabalığının kendisi yaşantıya yönelik tek nitelik bağlantısı gibi satmayı kolayca sürdürüyor.
Yazan: saitali köknarBu memleketin mimarlık eğitiminde bir problem var da, hadi dur. Yani bir ülkenin az sayıda önemli yapısını yapacak mimarların tasarım becerisi ve/veya mesleki ilişki kurma becerisiyle içinden seçildikleri havuzun (yaratıcı insan birikimi, creative human capital) ortalaması bu kadar mı düşük olabilir dedirtiyor bu proje bana. Politik çekişmecelerden midir, açlık-hayat mücadelesinden midir, bir türlü iş yıllarca yüzüne bakacağımız yapıların niteliklerini konuşmaya gelemiyor. Son zamanlarda gördüğüm yapılar ezici çoğunluğu, insan ölçeği ile ilişki kuramıyor. Mimarlık eğitiminin (okul ve okul sonrası) hangi aşamasında edinilir bu ölçek bilinci. Neden adeta çizildikleri ölçeğin iki üç katı boyutta inşa edildikleri hissi uyandırıyor bu ve benzeri yapılar bende? Yeni malzeme ve detayları henüz insanlık olarak sindiremediğimiz için mi, yeni ortaya çıkan giderek herşeyi kolaylaştıran yapım teknolojilerini yönetemediğimiz için mi, çağdaş yaşamın kucağımıza bıraktığı kocaman programları insani bir çevreye yaratacak şekilde örmeyi beceremediğimiz için mi... Sonuçta hızla değişen sosyal örgütlenmemiz, yer değiştiren sınıflar, zenginliğin (maddi, manevi ve ilmi) çok hızlı el değiştirmesi, bizi karşılaştığımız mimari sorunlarla başa çıkamayacak bir yaratıcı insan kapitali ile baş başa bırakıyor. Yakın gelecekteki en önemli işimiz, yarışmalarla, ödüllerle, yıllıklarla, seçkilerle özendirerek, yapmaya olan sevgileriyle bu uğraşı içselleştirmiş insanları bir araya getirerek, tecrübeleri paylaşarak, birikimleri yayınlayarak bu yetenek havuzunun zenginleştirilmesi olmalı. Yoksa böyle fikir-mekan fakiri, malzeme-kaynak zengini yapılara bakarak yaşlanacağız. Bu proje aman yapılmalı mı yapılmamalı o kadar çok tartışıldı ki, buraya "ne yapılmalı" tartışılamadan es geçildi. Kongre vadisi yarışmasında da es geçildi. Bir fırsattı. UIA için gereken düzenlemeye ek bir de fikir yarışması açılabilirdi mesela. Artık önümüzdeki fırsatlara diyorum. Mimarlık için önleyici harekat (preemptive strike) zamanı. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi, Haydarpaşa Garı yarışmalarında olduğu gibi. Daha fazlasına ihtiyaç var. Yarışmalar tek başlarına yeterli değil.
Yazan: Aslı ÖzbayHaberin önünü okurken, Barış Altan'ın 26 mart 2008'de eklediği ve Mimarlar Odası İstanbul Şube'nin yöneticilerinin de imzasını taşıyan provokatif bildiriyi gördüm... Ne kadar tipik bir Oda metni ve tepkisi! Ne yazık... Peki, artık bina açıldığına ve Başbakan da bu bahaneyle birsürü suçlamada bulunduğuna göre, şimdi ne yapacaklar?? Özür dileyecekler mi? Mimarlığı ve mimarları temsil görevi olan insanların, üstüste birçok kez bu tür gafları yapmaya hakları olabilir mi? Evet olur: Eğer yıllardır bu gafları yapabiliyor ve buna rağmen tekrar seçilebiliyorlarsa, başarılı sayılmalılar. Demek ki mimarlık topluluğumuz, aynı ülkemizde olduğu gibi, bu kişilerle yönetilmeye müstahaktır!
Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19667[/ATTACH] 2008 yılından beri tartışılan Kongre Vadisi'ndeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yapımı tamamlandı ve sonunda hizmete açıldı. Bina tamamlanıncaya kadar geçen süreç, hem sanatçılar, hem mimarlar hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti kaygılı İstanbul şehri için sancılı geçti... Bütün bu sürecin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı, eski fonksiyonuyla, kullanıcı grubunun ihtiyaçlarına daha çok hitap eden bir şekilde karşımıza çıktı... Biz de Arkitera Mimarlık Merkezi olarak, proje müellifi Arima Mimarlık'ın ortakları Erol Kuzubaşıoğlu ve Erkan Altuğ ile görüştük. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...
Yazan: Dilek ÖztürkBaşbakan Erdoğan, "Aradan 4 ay geçti. Şimdi de Muhsin Ertuğrul - artık sahne demiyorum - tiyatrosunu hizmete alıyoruz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını gerçekleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihi bir ana şahit olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz....
Yazan: Burcu KarabasDün CRR’de düzenlenen yeni dönemde Şehir Tiyatroları konulu basın toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu sezondan itibaren eski YEM binasının Harbiye Sahnesi olarak kullanılacağını ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise 29 Ekim 2009’da yeniden açılacağını açıkladı.
Radikal'de yayınlanan habere ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Deniz BoranAnıtlar Kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmesine rağmen, Hazine Müsteşarlığının ''Harbiye Kongre Vadisi''nin 2009 yılı Ekim ayında İstanbul'da yapılacak IMF Guvernörler Toplantısına yetiştirilmesini istemesi nedeniyle çalışmalara başlanmıştı.
İhalesini, Sembol İnşaat ile Taca İnşaat Ortak Girişimi'nin aldığı ve 207 milyon YTL'ye mal olacak ve 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında olmak üzere 11 kattan oluşacak yeni tiyatro binası için nisan ayı ortalarında Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması ile başlayan ve geceli gündüzlü hızla devam eden çalışmalar tüm itirazlara rağmen fotoğraflardan da görüleceği üzere bugün bu aşamaya kadar geldi.
Denildiği gibi: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan büyük alanda; Taşkışla Caddesi'nin bir bölümü yer altına alınması, mevcut yolun yayalaştırılması, araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer altına alınarak Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkarılması planlananan alanda çalışmalar da bu yönde devam ederken, tam anlamıyla bir şantiyeye dönüşen Harbiye'yi ise alkış sesleri yerine ses ve toz bulutları sardı..
Yazan: Gül KeskinHer ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi “Muhsin Ertuğrul-Üsküdar Müsahipzade-Şişhane Sahnesi Projelerinin Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Başkan Topbaş, “İstanbul’u bir kültür ve sanat merkezine dönüştürmek için her ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi yapıyoruz. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de modern yüzüyle yeniden doğacak” dedi. ...Üsküdar Eski Tekel Binası, Bomonti Bira fabrikası, Yedikule Gazhanesi, Hasanapaşa Gazhanesi, Büyükada Taşmektep Binalarını müze ve kültür merkezi olarak düzenlediklerini hatırlatan Başkan Kadir Topbaş, ayrıca İstanbul’un Fethi’nin canlandırıldığı ‘Panoramik Müze’ kuracaklarını, Tarihi Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu’nu da “İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi”ne dönüştürdüklerini söyledi.Haberin devamı için tıklayın.
Yazan: Barış AltanMuhsin Ertuğrul Sahnesi ile ilgili bugün Mimarlar Odası'ndan şöyle bir mail geldi... KARANLIĞA KARŞI SANAT CEPHESİ MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ YIKILAMAZ! Sahne Yıkıcılarına Ve İstanbul Yağmasına Dur De! Emperyalizmin İçteki Ortakları; Cumhuriyetin Kazanımlarına, Kültür Varlıklarımıza Ve Sahnelerimize Gözünü Dikmiş, Onları Yıkmak İstiyorlar. İstanbul'un Tarihi Ve Kültürel Dokusunu Yok Eden, Kongre Vadisi Projesi İle Bir Kültür Anıtını Tarihe Gömmeye Çalışan Anlayışa Teslim Olmayacağız. Sistemli Politikalarla Türkiye'yi, Çağdaş Değerlerden Uzaklaştırmaya, Muhafazakârlaştırmaya, Sanatla Bağını Koparmaya Çalışan Zihniyete Karşı Direneceğiz. AKM' yi yıktırmadık. Rant politikalarına kurban edilmek istenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasına da izin vermeyeceğiz. Karanlığı sanatla aydınlatmak için, İnsanı insana insanla anlatmaya devam edebilmek için, Yıkım Emri Bekleyen Kepçelere Dur De! Sorumluları Son Kez Uyarıyoruz. Kamu Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz. Biz Aşağıda İmzası Olanlar; Tüm Sanat İnsanlarımızı, Sivil Toplum Örgütlerimizi Ve Sanatsever Halkımızı 27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜNDE SAAT 12.00'DE MUHSİN ERTUĞURUL SAHNESİ ÖNÜNDE Buluşmaya Davet Ediyoruz. DURMAK YOK, AYDINLIĞA DEVAM. Orhan Aydın - (NHKM), Orhan KURTULDU - (TOMEB İst. Temsilcisi), Tamer LEVENT-(TOBAV Gn. Bşk.), Çetin SOYSAL-( CHP İstanbul Milletvekilli), Eyüp MUHÇU-(MİMARLAR ODASI İstanbul Büyükkent Şb.) , Bedri BAYKAM-(UPSD Gn. Bşk.), Prof. Türkan SAYLAN -(ÇYDD Gn. Bşk.), Av. Nazan MOROĞLU -( İst. Kadın Kuruluşları Birliği Bşk.), Süleyman ÇELEBİ-(DİSK Gn. Bşk.), Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU-(Disk Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Kazım KOLCUOĞLU-(İst. Baro Bşk.), Dr. Kemal SEVGİSUNAR-(Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk. Benzeri birçok metinde olduğu hamaset dolu, herhangi bir dayanağı olmayan, çağdaş dünyada kamuoyu yaratma amaçlı metinler ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metin. Ama tabi imzası bulunanların kamuoyu yaratma gibi bir dertleri var mı yoksa durdurulamayan örgütçülük ve politika yapma ihtiyaçlarını mı gideriyorlar, bu kısmı tartışmalı sanırım. Metinde bir dayanak olabilecek tek kelime bence Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "kültür anıtı" olarak tanımlanması. Kültür anıtı ne demektir? İçinde sanat yapılan her bina kültür anıtı mıdır? Şahsen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni beğenmem, bence nitelikli bir mimarlık örneği değil. Bu benim subjektif yargım. Ama benim bu yargım ne kadar subjektif ve dayanaksız ise bu binanın "kültür anıtı" olarak tanımlanması da aynı derecede dayanaksız. Bu metinde bir binadan bahsediliyor. Yani her bina gibi bu bina hakkında da 3-5 kelime laf edilebilir. Somut bazı bilgiler verilebilir. En önemlisi neden bir "kültür anıtı" olduğu anlatılabilir. Türk tiyatro tarihi açısından öneminden bahsedilebilir, mimarlığımızdaki yerinden bahsedilebilir. Bir dönemin özelliklerini yansıtmasından veya anı değerinden bahsedilebilir. Ama bu tip bilgileri verip argümanlara bir dayanak geliştirmek yerine, hamaset dolu laflar ediliyor. Mimarlar Odası'nın, bir binanın yıkılmasına karşı duran ama binadan hiç bahsedilmeyen bu türden bir metine imza atmasını anlamak zor. Mimarlar Odası'nın mimarlıktan ne kadar uzaklaştığının somut bir göstergesi daha...
Bütün yorumları forumda okuyun!








