Astay Yatirim

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Arkiv Belgeliyor

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

‘Bu güzergâh doğayı bitirir'

Tarih: 20 Ağustos 2009 Kaynak: Milliyet Yazan: Önay Yılmaz, Serhat Oğuz, Murat Öztürk

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, 3. köprünün güzergâhının kesinleşmediğini, çevre ve ormana zararı minimum düzeye indirecek imkânlar bulunduğunu söylese de uzmanlara göre, bu güzergâh, 3. köprünün bağlantı yollarıyla çevreyi tahrip edecek ve imarlaşmayı hızlandıracak. Ayrıca ormanlar da strese girecek.

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in açıkladığı ve İstanbul'a yapılacak üçüncü köprüye ait olduğunu iddia ettiği güzergâh, uzmanların tepkisini çekti. Uzmanlar, açıklanan güzergâha göre, üçüncü köprünün bağlantı yollarıyla çevreyi tahrip edeceğini ve imarlaşmayı hızlandıracağını savunuyor. Uzmanlara göre, köprünün vereceği zararı en aza indirecek olan transit geçişin uygulanması pek mümkün görünmüyor. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ise, güzergâhın henüz netleşmediğini, çevre ve ormana zararı minimum düzeye indirecek imkânlar bulunduğunu söyledi.



Tekin, güzergâhı sır gibi saklanan üçüncü köprünün denizi Tarabya-Beykoz koridorundan geçeceğini, Kınalı'dan başlayan yolun Topçular'a kadar uzanacağını iddia etmişti.

Sertok: Tarlalar da tahrip olur
Üçüncü köprü çalışmaları hakkında araştırma yürüten Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Besim Sertok, kendi tahmin ettikleri güzergâhın, Tekin'in açıklamasıyla örtüştüğünü söyledi. Sertok, bu güzergâhın İstanbul'un her iki yakasında ormanlık alan, su havzaları, doğal alan ve tarlalarda ciddi tahribatlara yol açacağını söyledi. Köprünün transit geçişle çevreye zarar vermeyeceği ve imarlaşmaya zemin oluşturmayacağı iddialarını hatırlatan Sertok, bunun teknik ve finansal olarak mümkün olmayacağını belirterek, şöyle konuştu:

"Proje transit geçişi öngörse bile bir süre sonra yeni bağlantı yolları yapılır. İkinci köprü yapıldığında da köprünün hemen çıkışında Etiler girişi yoktu. Birçok yeni bağlantı yolları yapılıyor. Biz bağnaz bir şekilde doğa korumacılığı yapmıyoruz. Proje çok yararlı olsa belki bazı değerlerden taviz verilebilir. Ancak bu geçiş İstanbul trafiğine hizmet etmeyecek. Bu yüzden neden doğadan taviz verilsin? Bu güzergâha göre, Belgrad Ormanları, Alibeyköy, Ömerli su havzaları, hatta tarlalar diğer doğal alanlar ciddi ölçüde tahrip olacak."

‘Trafiğe bir faydası olmayacak'
İTÜ Ulaştırma Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Gerçek de projeye karşı çıkarak, şu görüşleri savundu:

"Bu projenin kendi yaratacağı trafik dışında, mevcut köprülerdeki trafik tıkanıklığına fazla bir faydası olmayacak. Bu köprü de bir süre sonra mevcut iki köprü gibi tıkanacak. 2-3 yıl içinde maksimum kapasitesine gelecek. Çünkü bu köprüler ve çevre yolları bir süre sonra kendi trafiklerini yaratıyorlar. Etrafında yapılaşmalar oluşuyor.
Ayrıca kuzeydeki bir köprü, yeni yapılaşmalarla İstanbul'un elindeki son orman alanlarının ve su havzalarının da tahribatına yol açacak. Yani İstanbul akciğerleri de yakında elden gidecek. Transit trafiğe hizmet edecek deniliyordu; transit trafiğin toplam trafik içindeki payı yüzde 3'ün bile altında. Dolayısıyla bu tamamen bir rant köprüsü olacak kanaatindeyim."

Büyük araziler el değiştiriyor
Güzergâhı açıklayan Gürsel Tekin, özellikle Çavuşbaşı ve Kurtköy gibi bölgelerde büyük arsa alım satımları yapıldığı duyumunu aldıklarını, alımların Ak Parti'ye yakın isimler olduğunu tahmin ettiklerini ancak kesin bilgilere ulaşmanın zor olduğunu söyledi. Tekin, yetkililerden açıklama beklediğini söyledi.

‘Ormanlar strese girecek'
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nden Doç. Dr. Tayfun Kındap ve Doç. Dr. Alper Ünal, 3. köprü nedeniyle ağaçların strese gireceğini belirterek, şöyle konuştular: "Yerleşim ve endüstri bölgelerinden kaynaklanan kirleticiler, ormanlar tarafından atmosfere salınan karbonlar ile reaksiyona girerek tehlikeli ozon ve partikül madde oluşumuna neden oluyor. Strese giren ağaçlar, atmosfere çok daha fazla uçucu karbon yayıyorlar. İstanbul için yapılması planlanan ve İstanbul trafiğine katkısı yüzde 1 olacağı açıklanan üçüncü köprü, bir de bu açıdan düşünülmeli."

‘Rant köprüsü'
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Erhan Demirdizen ise, köprünün sadece rant amaçlı olduğunu iddia etti. Demirdizen'in görüşleri şöyle:

"Üçüncü köprüye tamamen karşıyız. İstanbul'un ulaşım ihtiyacı açısından üçüncü köprü nereye yapılırsa yapılsın ihtiyaca cevap vermiyor. Şu anda iki köprüyü ve deniz yollarını kullanarak iki yaka arasında günde 1.1 milyon yolculuk yapılıyor. Yeni köprü olursa bu en fazla 1.5 milyona çıkar. Şehir genelindeki yolculuk sayısı ise 21 milyon. Bu kadar fark için bu kadar pahalı yatırım yapılmamalı. Boğaz'ı raylı sistemle, tünelle geçmeliyiz. Üçüncü köprü hormonlu büyümeye, kuzey ormanları ve su havzalarının yapılaşmasına yol açar."

Ulaştırma Bakanlığı: Doğal dokuya zarar verilmeyecek
Ulaştırma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği yetkilileri, üçüncü köprünün güzergâhının, İstanbul'un transit trafiğini şehir içinden kurtarmak, kuzey hattının asgari düzeyde zarar görmesini sağlamak, kamulaştırma bedelinin çok ağır olmaması gibi faktörleri gözeterek belirlendiğini belirterek, "Öncelikle güzergâh üzerindeki belediyelerin yolun geçeceği yerleri planlarına işlemeleri ve meclislerinden geçirmeleri lazım. Planlar belirlendikten sonra güzergâh açıklanacak. Doğal va tarihi dokuya zarar vermeyecek proje öngörülüyor. Hangi inşaat tekniklerinin kullanılacağı, nerede viyadük, köprü ve tünellerin yapılacağı hakkında fizibilite çalışması yapılmış durumda. İddia edildiği gibi bir tahribat olmayacak" dediler.

Eroğlu: Tahribatı en aza indireceğiz
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, üçüncü köprünün henüz netleşmediğini belirterek, şöyle dedi: "Güzergâhı kesin olarak belirlendiğinde bakanlığımız tarafından Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) mutlaka yapılacaktır. Güzergâh belli olduktan sonra çevre ve ormanlarımız açısından tahribatı asgari düzeye indirecek çözümler dünyada olduğu gibi ülkemizde de mevcuttur. Projenin örnekleri ilk defa ülkemizde yapılmamaktadır. Proje akıllıca yapıldığında çevreye zarar vermeden orman varlıklarımızı koruyarak, ülkemize bu güzel ve hayati yatırımı gerçekleştirmiş olacağız. Ulaştırma Bakanlığı ile bakanlığımız koordine halinde çalışmaktadır."

Belediye başkanıyken Erdoğan da karşıydı
Yeni Boğaz Köprüsü'nün yapımından yana olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, bu projeye açık ve sert bir şekilde karşı çıkıyordu. 1997 yılında Erdoğan, üçüncü köprü için eleştirilerini, "Yeni köprü beraberinde çarpık yapılaşma ve yeşil katliamını getirecektir" diyerek dile getiriyordu. Erdoğan'ın belediye başkanlığı görevinde olduğu 1997 yılında basına yansıyan bir açıklaması şöyleydi:

"Şehrin yeni bir köprüye değil, tüp geçide ihtiyacı var. Raylı sistemin geliştirilmesi ve iki yaka arasında bağlantının sağlanması, yolların araçlara göre bölünmesi için tüp geçit uygun bir seçenektir. Ancak yeni köprü beraberinde çarpık yapılaşma ve yeşil katliamını da getirecektir. Boğaz'a kaç köprü yapılırsa yapılsın, trafik bir gün sıkboğaz olmaya mahkûmdur. Raylı sistemle koordine edilecek tüp geçit ise, hem çevreyi koruyacak hem de ulaşıma köprünün getirebileceğinden kat kat fazla rahatlık getirecektir."

Başkan Topbaş, Tekin'i doğruladı
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in açıkladığı güzergâhı doğrulayarak, "Yeni köprü Tarabya Oteli ile Beykoz arasında olacak" dedi. Köprü yaklaşım yolları konusunda açıklama yapmaktan kaçınan Topbaş, "Çevre etkileşimi göz önüne alınarak bir güzergâh belirlenecek" demekle yetindi. Topbaş, arazi rantı iddialarıyla ilgili olarak ise, "Bu güzergâhta yer alan arsaları imara açmayacağız" dedi.

Başkanlık Sarayı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Topbaş, Gürsel Tekin'in "Sayın başkan güzergâhı benden öğrensin" sözlerini hatırlatarak, "Onların bilgileri bizim unuttuklarımızdan fazla değil. Bu şehri yöneten, yıllardır içinde yaşayan birisi olarak bu kentin tüm gelişme süreçlerini ve bundan sonraki süreçlerini yakından takip ediyoruz" diye konuştu.

Topbaş, şunları söyledi: "4 yılı aşkın süredir sayın Başbakanımızla, ilgili bakanımız ve kurumlarla ilgili yaptığımız bir çalışma var. Sayın Başbakanımızın hassasiyeti havzaların etkilenmemesi, orman alanlarının en az etkilenecek ölçüde bir yer belirlenmesiydi. İkinci köprünün biraz kuzeyinde Tarabya bölgesinden bir iz belirlendi ve bir çalışma yapıldı.Çarşamba günü bu güzergâh üzerinde incelememizi yaptık. Bunlar planlara işlenecek. Güzergâhın üzerindeki etkileşimler dikkate alınacak. Buradaki kamulaştırma alanlarının getireceği maliyet nedeniyle bazı değişikliklerin yapılması ihtimali çok büyük. 6 ay önce sayın Başbakanımız, Ulaştırma Bakanımız ve benim helikopterle uçuş yaparak belirlediğimiz bir güzergâh. Güzergâhtaki bağlantı alanları, hatları ve yerinde ufak değişiklikler olabilir. Önümüzdeki eylül meclisine getirmeye çalışıyoruz.

Tarabya Oteli'nin bulunduğu nokta ile karşısına gelen bir nokta arasında bir değerlendirme yapılmış. Ama tabii onu yerine yerleştirirken bölgenin kendi coğrafi durumu, yerleşim durumu da incelenecek."

‘Kamu yararına aykırı'
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Filiz Demirayak, 3. köprü ile ilgili süreçlerin kapalı kapılar ardında gerçekleşmesini eleştirerek şöyle konuştu: "Beykoz ve Sarıyer ormanları büyük ölçüde parçalanacaktır. İklim değişikliğiyle mücadelede ve uyum sağlama sürecinde kentsel ormanlar, su temin, karbon tutma ve mikroklima özellikleriyle önemliyken, bugün 3. köprü ve onun bağlantılı yolları üzerinde yapılan konut projeleri ve arazilerin el değiştirmesi süreçlerine kurban edilmek istenmesi yine kamu yararına aykırıdır.

Sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, şehir plancıları ve mimarlarla beraber doğa korumacılar ve İstanbul'da yaşayan insanlar üçüncü köprüye dair endişelerini ve seslerini duyurmaya çalışırken, kamuya ait bir yatırımın, kamu iradesi ve uzmanlıklar hiçe sayılarak yapılmak istenmesi, 3. köprü güzergâhı üzerindeki arazilerin el değiştirme şekliyle beraber endişelerin artmasına neden oluyor."

YorumlarYorum Sayısı: 58

Yazan: metesarikaya3'üncü köprü yeni modelle daha kârlı oldu Çin'den de teklif gelir Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, 3'ncü köprü için 5 Nisan'da yapılacak yeni ihaleye teklif geleceği konusunda ümitli olduklarını söyledi. ... http://www.arkitera.com/haber/index/detay/3uncu-kopru-yeni-modelle-daha-k%C3%A2rli-oldu-cinden-de-teklif-gelir/6596[B][/B]

Yazan: metesarikayaZaman gazetesinden,Selim Kuvel'in haberine göre; İstanbul Boğazı'na 3. köprü yapımını da içeren 414 kilometrelik Kuzey Marmara Otoyolu Projesi'nin 'özel sektör eliyle mi' yoksa 'öz kaynakla mı' yapılacağı yönündeki tartışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son noktayı koydu. 3. Boğaz köprüsü ile 60-65 kilometrelik bağlantı yolları yap-işlet-devret (YİD) modeliyle, özel sektör eliyle yapılacak. Geriye kalan 350 kilometrelik otoyol ise öz kaynakla inşa edilecek. 18 firmanın şartname aldığı ancak teklifin gelmediği ihale sonrasında köprünün 'öz kaynakla mı' yoksa 'şartların revize edilerek mi' yapılacağı konusu gündemi meşgul etmişti. Konu önceki gün, AK Parti Genel Merkezi'nde yapılan toplantıda karara bağlandı. Başbakan Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantıya, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katıldı. Edinilen bilgilere göre görüşmede, Bakan Yıldırım, özel sektörün 5 milyar dolarlık ihalenin ikiye bölünmesini istediğini belirterek, "Özel sektör daha çok köprü ve bağlantı yolları ile ilgileniyor. 350 kilometrelik otoyolun hem maliyetinin hem de maliyetin geri dönüşünün yıllar alacağı endişesini yaşıyor." bilgisini verdi. Babacan ve Şimşek'in de bütçe disiplini açısından ihalenin ikiye bölünerek ilk kısmının özel sektör eliyle yapılmasına sıcak bakmasının ardından Başbakan da kararını özel sektörden yana verdi.

Yazan: Omer Yilmazinşallah 7-8 köprü daha yapılır .Bu mesajı ve ekindeki reklam linklerini gönderen forum kullanıcısı -gönderdiği başka benzer reklam mesajları nedeniyle- banlandı ve mesajları silindi. Yorumların anlamsız hale gelmemesi için buraya not düşüyorum.

Yazan: s_yinşallah 7-8 köprü daha yapılır . :) Yeni yapılacak köprünün malzemelerini sizden alacakmış RTE merak etmeyin. Bu reklamdan sonra ben de gelmeyi düşünüyorum, bakın iki kişiyi ikna ettiniz bile.

Yazan: Cemil GönülalanMesajınızı sadece linklerin reklamını yapmak için gönderdiğinizi düşünüyorum.Keşke böyle şeylere gerek duymasanız.Hatta mesajlarınızda link yer almasa.

Yazan: BirmimarYıl 1995; üçüncü köprü tartışmaları gündeme alınmış durumda. Geçmiş tartışmaları anısatan notlarım şöyle:


Çocukluğumuzda biz de suyla oynamaya bayılırdık. Önce, yol kenarından akan suyun önüne toprak set yapar, sonra setin bir noktasında açtığımız yarıktan suyu bırakır, biraz ötedeki başka bir sete kadar gitmesine izin veriridik. Önündeki engeller kalktıkça su yokuş aşağı ilerlerdi. Biz de doğaya -kendi çapımızda- hükmetmenin tadını çıkarırdık.

Yaşlar ilerledikçe, ölçek ve malzeme değişti ve oyun çeşitlilik kazandı. Bazılarımız sel gibi akan arabalarla oyunu sürdürdü: önce yollar genişletilip daha fazlasının akması sağlandı; kavşaklarda birikme arttıkça çok katlı geçişler inşa edildi. Ama amaç hep bir sonraki kavşağa kadar akıtmaktı. Araba sürüsü aktı aktı, geldi suya dayandı; biraz duraladı; �çoban� kavalını çalmaya başladı ve sürü karşıya geçti.

Bir taksiye bindim. Sürücü ilk kavşakta otuz saniye kadar beklemek zorunda kalınca, hemen çözüm getirdi: �Abi şuraya bir köprü yapacaksın, kimse beklemeyecek�. Kafasındaki çözüm, herhalde şöyle bir şey: önden bir istihkam birliği gidecek, her tıkanmada bir köprü kuracak; o geçtikten sonra köprüyü toplayacak. Bunu biraz lüks buluyor olmalı ki önermedi.

Teknolojinin en son olanakları da kullanılsa, �sorunu bir sonraki kavşağa kadar çözme� ilkesi hiç terk edilmedi. Terk edilmeyen bir başka ilke de �içindekileri değil arbaları taşımak� idi; sanki bilinmeyen bir nedenle yerden araba fışkırıyor ve bunlar yerçekimi ile bir yerlere doğru akıyordu, elden gelen bu akışı hızlandırmak idi. İçindekilerin bu akışa ivme kazandırmakta hiç rolü olmadığı söylenemez elbette. Çünkü araba sahibi olmak önceleri tek başına prestij sağlarken, giderek insanların gücü arabalarını hangi noktaya kadar götürebildikleri ile ölçülmeye başlandı: önceleri evinin kapısının önünden işinin kapısının önüne kadar gidenlerin bir bölümü, artık yataklarının yanından büro masalarının yanına gitmeye çalışıyorlardı. Trafik keşmekeşinin artması, güç gösterme yarışının önemini de arttırdı.

Boğaz�a köprü fikrinin ortaya çıkışında, özel araba sahipliğini özendirmek tek etken değildi şüphesiz. Atları, arabaları, insanları, herhangi bir engelle karşılaşıldığında bekletmeden karşıya geçirmek, tarihin her döneminde bir güç gösterisi olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, hem yöneticilere, hem de gerçekleştirecek firmalara kazandıracağı prestij nedeniyle, Osmanlı döneminden başlayarak, ileri teknolojiye sahip ülkelerden zaman zaman Boğaz�a köprü önerileri gelmiş olması doğaldır. Doğal olmayan, bu önerilerin 1960�lara kadar geri çevrilmiş olmasıdır. Şaşılacak bir başka gelişme de, bir Amerikan firmasının Abdülhamit�e önerdiği ve her ayağında birer �cami� bulunan köprü projesi dururken, İngiliz ve Japon firmalarının tasarladığı ve kültürümüzle yakın-uzak bir ilgisi bulunmayan (!) iki köprünün inşa edilmiş olmasıdır. Ama henüz Boğaz�ın üzeri köprülerle kapanmadığına göre, �camili proje� de şansını yitirmiş sayılmaz.

BOŞUNA MI TARTIŞTIK?

Boğaz�a 70�lerde birinci köprünün yapılmasını sağlayanların gerçekleştirdiği en önemli toplumsal katkı, belki de, köprüler üzerine yoğun bir tartışmayı başlatmış oluşlarıdır, bir teşekkürü hak ediyorlar doğrusu. 60�ların sonlarından başlayarak, Köprü�nün açılmasına dek süren bu tartışma ortamı, belli bir çevrenin siyasi yelpazedeki yerini belirlemesinde ve toplumsal olaylara bakış açısını gözden geçirmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ama ortaya atılan görüşlerin sıradan insanların kafasında bıraktığı tortu konusunda iyimser olmak için bir neden bulunduğu söylenemez.

Köprüye ilişkin tutumumuzun genelde �olumsuz� olduğunu anımsayan, ama nedenini hiç bir zaman kavrayamamış bulunan ileri yaşlardaki çok saygı duyduğum bir komşu teyze, trafiğin açık, havanın güzel olduğu bir gün, araba ile birlikte karşıya geçerken dönüp �belki o zaman savlarınızda haklı idiniz ama Köprü ne büyük kolaylık oldu değil mi?� dedi ve ekledi: �üstelik o kadar da çirkin değil, ne dersin?�. Sadece yutkunup, belli belirsiz bir şeyler mırıldandım. Zaten onun da kulağı pek iyi duymuyordu; böylece anlaştık ve �havanın� güzelliği de sürdü. Ama köprü tartışmalarını, kafamın içinde bir kez daha dolaştırma gereğini duydum.

O zamanlar �plan�a fazla bel bağlanıyordu; bir şey planlı olursa yurt çıkarına ve halk yararına olurmuş gibi geliyordu. Sanki bir ülke planlı bir biçimde satılamaz, bir halk planlı bir biçimde perişan edilemezdi. Kısacası plan �olumlu� bir kavramdı ve köprüye karşı çıkanlar, bunun plansız, programsız bir yatırım oluşunu eleştiriyorlardı. Sadece ulusal planda değil, kentin nazım planında öngörülmemişti; plana sonradan �emrivaki� olarak eklenmiş, ancak bu kez de uygulama planına yansıtılmadığı için, hem köprü inşaatı �ruhsatsız� başlatılmış, hem de çevre yollarının kamulaştırılması yasal dayanağa oturtulmamıştı.

Böylece plansızlığa bir de yasa dışılık ekleniyordu. Yasanın ve anayasanın içinde kalmak da o sıralar �olumlu� davranış olarak niteleniyordu. 80�leri ve 90�ları yaşadıktan sonra görüldü ki, gereğinde bir gecede, kişiye özel yasalar bile çıkarılabilmekte ve bunlarda toplum yararı aranmamaktaydı.

Köprü ile ilgili etütlerin ve projelerin �yabancılara�, üstelik �gizli� olarak hazırlatılması, Türkiye�deki bilim çevrelerinin tartışmasına açılmamış olması da eleştirilmişti. Oysa daha sonra, tüm toplumsal ahlaksızlıkların açıkça ve öğünerek yapıldığı ve giderek bu tutumun yeni ve olumlu bir ahlak anlayışı olarak yerleştiği bir dönem yaşanmaya başlanınca, bu eleştirinin de önemi azldı. Bir işi yabancıya yaptırıyor olmak ise bir övünç aracı oldu.

GÜZELLİK Mİ? ÇİRKİNLİK Mİ?

Köprü ile ilgili ana tartışma konularından biri de, güzel mi çirkin mi olduğu idi. Körü�nün güzelim Boğaziçi�ne layık şık bir gerdanlık olduğunu söyleyenlere karşı, kamu oyunu ikna edici estetik savlar ileri sürmek oldukça zordu. Dalokay, Ankara�dan imdada yetişti ve bir basın toplantısında şu iki noktayı vurguladı:

� �Köprü, görünüş olarak, insan psikolojisi olark, yaşama nizamları olarak Boğaziçi�ni küçültecektir.�
� �Köprü Boğaz kıyılarında yoğun iskanı teşvik edecek, bu baskıya imar planları ile karşı konamayacaktır. Yüksek binalarla dolduğunda, torunlarımızın bir Türk Boğaziçi�nin varolmuş olduğunu bilemeyeceklerini düşünmek, ürküntü vericidir.�

Dalokay, tartışmayı, �güzellik-çirkinlik� oyunu olmaktan çıkarıp, kültür ve tarih bilinci alanına kaydırmaya çalışıyordu. Sonunda, �köprücüler� her ayağında birer cami bulunan Amerikan projesini de aşarak, ayaklarının biri Ortaköy Camisi�nin, öteki Beylerbeyi Sarayı�nın yanına basan bir köprü gerçekleştirip, �Türk Boğaziçi�ne çağdaş bir katkı yaptılar ve ulusal kültür ile bütünleşmeyi de böylece sağladılar. Üstelik yeni iki cami inşa etme masrafından da kurtuldular.

Ulusal bütünleşme bağlamında bir başka tartışma daha anımsanmaya değer. Köprüye karşı savlar arasında, yabancı gemilerin geçişini engelleyerek Montreux Andlaşması�na ters düşüleceği görüşü de vardı. Gerçi bu konu, sonunda, köprünün yüksekliği tartışmasına dönüştü ama, bu gün olsa, sırf Batılılar�ın dayattığı bir andlaşmaya karşı bir tutum sergilemek için bile, böyle bir köprü yapılmasını savunarak tabanını genişletmeye çalışan siyasi görüşler ortaya çıkabilirdi. Böylece iki yakayı bir araya getirmenin yanısıra, tüm milleti bir araya getirmeye katkısı olurdu Köprü�nün (!).

DELİ DUMRUL�UN VE FİRAVUNLARIN KÖPRÜSÜ

İki yakayı biraraya getirme konusnda �karşı� takım, hem �ulusal� bazda, hem de �firma� bazında eleştiriler getiriyor, finansmanın ekonomiye getireceği yükü tartışıyorlardı. Köprü�nün son yıllarda giderek artan geliri dikkate alındığında, köprünün �firma bazında� �feasible� olmadığından artık kimse söz edemiyordur. Buna karşılık, �toplumsal maliyeti yüksek, toplumsal yararı düşük ve önceliği olmayan bir yatırım� olduğunu savunanlar Köprü�ye çeşitli adlar taktılar. Kimi �Deli Dumrul�un köprüsü� dedi, geçenden bir akçe, geçmeyenden döve döve iki akçe alındığını açıklayarak, daha çok üst gelir grubu kullanırken, orta ve alt gelir grubuna ödetildiği için. Kimi �çağdaş firavunların piramiti� olduğunu ileri öne sürdü, halka yarar sağlamayan, sadece yönetenlerin isteği ile yapılan büyük bir yatırım olmasını neden göstererek. Kimi ise, otomobil sahiplerinin kullanacağı dev bir oyuncak olarak niteledi; oysa zaman içinde görüldü ki, koşucular, intihar etmek isteyenler, klasik mehtap yerine �çağdaş lineer mehtap�seyretmeyi yeğleyen yeni romantikler de Köprü�den yararlanıyorlardı. Giderek Boğaz�da taşınmaz mal değerlerini belirlemede de kullanılır oldu; pazarlanacak konutların �kaç köprü gördüğü� de önem kazandı.

Köprü ve çevre yollarının maliyeti ve yaratılacak rantın mertebesi konusunda çok değişik rakamlar dolaştı ağızlarda. Maliyet birbuçuk ila sekiz milyar arasında öngörülürken, rantın seksen ila yüz milyar arasında olacağı öne sürüldü. O yıllarda ulusal gelirden kişi başına düşen 3000 lira, ortalama maaş 1000 lira, kentin nüfusu ikibuçuk milyon, Çemberlitaş�taki Nazım Plan bürosunun duvarına asılan nazım plan 14,5x 4.5 metre, tüm kentin kanalizasyonun yapma bedeli 700 milyon, Boğaz�daki en pahalı daire bir milyon lira idi.

Yatırım önceliği tartışmaları kapsamında, bu parayla, Ankara�nın konut sorununun, ya da İstanbul�un kanalizasyon sorununun çözülebileceğini, veya bilmem şu kadar okul inşa edilebileceğini ileri sürenlere başbakanın yanıtı yeterince açıktı; yabancılar bu parayı okul yapmamız için değil, köprü yapmamız için veriyorlardı. Parayı aldılar ve Köprüyü yaptılar.

KÖPRÜYÜ AÇ, ODALARI KAPA

Köprüye karşı olanlar, üretebildikleri karşı tezlari, bazan yeterince tartmadan, kamu oyuna iletiyorlardı. Örneğin Köprü�nün kent içi trafiğe etmeyeceği söyleniyordu; keşke etmeseydi. �Köprü yapılır ama çevre yolları tamamlanamaz� deniyordu; keşke tamamlanmasaydı. Köprü savunucuları da anında bunları çürütmeyi amaçlayan görüşler açıklıyorlardı. Her ne ise, iki yılın sonunda kutuplaşma arttı; giderek Köprü, �karşı takım� için, yanlış yatırım politikalarının, dışa bağımlılığın, kent yağmacılığının simgesi oldu; �Köprücüler� için ise, karşı çıkılan olumlu işlerin simgesi. Sonunda karşı çıkanlar �komünist� olmakla suçlandı ve �onların eline geçen meslek odalarının kapatılması gerektiği� savunuldu. Meslek odalarının birinde, geçtiğimiz aylarda yapılan bir �geçmişi anma� toplantısında, �Boğaz Köprüsü mücadelesi�nden söz edilirken, ilginç bir yorum yapıldı:

�Oda�nın hazırladığı bilimsel rapora, o dönemin sol görüşlü siyasi kuruluşlarının sahip çıkıp kendi savlarını da ekleyerek savunmuş olmaları, Oda�nın bu konudaki görüşünün kamu oyunca benimsenmesini engellemişti. Ne olurdu sanki bu bilimsel görüşlere dönemin başbakanınca sahip çıkılsa?�

Aradan 25 yıl, triyonlarca liralık kentsel yağma ve ikinci bir köprü geçti. �Köprüler tuzağı�nın ürünü olan ikinci köprü, birinciye göre öyle sessiz sedasız geçti ki, neredeyse kimse duymadı. Tartışma, birinci köprü ile birlikte bitmiş, olan olmuş, Boğaziçi�nin �genç kızlık� dönemi kapanmıştı sanki. Bundan sonra kaç tane daha yapılsa farketmezdi.

..............................................................................................................

Aradan bir 15 yıl daha geçti. Artık İstanbulun başına neler geleceği açıça ortada; ama bu güzeller güzeli, bir kez kötü yola düştü mü "Allah kurtarsın" demekten başka çare kalmıyor, bu örgütsüz toplumda.

Yazan: ferhathttp://www.mimarlikuzerine.com/2011/03/ucuncu-kopruye-ihtiyacimiz-olmadigini-gosteren-5-gecerli-sebep/

Yazan: ncc3'te yetmez 4 tane... http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/558254-3-de-yetmez-4-tane-kopru

Yazan: Derya Yazman3. Köprü Yerine Yaşam Platformu'nun yapmış olduğu eylem çağrısı: [SIZE=3] [/SIZE] [LEFT][LEFT][SIZE=3]"3. Köprü Yerine Yaşam Platformu, 3. Köprü projesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine girmesi üzerine 16 Haziran Çarşamba günü saat 19.30’da OMO İstanbul Şubesinde toplandı. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Geçtiğimiz günlerde basından 3. Köprü Projesinin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin Bayındırlık ve İmar Komisyonuna iletildiği öğrenildi. Bugün (16.06.2010) Bayındırlık ve İmar Komisyonu tarafından görüşülmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine getirilen köprü projesi bugünkü meclis gündeminde oylanarak karara bağlanacak.[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Platform toplantısında tüm bu gelişmeler değerlendirilerek 17.06.2010 Perşembe saat 13.00’te mümkün olan en geniş katılımla İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde buluşulup bu rant köprüsüne dur demek için demokratik tepkimizi gösterme kararı alınmıştır. [/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]Bilimin, doğanın ve halkın sesine kulaklarını tıkayarak, bu cinayet projesini oylamaya kalkanlara izin vermemek için tüm duyarlı İstanbul halkını ve platform bileşenlerini bugün saat 13.00’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde yaşamı savunmaya çağırıyoruz."[/SIZE][/LEFT] [/LEFT] [LEFT][LEFT][SIZE=3]3. KÖPRÜ YERİNE YAŞAM PLATFORMU[/SIZE][/LEFT] [/LEFT]

Yazan: sweetboyzyapılmamalı bence 3 köprü o güzelim mnzarayı 3 köprüyü kaldırmaz

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Ulaşım, Yeni Gelişme Alanları, Yerel Yönetim
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.