![]() Yenikapı Theodosius Limanı projesi, kentin olumlu dönüşümü için iyi örneklerden biri. |
"Bu neyin didişmesi?" başlıklı yazısında Cem Erciyes, "2010'u daha çok geleneksel mirasa yönelik bir kalkındırma projesi olarak gören anlayışla, kültür endüstrisine yönelik bir destek olarak gören anlayış arasındaki işbirliği raydan çıktı" diyordu. Erciyes'in tespitine göre "2010 Ajansı'nda yaşanan sorunlar, kültür endüstrisiyle yani iş dünyasıyla hükümet arasındaki bir çatışma"dan kaynaklanıyor. Bir tarafta mimarlık, restorasyon, inşaat işleri yer alıyor. Diğer tarafta müzik, sinema, tiyatro gibi sanatsal etkinlikler. Hükümet kaynakların daha çok inşaat işlerine ayrılmasını istiyor. Kültür endüstrisi ise etkinliklere daha çok pay ayrılmadığı için rahatsız. Anlaşmazlık işte bundan kaynaklanıyor.
Belli ki dışarıdan bakıldığında 2010'da yaşanan sorunlar böyle görülüyor. Hemen söyleyeyim: Eğer sorun bundan kaynaklansaydı, belediyeler ve kültür-sanat ticaretiyle uğraşanlar arasında her gün bir anlaşmazlık yaşanırdı. Oysa değil anlaşmazlık, ticaret erbabının her koşulda duruma uyum gösterdiği söylenebilir. ‘İş dünyası' kamusal süreçlerin kapalı olmasından istifade etmekte. Bağımlı olan, kraldan çok kralcıdır bizim ülkemizde! Karşı çıkıyorsa birileri, ya evleri başlarına yıkılacak halktır, ya da işyerini kaybedecek esnaf. Sanat erbabımızın örnek mekanının ‘Fransız Sokağı' olması bu konuda yeterince bir fikir vermiyor mu? Ayıptır söylemesi, olsa olsa birbiriyle didişir ama ayrıcalıklarını terk etmeyi asla göze alamaz. Siyasal patronajla ayrışmak durumunda olanlar varsa, onlar ‘iş dünyası'nın dışında kalanlardır. Sistem onları marjinalleştirip bir kenara iter. Kamu, muhafazakarlığı yani anonim işleri, ‘iş dünyası' modernliği temsil eder. Ayrışmadan çok paylaşma, hatta anlaşma vardır, taraflar arasında. Bütün bu tespitlere rağmen Erciyes'in başlattığı tartışmanın önemli olduğunu ve başka bir açıdan bakıldığında meselenin özüne dokunduğunu düşünüyorum.
Nasıl oluyor da pek çok sanatçı kendisine sunulan dikensiz gül bahçesinde yaşamak yerine, başka bir iş yapıyor? Nasıl oluyor da zorluklara, tehditlere rağmen bağımsızlığı tercih ediyor? Ve nasıl oluyor da sermaye günümüzde bu "kimseyi temsil etmeyen, yaptıkları anlaşılmayan, çıkarını kollamayan" sanatçıları destekliyor? Bugün yaşanan sorunlar sanatın ne kadar önemli hale geldiğini, topluluklar lehine bir gelişmenin nasıl olabileceğini gösteriyor.
Anlaşmazlık olarak algılanan temelde iki ayrı işleyişe sahip olan siyaset ile sanatın karşılaşması. Günümüzde sanatsal olan artık sanatsal olmayandır, çünkü kamusal alanda sanat teknokratik anonimliği sorgular. İstanbul 2010'un asıl sorunu da bir ‘üçüncü yol' yaratma sorunu. Sorun bu deneyimin zorluğundan kaynaklanıyor. Bugün bu iki alanı -entelektüel ile siyasalı- ilişkilendirmeden sanatsal bir durum yaratmak mümkün değil. Eğer Avrupa Kültür Başkenti (AKB) projesinde ikili bir yapı oluşmuşsa, yani daha açık söylersek kültürle ilgili bir proje ‘sanat' ve ‘inşaat' diye ikiye bölünmüşse, sorun bu ikisi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkta değil, doğrudan bu ayrışmada olmalı. Avrupa Kültür Başkenti Programı sanatı piyasa ilişkilerine terk eden, mimarlığı, restorasyonu ise bir uygulama işi olarak kabul eden ideolojik patronajı sorun eden, dönüştürmeyi amaçlayan bir etkinlik. AKB olan kentlerde kültürün stratejik bir konu olarak disipliner ayrımların ötesine geçmesi, kent işlevlerini kucaklaması hedeflenir. Amaç kentin dönüştürülmesidir. Kentlilerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olması, eşitsizliğe karşı mücadele edilmesi, kentin yaratıcılığa açılması için adımlar atılması amaçlanır. İstanbul'un AKB olması için yaklaşık on senedir özveriyle çalışan ve ilgili bütün tarafları bir araya getirerek başvuru dosyasını hazırlayan, Seçici Kurul'un oybirliği ile aldığı kararda altını çizdiği ‘sivil girişim'in amacı da bu.
Kent ve sanat uçurumu
Bugünkü kentsel dönüşüm modeli mekana müdahaleyi yalnızca fiziksel bir konu olarak ele alıyor. AKB programında ise kentleri yaratıcılığa, çoklu ortamlara açan, halkın katılımı ile gerçekleştirilen kentsel iyileştirme çalışmaları bu dar çerçeveyi aşmak için yapılabileceklere örnek oluşturuyor. Kamusal alanların kente yeniden kazandırılması için yapılanlar, birçok açıdan, kültür mirasının korunması, ulaşım, yerleşim alanlarının iyileştirilmesi ve katılım açısından halkın lehine gelişmelerin nasıl olabileceğine örnek oluşturuyor. İstanbul 2010'da da AKM Yenileme Projesi, Yenikapı Theodosius Limanı Projesi, UNESCO Dünya Kültür Mirası Alanı için yapılan çalışmalar, AKB normlarına uygun bir şekilde geliştirilen projeler bu dönüşümün nasıl olacağı hakkında bir fikir veriyor.
Bu süreçte işlevini yitirmiş endüstriyel mekanların kentin kültür altyapısına kazandırılması söz konusu. Kentin Asya yakasını besleyen eski gaz fabrikasının bölgesel gelişmede rol alan bir merkez olması amaçlanıyor. Aynı zamanda uluslararası mimarlık etkinlikleriyle kentin kamusal mekanlarının kültürel kullanımına dikkat çekecek projeler üzerinde çalışılıyor. Yalnızca Yenikapı'da karşılaşılan karmaşık durumun başarılı yönetimi de bu dönüşüme yol açabilir. Bu projeler ayrı ayrı kuruluşların optiği ile değil, kentin çoklu dinamikleri ile ilişkili bir yönetim modeli içinde geliştirilebilir. İstanbul 2010 bu açıdan kuruluşlar, disiplinler arasında koordinasyonu sağlamanın ötesinde projeyi entegre bir yönetim modeline taşıma imkanlarına sahip. 2010 Ajansı mevcut kamusal kuruluşların ilgisini yönetim ve işletme modeline çekmeye çalışıyor. Binaların kamusal bütçelerle yapılmış olmasıyla yetinilmiyor, programlama ve işletme açısından da kurumlaşmış olması amaçlanıyor. Altyapıya ilişkin kalıcı gelişmenin yönetim modelinde gerçekleşmesi hedefleniyor. Eğer AKM gibi simgesel bir örnekte başarı sağlanırsa, bu diğer kamu kültür kuruluşlarına da örnek olabilir.
Şimdi tekrar 2010'a bakalım. Sorun imkan dağıtmak olarak algılanan politikayla özel alana izole edilmiş, piyasa ilişkilerine teslim olmuş sanat arasında değil. Sanatı savunanlarla, her türlü ilişkiyi kendileri için fırsata çevirmeye çalışan iktidar ve piyasa bağımlısı çevreler arasında. 2010'da kaynak aktarmayı ve siyasal patronajı başarı kıstası gören yönetim biçimiyle sanat karşılaştı ve kriz çıktı. Şimdi bütün olanlardan ders çıkarıp yola nasıl ‘daha iyi' devam edilebilir? 2010'da kent ve sanat gündemleri arasındaki uçurum nasıl kapatılır, iletişim çalışmaları ile sanat ve kent gündemlerinin buluşması nasıl sağlanabilir? Önümüzdeki sürecin en önemli konuları bunlar.
Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19658[/ATTACH] İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerinin resmi açılış töreni yapıldı. Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen törende birçok etkinlik düzenlendi. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...
Yazan: MrTTelevizyondan gördüğüm kadarıyla gereğinden fazla gösterişli bir açılış gibi geldi. Biraz görgüsüzlüğe kaçılmadı umarım :(
Yazan: luminaFarklı bir estetik haz ya da hayranlık duyuran, herhangi bir özellik arz eden performanslarla başlamadı bu iş. Çırağan Sarayı'nda parayı bastıranın düğün eğlencesinden biraz halliceydi. Yine de bekleyip görelim diyelim. Umut dünyası.
Yazan: AZMİ AÇIKDİL2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Kutlamalarına başlandı. 7 tepede 7 konserle! Kültürümüzün yerini alan pop müzik konserler ile, Tarkan, MFÖ, Kıraç falan.
Köprüde, alışılagelen havai fişek gösteri ile, bol bol konuşma ve sözde üst düzey davetliler ile, kendilerinin yani organize edenlerin dedikleri şekilde görkemli açılmış.
Bu haberler bir müddet daha gündemi işgal! eder.
Bekleyip görelim.
Yazan: Zeynep Güney2010 Avrupa Kültür Başkentleri İstanbul, Pécs ve Ruhr'un ortak projesi olarak hayata geçen "Geçici Kentler - 2010 Avrupa Kültür Başkentleri Arasında Diyalog" (The Temporary City - A Dialogue between the European Capitals of Culture 2010) projesi, düzenlenen uluslararası atölye çalışmaları ile üç kentin öğrencilerini biraraya getiriyor.
İdil Erkol'un yazdığı haberin devamına ulaşmak için: Geçici Kentler - 2010 Avrupa Kültür Başkentleri Arasında Diyalog
Yazan: Zeynep Güneyİstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu'nun dört üyesi ortak bir basın duyurusu yayınlayarak İstanbul 2010 Yürütme Kurulu Üyeliği'nden istifa ettiklerini açıkladılar. Basın duyurusunun altında Prof.Dr. Metin Sözen, Prof.Dr. İskender Pala, Nuri M. Çolakoğlu ve Gürhan Ertür'ün imzaları yer alıyor.
Habere ulaşmak için: İstanbul 2010'daki İstifalar Kesinleşti
Yazan: Burcu KarabasHabere ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Burcu Karabasİstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'ndan başkan Nuri Çolakoğlu ve birkaç ismin istifa ettiğine dair basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını, Çolakoğlu açıkladı. Haberlere ulaşmak için tıklayın:
2010 Avrupa Kriz Başkenti
İstanbul 2010 başkanı istifanın eşiğine geldi
Yazan: Burcu KarabasKüreselleşme sürecinin etkisiyle yeniden yapılanan İstanbul'u kültürel etkinliklerin sergilendiği bir sahneden çok kamusal bir kaynak olarak ele alan kurum, kapsamlı özelleştirmelerin ve geri dönüşü olmayan büyük ölçekli yenileme projelerinin kentte köklü yapısal değişikliklere neden olacağını savanİstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı; bu faktörlerin bir sonucu olarak kamusal karakterini kaybetme riskiyle ve yeniden yapılanma sürecinin getirdiği sosyo-ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan kentin kamu bağlamında yeniden kazanılması için sivil girişimlerde bulunulması gerektiği inancını taşıyor. Ajansın bünyesinde bulunan Kentsel Uygulamalar Direktörlüğü, bu hedefler doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor.
Restorasyon projeleri ve tasarım etkinlikleriyle ilgili haberimize ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Burcu Karabasİstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kentsel Uygulamalar Yönetmenliği, İstanbul’un kültür mirasında önemli bir yere sahip olan Eminönü, Kapalıçarşı ve Tarihi Hanlar Bölgesi’ni “Made in / Guide for Kapalıçarşı” adlı bir projeyle ele alıyor.
Bölgenin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmak amacıyla başlatılan proje kapsamında gerçekleştirilen ilk uluslararası katılımlı atölye çalışmasının sonuçları, yapılan bir sunumla sergilendi.
Habere ulaşmak için tıklayın.
Bütün yorumları forumda okuyun!









