Is GYO

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Borusan Muzik ve Sanat Evi

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

"Köprüye hayır" kafası yine sahnede

Tarih: 2 Ekim 2009 Kaynak: Zaman Yazan: Sami Uslu
Boğaziçi, 1970'li yıllara üzerinde tek bir köprü olmadan girmişti. Avrupa ve Asya kıtaları arasındaki dünya harikası Boğaziçi'ni geçmenin tek yolu miadını çoktan doldurmuş gemiler ve motorlu teknelerdi.

Tıklım tıklım doldurulan bu deniz vasıtaları rahat ve konfor bir yana, yolcuların can güvenliğini sağlamaktan uzaktı. Lodos fırtınalarında seferler iptal edilir ve ikametgahı Kadıköy tarafında, işyeri ise Avrupa yakasında bulunanlar ya işlerine gidemez ya da evlerine dönemezdi. Bir Boğaz köprüsüne ihtiyaç kendini her bakımdan hissettiriyordu ve zamanın hükümeti köprüyü programına aldı. Bu proje önem ve büyüklük bakımından Türkiye'yi dünya klasmanına sokuyordu. Ülkesini seven her vatandaşın gurur duyması gereken bir iktisadi olay gündeme girmişti. Köprünün yerkürenin en önemli iki kıtasını birbirine bağlayacak olması meseleye duygusallık da katmaya yetmişti. İki ayrı kıta, birleşecek ve bunu Türkler başaracaktı. Avrupa ülkeleri olaya büyük ilgi gösterdi. Çünkü, köprü Avrupa'nın her yerinden kalkan kamyon ve TIR'ların Asya kıtasına geçişini çok kolaylaştırıyordu. Daha önce feribotların yetersiz kapasiteyle ve gecikmeli olarak sağladığı geçiş artık köprü üzerinden çağdaş tarzda sıfır gecikmeyle gerçekleştirilecekti. O sıralarda Almanya'da bulunduğumdan Almanların ve diğer Avrupalıların köprüye ne kadar büyük bir ilgi duyduklarını görme imkanını buldum. Turistlerin de en fazla konuştukları konu köprüydü. Kısaca, köprü projesi sayesinde Türkiye daha önce hiç olmadığı kadar dünyanın gündemine oturmuştu. Ancak, dünyanın gösterdiği olumlu tepkilere içeride katılmayanlar çoktu. Her olaya sol ideoloji gözlüğünden bakan CHP önderliğindeki çevreler Türkiye'nin bu ilk büyük projesine şiddetle karşı çıktılar. Sosyalizm fırtınasının çok hızlı estiği o yıllarda Türk solu fakir fukara edebiyatında pek mahirdi. Bu konudaki uzmanlığının en güzel (!) örneklerini köprü konusunda sergilemekten geri kalmadı. Aynı zamanda CHP milletvekili olan bir iktisat profesörü "Köprüye Hayır" sloganıyla projeyi durdurmaya çalıştı; slogan ve sahibi, köprüye muhalefetin sembolü oldular. Halbuki köprü, geçiş ücretleri sayesinde önce kendi maliyetini kurtaracak, sonra da devlete sürekli ve sağlam bir gelir kaynağı olacaktı. Ayrıca, iki yaka arasındaki insan ve araç trafiği sayesinde muazzam bir işgücü tasarrufu sağlayacaktı. Türkiye'nin tanıtımına ve itibarına yapılacak katkı da işin cabasıydı.

Köprü 1973 yılında büyük bir törenle hizmete açıldı. Muhalefet yalan yanlış propagandayla halkımızın keyfini kaçırmayı başarmış, ancak projenin hayata geçirilmesini engelleyememişti. Rahmetli Özal döneminde Türkiye 2. köprüye de kavuştu ve şimdilerde hükümetin icraat programında 3. köprü bulunuyor. İlginç ve acıdır ki, yine muhalif çevreler ön yargıyla ve tek yanlı olarak kamuoyunu yanıltma peşinde. Şöyle ki, meselenin sadece risklerine değinilmekte, araç sayısındaki artışın olumsuz sonuçları olacağı iddia edilmekte, rant kavgası vesaire gibi hayali mahzurlar ön plana çıkarılmaktadır.

Sözün doğrusu, 3. köprünün ülkemize çok büyük artılar kazandıracağıdır. Bu bağlamda, yaklaşık yarısı İstanbul'dan yapılan ve 2. köprünün lojistik açıdan yetersiz kaldığı ihracatımız büyük bir ivme kazanacak. Ayrıca, aşırı trafik yoğunluğu yüzünden milyarlarca doları bulan işgücü ve akaryakıt kayıpları son bulacaktır. Rahatlayan trafik İstanbul'da yaşayanları kesinlikle daha mutlu ve huzurlu yapacak.
YorumlarYorum Sayısı: 58

Yazan: metesarikaya3'üncü köprü yeni modelle daha kârlı oldu Çin'den de teklif gelir Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, 3'ncü köprü için 5 Nisan'da yapılacak yeni ihaleye teklif geleceği konusunda ümitli olduklarını söyledi. ... http://www.arkitera.com/haber/index/detay/3uncu-kopru-yeni-modelle-daha-k%C3%A2rli-oldu-cinden-de-teklif-gelir/6596[B][/B]

Yazan: metesarikayaZaman gazetesinden,Selim Kuvel'in haberine göre; İstanbul Boğazı'na 3. köprü yapımını da içeren 414 kilometrelik Kuzey Marmara Otoyolu Projesi'nin 'özel sektör eliyle mi' yoksa 'öz kaynakla mı' yapılacağı yönündeki tartışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son noktayı koydu. 3. Boğaz köprüsü ile 60-65 kilometrelik bağlantı yolları yap-işlet-devret (YİD) modeliyle, özel sektör eliyle yapılacak. Geriye kalan 350 kilometrelik otoyol ise öz kaynakla inşa edilecek. 18 firmanın şartname aldığı ancak teklifin gelmediği ihale sonrasında köprünün 'öz kaynakla mı' yoksa 'şartların revize edilerek mi' yapılacağı konusu gündemi meşgul etmişti. Konu önceki gün, AK Parti Genel Merkezi'nde yapılan toplantıda karara bağlandı. Başbakan Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantıya, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katıldı. Edinilen bilgilere göre görüşmede, Bakan Yıldırım, özel sektörün 5 milyar dolarlık ihalenin ikiye bölünmesini istediğini belirterek, "Özel sektör daha çok köprü ve bağlantı yolları ile ilgileniyor. 350 kilometrelik otoyolun hem maliyetinin hem de maliyetin geri dönüşünün yıllar alacağı endişesini yaşıyor." bilgisini verdi. Babacan ve Şimşek'in de bütçe disiplini açısından ihalenin ikiye bölünerek ilk kısmının özel sektör eliyle yapılmasına sıcak bakmasının ardından Başbakan da kararını özel sektörden yana verdi.

Yazan: Omer Yilmazinşallah 7-8 köprü daha yapılır .Bu mesajı ve ekindeki reklam linklerini gönderen forum kullanıcısı -gönderdiği başka benzer reklam mesajları nedeniyle- banlandı ve mesajları silindi. Yorumların anlamsız hale gelmemesi için buraya not düşüyorum.

Yazan: s_yinşallah 7-8 köprü daha yapılır . :) Yeni yapılacak köprünün malzemelerini sizden alacakmış RTE merak etmeyin. Bu reklamdan sonra ben de gelmeyi düşünüyorum, bakın iki kişiyi ikna ettiniz bile.

Yazan: Cemil GönülalanMesajınızı sadece linklerin reklamını yapmak için gönderdiğinizi düşünüyorum.Keşke böyle şeylere gerek duymasanız.Hatta mesajlarınızda link yer almasa.

Yazan: BirmimarYıl 1995; üçüncü köprü tartışmaları gündeme alınmış durumda. Geçmiş tartışmaları anısatan notlarım şöyle:


Çocukluğumuzda biz de suyla oynamaya bayılırdık. Önce, yol kenarından akan suyun önüne toprak set yapar, sonra setin bir noktasında açtığımız yarıktan suyu bırakır, biraz ötedeki başka bir sete kadar gitmesine izin veriridik. Önündeki engeller kalktıkça su yokuş aşağı ilerlerdi. Biz de doğaya -kendi çapımızda- hükmetmenin tadını çıkarırdık.

Yaşlar ilerledikçe, ölçek ve malzeme değişti ve oyun çeşitlilik kazandı. Bazılarımız sel gibi akan arabalarla oyunu sürdürdü: önce yollar genişletilip daha fazlasının akması sağlandı; kavşaklarda birikme arttıkça çok katlı geçişler inşa edildi. Ama amaç hep bir sonraki kavşağa kadar akıtmaktı. Araba sürüsü aktı aktı, geldi suya dayandı; biraz duraladı; �çoban� kavalını çalmaya başladı ve sürü karşıya geçti.

Bir taksiye bindim. Sürücü ilk kavşakta otuz saniye kadar beklemek zorunda kalınca, hemen çözüm getirdi: �Abi şuraya bir köprü yapacaksın, kimse beklemeyecek�. Kafasındaki çözüm, herhalde şöyle bir şey: önden bir istihkam birliği gidecek, her tıkanmada bir köprü kuracak; o geçtikten sonra köprüyü toplayacak. Bunu biraz lüks buluyor olmalı ki önermedi.

Teknolojinin en son olanakları da kullanılsa, �sorunu bir sonraki kavşağa kadar çözme� ilkesi hiç terk edilmedi. Terk edilmeyen bir başka ilke de �içindekileri değil arbaları taşımak� idi; sanki bilinmeyen bir nedenle yerden araba fışkırıyor ve bunlar yerçekimi ile bir yerlere doğru akıyordu, elden gelen bu akışı hızlandırmak idi. İçindekilerin bu akışa ivme kazandırmakta hiç rolü olmadığı söylenemez elbette. Çünkü araba sahibi olmak önceleri tek başına prestij sağlarken, giderek insanların gücü arabalarını hangi noktaya kadar götürebildikleri ile ölçülmeye başlandı: önceleri evinin kapısının önünden işinin kapısının önüne kadar gidenlerin bir bölümü, artık yataklarının yanından büro masalarının yanına gitmeye çalışıyorlardı. Trafik keşmekeşinin artması, güç gösterme yarışının önemini de arttırdı.

Boğaz�a köprü fikrinin ortaya çıkışında, özel araba sahipliğini özendirmek tek etken değildi şüphesiz. Atları, arabaları, insanları, herhangi bir engelle karşılaşıldığında bekletmeden karşıya geçirmek, tarihin her döneminde bir güç gösterisi olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, hem yöneticilere, hem de gerçekleştirecek firmalara kazandıracağı prestij nedeniyle, Osmanlı döneminden başlayarak, ileri teknolojiye sahip ülkelerden zaman zaman Boğaz�a köprü önerileri gelmiş olması doğaldır. Doğal olmayan, bu önerilerin 1960�lara kadar geri çevrilmiş olmasıdır. Şaşılacak bir başka gelişme de, bir Amerikan firmasının Abdülhamit�e önerdiği ve her ayağında birer �cami� bulunan köprü projesi dururken, İngiliz ve Japon firmalarının tasarladığı ve kültürümüzle yakın-uzak bir ilgisi bulunmayan (!) iki köprünün inşa edilmiş olmasıdır. Ama henüz Boğaz�ın üzeri köprülerle kapanmadığına göre, �camili proje� de şansını yitirmiş sayılmaz.

BOŞUNA MI TARTIŞTIK?

Boğaz�a 70�lerde birinci köprünün yapılmasını sağlayanların gerçekleştirdiği en önemli toplumsal katkı, belki de, köprüler üzerine yoğun bir tartışmayı başlatmış oluşlarıdır, bir teşekkürü hak ediyorlar doğrusu. 60�ların sonlarından başlayarak, Köprü�nün açılmasına dek süren bu tartışma ortamı, belli bir çevrenin siyasi yelpazedeki yerini belirlemesinde ve toplumsal olaylara bakış açısını gözden geçirmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ama ortaya atılan görüşlerin sıradan insanların kafasında bıraktığı tortu konusunda iyimser olmak için bir neden bulunduğu söylenemez.

Köprüye ilişkin tutumumuzun genelde �olumsuz� olduğunu anımsayan, ama nedenini hiç bir zaman kavrayamamış bulunan ileri yaşlardaki çok saygı duyduğum bir komşu teyze, trafiğin açık, havanın güzel olduğu bir gün, araba ile birlikte karşıya geçerken dönüp �belki o zaman savlarınızda haklı idiniz ama Köprü ne büyük kolaylık oldu değil mi?� dedi ve ekledi: �üstelik o kadar da çirkin değil, ne dersin?�. Sadece yutkunup, belli belirsiz bir şeyler mırıldandım. Zaten onun da kulağı pek iyi duymuyordu; böylece anlaştık ve �havanın� güzelliği de sürdü. Ama köprü tartışmalarını, kafamın içinde bir kez daha dolaştırma gereğini duydum.

O zamanlar �plan�a fazla bel bağlanıyordu; bir şey planlı olursa yurt çıkarına ve halk yararına olurmuş gibi geliyordu. Sanki bir ülke planlı bir biçimde satılamaz, bir halk planlı bir biçimde perişan edilemezdi. Kısacası plan �olumlu� bir kavramdı ve köprüye karşı çıkanlar, bunun plansız, programsız bir yatırım oluşunu eleştiriyorlardı. Sadece ulusal planda değil, kentin nazım planında öngörülmemişti; plana sonradan �emrivaki� olarak eklenmiş, ancak bu kez de uygulama planına yansıtılmadığı için, hem köprü inşaatı �ruhsatsız� başlatılmış, hem de çevre yollarının kamulaştırılması yasal dayanağa oturtulmamıştı.

Böylece plansızlığa bir de yasa dışılık ekleniyordu. Yasanın ve anayasanın içinde kalmak da o sıralar �olumlu� davranış olarak niteleniyordu. 80�leri ve 90�ları yaşadıktan sonra görüldü ki, gereğinde bir gecede, kişiye özel yasalar bile çıkarılabilmekte ve bunlarda toplum yararı aranmamaktaydı.

Köprü ile ilgili etütlerin ve projelerin �yabancılara�, üstelik �gizli� olarak hazırlatılması, Türkiye�deki bilim çevrelerinin tartışmasına açılmamış olması da eleştirilmişti. Oysa daha sonra, tüm toplumsal ahlaksızlıkların açıkça ve öğünerek yapıldığı ve giderek bu tutumun yeni ve olumlu bir ahlak anlayışı olarak yerleştiği bir dönem yaşanmaya başlanınca, bu eleştirinin de önemi azldı. Bir işi yabancıya yaptırıyor olmak ise bir övünç aracı oldu.

GÜZELLİK Mİ? ÇİRKİNLİK Mİ?

Köprü ile ilgili ana tartışma konularından biri de, güzel mi çirkin mi olduğu idi. Körü�nün güzelim Boğaziçi�ne layık şık bir gerdanlık olduğunu söyleyenlere karşı, kamu oyunu ikna edici estetik savlar ileri sürmek oldukça zordu. Dalokay, Ankara�dan imdada yetişti ve bir basın toplantısında şu iki noktayı vurguladı:

� �Köprü, görünüş olarak, insan psikolojisi olark, yaşama nizamları olarak Boğaziçi�ni küçültecektir.�
� �Köprü Boğaz kıyılarında yoğun iskanı teşvik edecek, bu baskıya imar planları ile karşı konamayacaktır. Yüksek binalarla dolduğunda, torunlarımızın bir Türk Boğaziçi�nin varolmuş olduğunu bilemeyeceklerini düşünmek, ürküntü vericidir.�

Dalokay, tartışmayı, �güzellik-çirkinlik� oyunu olmaktan çıkarıp, kültür ve tarih bilinci alanına kaydırmaya çalışıyordu. Sonunda, �köprücüler� her ayağında birer cami bulunan Amerikan projesini de aşarak, ayaklarının biri Ortaköy Camisi�nin, öteki Beylerbeyi Sarayı�nın yanına basan bir köprü gerçekleştirip, �Türk Boğaziçi�ne çağdaş bir katkı yaptılar ve ulusal kültür ile bütünleşmeyi de böylece sağladılar. Üstelik yeni iki cami inşa etme masrafından da kurtuldular.

Ulusal bütünleşme bağlamında bir başka tartışma daha anımsanmaya değer. Köprüye karşı savlar arasında, yabancı gemilerin geçişini engelleyerek Montreux Andlaşması�na ters düşüleceği görüşü de vardı. Gerçi bu konu, sonunda, köprünün yüksekliği tartışmasına dönüştü ama, bu gün olsa, sırf Batılılar�ın dayattığı bir andlaşmaya karşı bir tutum sergilemek için bile, böyle bir köprü yapılmasını savunarak tabanını genişletmeye çalışan siyasi görüşler ortaya çıkabilirdi. Böylece iki yakayı bir araya getirmenin yanısıra, tüm milleti bir araya getirmeye katkısı olurdu Köprü�nün (!).

DELİ DUMRUL�UN VE FİRAVUNLARIN KÖPRÜSÜ

İki yakayı biraraya getirme konusnda �karşı� takım, hem �ulusal� bazda, hem de �firma� bazında eleştiriler getiriyor, finansmanın ekonomiye getireceği yükü tartışıyorlardı. Köprü�nün son yıllarda giderek artan geliri dikkate alındığında, köprünün �firma bazında� �feasible� olmadığından artık kimse söz edemiyordur. Buna karşılık, �toplumsal maliyeti yüksek, toplumsal yararı düşük ve önceliği olmayan bir yatırım� olduğunu savunanlar Köprü�ye çeşitli adlar taktılar. Kimi �Deli Dumrul�un köprüsü� dedi, geçenden bir akçe, geçmeyenden döve döve iki akçe alındığını açıklayarak, daha çok üst gelir grubu kullanırken, orta ve alt gelir grubuna ödetildiği için. Kimi �çağdaş firavunların piramiti� olduğunu ileri öne sürdü, halka yarar sağlamayan, sadece yönetenlerin isteği ile yapılan büyük bir yatırım olmasını neden göstererek. Kimi ise, otomobil sahiplerinin kullanacağı dev bir oyuncak olarak niteledi; oysa zaman içinde görüldü ki, koşucular, intihar etmek isteyenler, klasik mehtap yerine �çağdaş lineer mehtap�seyretmeyi yeğleyen yeni romantikler de Köprü�den yararlanıyorlardı. Giderek Boğaz�da taşınmaz mal değerlerini belirlemede de kullanılır oldu; pazarlanacak konutların �kaç köprü gördüğü� de önem kazandı.

Köprü ve çevre yollarının maliyeti ve yaratılacak rantın mertebesi konusunda çok değişik rakamlar dolaştı ağızlarda. Maliyet birbuçuk ila sekiz milyar arasında öngörülürken, rantın seksen ila yüz milyar arasında olacağı öne sürüldü. O yıllarda ulusal gelirden kişi başına düşen 3000 lira, ortalama maaş 1000 lira, kentin nüfusu ikibuçuk milyon, Çemberlitaş�taki Nazım Plan bürosunun duvarına asılan nazım plan 14,5x 4.5 metre, tüm kentin kanalizasyonun yapma bedeli 700 milyon, Boğaz�daki en pahalı daire bir milyon lira idi.

Yatırım önceliği tartışmaları kapsamında, bu parayla, Ankara�nın konut sorununun, ya da İstanbul�un kanalizasyon sorununun çözülebileceğini, veya bilmem şu kadar okul inşa edilebileceğini ileri sürenlere başbakanın yanıtı yeterince açıktı; yabancılar bu parayı okul yapmamız için değil, köprü yapmamız için veriyorlardı. Parayı aldılar ve Köprüyü yaptılar.

KÖPRÜYÜ AÇ, ODALARI KAPA

Köprüye karşı olanlar, üretebildikleri karşı tezlari, bazan yeterince tartmadan, kamu oyuna iletiyorlardı. Örneğin Köprü�nün kent içi trafiğe etmeyeceği söyleniyordu; keşke etmeseydi. �Köprü yapılır ama çevre yolları tamamlanamaz� deniyordu; keşke tamamlanmasaydı. Köprü savunucuları da anında bunları çürütmeyi amaçlayan görüşler açıklıyorlardı. Her ne ise, iki yılın sonunda kutuplaşma arttı; giderek Köprü, �karşı takım� için, yanlış yatırım politikalarının, dışa bağımlılığın, kent yağmacılığının simgesi oldu; �Köprücüler� için ise, karşı çıkılan olumlu işlerin simgesi. Sonunda karşı çıkanlar �komünist� olmakla suçlandı ve �onların eline geçen meslek odalarının kapatılması gerektiği� savunuldu. Meslek odalarının birinde, geçtiğimiz aylarda yapılan bir �geçmişi anma� toplantısında, �Boğaz Köprüsü mücadelesi�nden söz edilirken, ilginç bir yorum yapıldı:

�Oda�nın hazırladığı bilimsel rapora, o dönemin sol görüşlü siyasi kuruluşlarının sahip çıkıp kendi savlarını da ekleyerek savunmuş olmaları, Oda�nın bu konudaki görüşünün kamu oyunca benimsenmesini engellemişti. Ne olurdu sanki bu bilimsel görüşlere dönemin başbakanınca sahip çıkılsa?�

Aradan 25 yıl, triyonlarca liralık kentsel yağma ve ikinci bir köprü geçti. �Köprüler tuzağı�nın ürünü olan ikinci köprü, birinciye göre öyle sessiz sedasız geçti ki, neredeyse kimse duymadı. Tartışma, birinci köprü ile birlikte bitmiş, olan olmuş, Boğaziçi�nin �genç kızlık� dönemi kapanmıştı sanki. Bundan sonra kaç tane daha yapılsa farketmezdi.

..............................................................................................................

Aradan bir 15 yıl daha geçti. Artık İstanbulun başına neler geleceği açıça ortada; ama bu güzeller güzeli, bir kez kötü yola düştü mü "Allah kurtarsın" demekten başka çare kalmıyor, bu örgütsüz toplumda.

Yazan: ferhathttp://www.mimarlikuzerine.com/2011/03/ucuncu-kopruye-ihtiyacimiz-olmadigini-gosteren-5-gecerli-sebep/

Yazan: ncc3'te yetmez 4 tane... http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/558254-3-de-yetmez-4-tane-kopru

Yazan: Derya Yazman3. Köprü Yerine Yaşam Platformu'nun yapmış olduğu eylem çağrısı: [SIZE=3] [/SIZE] [LEFT][LEFT][SIZE=3]"3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, 3. Köprü projesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine girmesi üzerine 16 Haziran Çarşamba günü saat 19.30’da OMO İstanbul Şubesinde toplandı. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Geçtiğimiz günlerde basından 3. Köprü Projesinin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin Bayındırlık ve İmar Komisyonuna iletildiği öğrenildi. Bugün (16.06.2010) Bayındırlık ve İmar Komisyonu tarafından görüşülmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine getirilen köprü projesi bugünkü meclis gündeminde oylanarak karara bağlanacak.[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Platform toplantısında tüm bu gelişmeler değerlendirilerek 17.06.2010 Perşembe saat 13.00’te mümkün olan en geniş katılımla İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde buluşulup bu rant köprüsüne dur demek için demokratik tepkimizi gösterme kararı alınmıştır. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Bilimin, doğanın ve halkın sesine kulaklarını tıkayarak, bu cinayet projesini oylamaya kalkanlara izin vermemek için tüm duyarlı İstanbul halkını ve platform bileşenlerini bugün saat 13.00’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde yaşamı savunmaya çağırıyoruz."[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU[/SIZE][/LEFT] [/LEFT]

Yazan: sweetboyzyapılmamalı bence 3 köprü o güzelim mnzarayı 3 köprüyü kaldırmaz

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.