Is GYO

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Engelli Dostu Projeler

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 1

Tarih: 17 Mart 2009
Oktay Ekinci'nin hazırlayıp yönettiği "İmar Dosyası" programının 15 Mart 2009'da Kanal B'de yayınlanan bölümü, "Yerel Seçim 09 Özel - İstanbul'un Mimar ve Şehirci Adaylarıyla Forum" başlığını taşıyordu. Yıldız Teknik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar ve İstanbul Teknik Üniversiteleri'nin Mimarlık ve Şehir ve Bölge Planlama bölümü öğrencilerinin adaylara sorularını yönelttiği ve cevapların Prof.Dr. Aykut Karaman ve Prof.Dr. Zekai Görgülü tarafından yorumlandığı programın konukları, AKP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Sinan Genim, CHP Beykoz Belediye Başkan Adayı Alaattin Köseler, DSP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Arif Atılgan, MHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Turgut, DP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Dülger ve DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Vefik Alp'ti. Programın tam konuşma metnini, ilki bugün olmak üzere iki bölüm halinde yayınlıyoruz.


Fotoğraf: Arkitera Mimarlık Merkezi

Oktay Ekinci: İstanbul'un üç önemli üniversitesi olan Yıldız Teknik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar ve İstanbul Teknik Üniversiteleri'nin Mimarlık ile Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri'nden öğrencilerle beraberiz. Öğrenci arkadaşlarımız, şu anda bizle birlikte olan altı mimar ve şehir plancısı belediye başkan adayına sorularını yöneltecekler. Konuklarımız, AKP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Sinan Genim, CHP Beykoz Belediye Başkan Adayı Alaattin Köseler, DSP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Arif Atılgan, MHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Turgut, DP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Dülger ve DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Vefik Alp. Programımıza, öğrencilerden alacağımız sorularla başlıyoruz.

Soru (YTÜ): Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisiyim. İstanbul'un sosyal yapısına ilişkin bir soru sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi, İstanbul dışarıdan oldukça fazla göç alan bir kent. Bu sorunu belki İstanbul bazında değil de ülke bazında çözümlemek gerekiyor. Ancak, nüfus artışını bir sorun olarak ele aldığımızda, İstanbul'a akmakta olan bu nüfusu sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda kente entegre edecek planlarınız var mı? Bu konudaki hedefleriniz nelerdir?

Soru (MSGSÜ): Ben halkın talepleriyle ilgili bir soru sormak istiyorum. Bu yerel seçim sürecinde bir ilk gerçekleştirildi ve halk bir taahhütname hazırladı. Halkın beklentilerini yansıtan bu taahhütname önemli, çünkü eğer adaylar halkın taleplerini kabul ederlerse bu belgeyi imzalıyorlar. Yerleşim bölgelerinde halkın ve akademisyenlerin birlikte hazırladığı bu taahhütnamelerden aklımda kalan bazı talepleri, haberi olmayan adaylar için kısaca özetlemek istiyorum:

- 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve şu anda İstanbul'da devam etmekte olan tüm imar planları sonlandırılacak.

- Seçildikten sonraki süreçte, halkın onayı alınmadan herhangi bir imar planı uygulamaya konmayacak. Kabul edilen planlar için de en az %70'lik bir kabul oranı aranacak.

- 3. Köprü projesi iptal edilecek.

- Deniz ulaşımı yoğunlaştırılacak.

Bazı adayların bu taahhütnamelerden haberi olduğunu biliyorum, örneğin Ahmet Turgut imzalamış. Adaylara sorum ise şu: Söz konusu taahhütnamelerden haberdarlar mı, haberleri varsa ne düşünüyorlar ve imzalayacaklar mı?

Soru (İTÜ): İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mezunuyum ve İTÜ'de Kentsel Tasarım üzerine yüksek lisans yapıyorum. İstanbul'da kentsel dönüşüm kavramı son 5 yılda gündeme geldi ve büyük bir ivmeyle projelere başlandı. Rant amaçlı bu projeler, başta Sulukule olmak üzere Başıbüyük ve Ayazma'da insanları yerlerinden etti ve gecekondu alanları rant amaçlı kullanılmaya başlandı. Öncelikle fiziksel dönüşüme odaklı bu projelerde halkın mağdur edildiğini ve projelerin basına "yüz akı" olarak yansıtıldığını görmekteyiz. Bu dönüşüm projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz ve şehir plancısı ve mimar kimliklerinizle bu konuya nasıl yaklaşacaksınız?

Oktay Ekinci: Şimdi adaylarımızdan görüşlerini alıyoruz. Her konuşmacımızın 6 dakikalık süresi var. Sinan Genim ile başlıyoruz.


Sinan Genim
Sinan Genim: Geleceğe yönelik öngörüler, ülke nüfusunun %80'inin şehirlerde, kalanının ise kırsal kesimde yaşayacağını söylüyor. Yöneticinin görevi, hastalıklar ortaya çıkıp da teşhis edilebilecek hale gelmeden onları görmek ve tedavi yöntemlerini ortaya koymaktır. Demokratik rejimlerde, kendi insanımızın şehirlere gelmesine mani olmak gibi bir imkanımız yok, bu nedenle göç kaçınılmaz bir sonuç. Fikirtepe'de dolaşırken bir hanım bana "Buraya artık kimse gelmesin, bunu önleyin," dedi. Kendisine oraya kaç sene önce geldiğini sorduğumda ise "Beş yıl" cevabını aldım. Tabii böyle bir durumda da sonradan gelecek insana "Gelme" demek mümkün değil. Biz aslında buna hazırlıksız yakalanmışız. Çünkü gerek Selçuklular Dönemi'nden Osmanlı İmparatorluğu'na kadar, gerekse de Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Anadolu'da inşa edilen bir şehir yok. Hep mevcut çevrelerin içinde büyümeye çalışıyoruz. Fatih döneminde, İstanbul alındıktan sonra bir ferman yayınlandı ve bu fermanda "Herkesin tuttuğu, kendi mülküdür" şeklinde bir madde yer alıyordu. Boş binalarla dolu bir şehre gelen nüfusun bu şekilde yerleştirilmesinden 6 ay sonra ikinci bir ferman daha yayınlandı ve onunla da, herkesten yaşadığı evi onarması, onarabileceğinden fazla mülk tutanların ise oturacakları evi seçmeleri ve diğer mallarını kayıt altına aldırmaları istendi.

Şimdi ise, ilk gelende de, son gelende de aynı beklenti var: "Birkaç kat daha çıkabilir miyiz?" Bazı adayların, kat çıkma izni vermeyi vadettiğini biliyoruz. Böyle bir şey olmaz. Bu görüşümü dile getirdiğimde, bana oy kaybedeceğimi söyleyenler oldu. Biz, oy almak için değil, doğruyu söylemek için buradayız. Bu sorunu ciddi biçimde çözüme kavuşturmak gerek.

Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde, İsmet Paşa imzasıyla yayınlanan bir kararnamede, "Cumhuriyetin şehirleri, büyük şehirler olmayacak." deniyordu. Meşrulaştırma amacıyla 1930'larda çıkarılan bir kanunla belediye meclislerine verilen yetkilerle bu sorunları halledemeyiz. Yapılan planlar mahkemeye gidiyor, iptal ediliyor, süreç bir şekilde yanlış işliyor.

Sorular hep şehir plancılarından geldi ama, bir mimar olarak da fikrimi belirteyim. Yaptığımız bina, bizim hatalarımızdan dolayı mal sahipleri tarafından kullanışsız bulunursa, çökerse veya hasar görürse, meslekten men edilir ve ceza alırız. Fakat imar plancılarının böyle bir sorunları yok. Yapılan planları mahkeme iptal ediyor, olumsuz rapor hazırlıyor, plancılar bir daha yapıyor. Bunun da bir yaptırımı olması lazım, sonuçta planları yapanlar da belli bir mesleğe mensup kişiler. Bugüne kadar uygulanan yöntemlerle bu çözülememiş, çözülemeyeceği de anlaşılmış. Sorunlar büyümüş, içinden çıkılmaz hale gelmiş. Şehrin iki veya üç tane düzenli bölgesi kalmış, diğerleri çiğnenip geçilmiş. Bu süreci geri alıp durumu düzeltebilmek için ülke çapında ciddi çalışmalar yapmak ve herkesin bunlara uymasını sağlamak gerek. Bu iş, taahhütnamelerle olmaz. Noter onaylı taahhütname verip de uymayan insanlar var. Bu popülist bir yaklaşım.

Örneğin, "Deniz ulaşımını arttıralım" diyoruz, ki bu doğru bir şey, ben de isterim. Ancak bunu yapıp da aktarmayı sağlayabilmek için yeterli otoparkları inşa etmiyorsak sistem çalışmaz. Metrobüsün geldiği noktada kapsamlı bir otopark yoksa, sonuçta o sistemi de o noktaya başka bir toplu taşıma aracıyla gelen kişi kullanabilecek.

Bu nedenle, herhangi bir imar planı tadilatı yapılacağı zaman, belge meclise gönderilmeden örneğin bir ay boyunca mahalle muhtarlığında askıda kalmalı ve mahalleliye "Mahallenizde yapılması planlanan bu imar planı tadilatı hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorulmalı. Bu uygulamayı yapmayı düşünüyorum. Sadece bir uygulamaya karşı olmak yetmez, ona karşı bir alternatif de geliştirmek gerekir. Evet, mevcut kentsel dönüşüm sürecinde yanlış yöntemler kullanılıyor olabilir, ancak bunun alternatif çözümü de bulunmalı. Bakıyoruz, "Çarşı her şeye karşı." Her şeye karşı olmamız, olayların içinden çıkılmaz hale gelmesini engellemiyor. Bu işe gönül vermiş ve eğitimii almış insanlar olarak, yanlış bulduğumuz yöntemlere alternatifler geliştirerek neyin nasıl yapılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Oktay Ekinci: Şimdi de Alaattin Köseler'i dinliyoruz.


Alaattin Köseler
Alaattin Köseler: Şehrin göç aldığı doğrudur. Üretimden uzaklaştırılmış, ekip biçmeyen insanların birer kurtarıcı gibi gördükleri illere göç etmeleri sonucunda fazla talebi kaldıramayan tüm arterlerin yoğunlukla karşılaştığı bir süreç yaşıyoruz. Bu, 30 - 40 yıldır devam eden bir anlayışın bizi getirdiği nokta ve şu anda sözün bittiği yerdeyiz. Daha önceki dönemlerden birinde Beykoz Belediye Başkanlığı yaptım ve gerek İstanbul'da, gerekse de ilçelerde planlar yapılırken ne kadar yanlış yollar izlendiğini bilen biri olarak konuşuyorum. Plan yapanların, o ilde veya ilçede yaşayan insanları var sayması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Halihazır planlarda, mahalleler görünmüyor ve yeşil alan olarak taranmış yerlerin çoğunda aslında yüzlerce insanın yaşadığı binalar var. Bu insanları yok sayan plan anlayışı ilçe ve il bazında devam ettiği sürece, bu sıkıntıları şehircilik anlamında çözümlerle aşmak mümkün olmuyor.

Bir arkadaşımızın sorusunda değindiği 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın öncelikle hazırlanışında bir mantık hatası var. Bir büyükşehir belediye başkanı, 1/100.000'lik bir planı, belediyesinin şirketine yaptırmamalı. Bu, planlama anlayışına ters. Kadir Topbaş'ın uyguladığı yöntem, tamamıyla yanlıştır. Bu durumun altını irdelediğimizde, İstanbul'da mihenk taşı olarak tanımlayabileceğimiz alanlarda emsal artışı sağlayarak rant dağıtan bir belediyecilik anlayışıyla karşılaşıyoruz. İstanbul'u böyle yönetmeye kalktığınızda bu, "Minareyi çalan kılıfını uydurur" felsefesini resmileştirmektir. Kadir Topbaş'a da bu vesileyle seslenmek istiyorum, böyle yapmakla hem İstanbul'u yaşanmaz hale getirirsiniz, hem de kentte yaşayan insanları çıldırtırsınız. Aslında bu toplantıda kendisinin de olmasını ve bu konuları karşılıklı tartışabilmemizi çok isterdim.

Beykoz ölçeğinde baktığımızda ise, Beykoz halkına dar gelen bir planlama anlayışının hüküm sürdüğünü söyleyebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde, mülkiyetin %86'sının kamunun elinde olduğu bir ilçe yoktur. Mahalleliyi yok sayan plan anlayışının altında ise, hükümetin başındaki kişinin imzası vardır. Biz bu durumdan son derece rahatsızız. Mahalleyi halka dar getiren bu plan, halkı bilinçli bir şekilde Beykoz'dan tasfiye etme planına dönüşmüştür ve Cumhuriyet tarihiyle özdeşleşmiş fabrikalar kapatılmıştır. Bu sakat planlama anlayışıyla Beykozlu, kendi ilçesinden göçe zorlanmaktadır. Yarı görünüm etkilenme bölgelerinde bacasız sanayi mutlaka olmalıdır. İnsanlar işsiz ve açtır. Planlarda yeşil renkle taranmış alanlarda aslında mahalleler vardır.

Biz, insanımızın çağdaş ve onurlu bir şekilde yaşamasını sağlayan ve yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlayan bir siyasi görüşü savunuyoruz.

Beykoz'la bağlantısı olduğu için oldukça önemli bir konu olduğunu düşündüğüm 3. Köprü'ye değinmek istiyorum. Hazine Bakanlığı ve hükümetin anlayışı, "3. Köprü'yü yapacak bir müşteri, taşeron firma" bulmaktan ibarettir. Bu düşünce doğrultusunda 3. Köprü sürekli gündeme geliyor, talep azaldığında ise geri çekiliyor. Sayın Başbakan, bu köprüye talepkar olan yabancı menşeili firmaların iştahına göre, havucu ya daha fazla uzatıyor, ya da geri çekiyor. İçinde bulunduğumuz süreç bu. Tabii 2B alanları ve hazine arazileri de Beykoz için çok önemli.

Beykozlu'yu dışlayan bu planlama anlayışı, büyükşehirde üç dönemdir iktidardadır. Açıkça söyleyeyim, bu zihniyet halkı kandırmaktadır.

Oktay Ekinci: Evet, sıra Arif Atılgan'da.


Arif Atılgan
Arif Atılgan: Göçü, 1950 sonrası ve 2000 sonrası şeklinde ikiye ayırarak incelemek gerekiyor. 1950 yılına kadar patron ve tüm fabrikaların sahibi, dikkat ederseniz devlettir. Bu yıldan sonra ise, yeni bir düzen yaratma, yeni kapitalistler yetiştirme ve onlara kapital oluşturma isteğinin oluştuğunu görüyoruz. Bu nedenle de sanayiye büyük ekonomik destekler verilmiştir. Verilen desteklerden biri de, üreticinin istediği yerde tesis kurabilmesine yönelik izinlerdir. Bunun sonucunda da, en olmayacak yerde, İstanbul'da Haliç'in ve derelerin kenarlarında sanayi tesisleri kurulmuştur. Bu tesisler kurulduktan sonra da, kentlilerin fazla ücret talep etmesi nedeniyle, ucuz iş gücü sağlama ihtiyacı doğmuş ve köyden kente göç teşvik edilmiştir. Tenekeden veya tahtadan oluşturulan gerçek gecekondular da, işte o zamanlar bu fabrikaların etrafına, göç eden köylüler tarafından kurulmuştur. Zamanla ekonomik durumu iyileşen bu işçiler, gecekondularını apartmanlaştırmaya başlamışlardır. Bir sonraki adım ise, kentin içindeki ruhsatlı binalara müşteri olmak olmuştur. 1965 yılında çıkan kat mülkiyeti kanunuyla da, kat karşılığı inşaatçılığımız başlamıştır.

2000 sonrasına baktığımızda ise, İstanbul'a artık sanayi değil, hizmet fonksiyonunun yapıştırıldığını görüyoruz. Göçle kente gelen insanların, artık kentten gönderilmesi devri başlamıştır. Kentsel dönüşüm yasa tasarısı hazır bekliyor ve tahminime göre seçimlerden sonra insanları kentin dışına "süpürme" süreci başlayacaktır.

Eskiden İstanbul'a taşradan gelenler, ilk defa Topkapı'daki otogarda kente ayak basardı. Dolayısıyla, daha çok o tarafları tanıyorlardı. Bu nedenle de taşradan İstanbul'a ilk taşınmalar hep o civarlara yerleşmeyle sonuçlanmıştır. Kadıköy ise, Levantenler'den kalma bir sayfiye yeridir. Yeldeğirmeni ise, daha çok orta halli insanların yaşadığı bir semtti.

Süreç, sayfiye yerlerinde yaşam daha masrafsız ve kolay olduğu için Avrupa Yakası'nda oturan orta gelir grubundaki insanların daha ucuz yaşayabilmek için Kadıköy'e taşınmasıyla devam etti. O zamanlar Kadıköy'e taşınmak riskliydi, çünkü Kadıköy oldukça sapa bir semtti. Bu tehlikeyi göze alarak Kadıköy'e taşınan insanlar, Avrupa Yakası'ndan gelen insanlardı. Söylemek istediğim, Kadıköy'e doğrudan taşradan değil, Avrupa Yakası'ndan taşınmaların olduğudur. Yani, Kadıkoylü kentli olma stajını diğer yakada tamamlamıştır. Lütfen Kadıköylü olmayanlar alınmasın, bu genel bir tabirdir ancak Kadıköylüler bu nedenle kentli ilişkileri bilen, daha kültürlü ve medeni insanlar olarak tanımlanır. Kadıköy'ün yapısını göç bağlamında ele aldığımız zaman semtin yapısı bu şekildedir.

Dolayısıyla, bizim Kadıköy'e biçtiğimiz vizyon kültür - sanattır. İlçede kültür - sanat, geri plana atılmaya çalışılıyor. Son bir - iki yılda bazı projeler yapıldı, ancak bunlar da gösteriyor ki, Türkiye'nin en değerli topraklarına sahip bir ilçemiz olan Kadıköy önümüzdeki yıllarda rant ve talana yönelik bir bakış açısıyla şekillendirilmek istenmektedir.

Sahildeki o vahşi oteli hepiniz görmüşsünüzdür, yapı 100 yıllık Haydarpaşa Garı'nın silüetini adeta ezmiştir. Kuşdili Çayırı'na bir alışveriş merkezi yapılmak isteniyor, Meteoroloji Arsası'na 156'şar m'lik 4 kule inşa edilmek isteniyor, eski sahil sinemasının olduğu yere birtakım projeler yapılacak gibi görünüyor. Bu projelerin hepsi, Kadıköy'ün biraz önce bahsettiğim sayfiye ruhunu ortadan kaldırmak üzere tasarlanıyor.

Kültür - sanat vizyonuna yönelik olarak yapacağımız en önemli çalışmalardan biri, Kadıköy'ün tarihinde koruluk ve çayırlık olarak yer etmiş 45 dönümlük bir alan olan Kuşdili Çayırı'yla ilgili. O zamanlar Bağdat ve İstiklal Caddeleri'nde şimdiki tabirle "piyasa" yapılmıyordu. Kuşdili Çayırı'nı, Paris'in Montmartre'ı gibi, sanatçıların halkla doğrudan ilişki içinde olabileceği gibi bir sanat pazarı haline getirmek istiyoruz.


Ahmet Turgut
Ahmet Turgut: Ben 1948'i milat kabul ediyorum, yaklaşık 60 yıldır göç alıyoruz. 80'li yıllardan 90'ların ortalarına kadar, İstanbul'daki nüfus artışı, büyük çoğunluğu göç olmak üzere yıllık 500.000'lere ulaşmış. 90'ların ortalarından itibaren göreceli olarak düşmeye başlamış, ancak biliyorsunuz 2005'te nüfus sayımı yapmayı beceremedik. 2007'de adrese dayalı bir tespit yapıldı ve bu sayımın sonucunda, İstanbul'un nüfusunun her yıl 280.000 - 290.000 arasında arttığını görüyoruz. Her ne kadar son yıllarda yarı yarıya azaldığını gözlemlesek de, İstanbul Türkiye'ye oranla oldukça hızlı bir nüfus artış oranına sahip.

Ben 20 yıllık bir meslek adamıyım, yıllardır da ülke düzeyinde bölge planlaması, bölge kalkınma planları gibi politikalar üretilmesini savunuyoruz, ancak maalesef bunları uygulayacak bir siyasi anlayışa sahip olma şansını yakalayamadık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, planlama yolu ile İstanbul'u denetleyebilir. Öncelikle halen devam eden kaçak yapılaşmayı durdurmak gerekiyor çünkü bu, büyük şehirler için çok büyük bir handikap. Ayrıca belediyelerin çalışma alanlarını denetimsiz bıraktığını da gözlemliyoruz.

Yapacağımız kısıtlamalarla, bakanlıkların belediye yönetim alanlarına müdahale edememesini sağlayacağız. Örneğin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ömerli Su Havzası'nı sanayi bölgesi ilan edemeyecektir. Özelleştirme İdaresi ve TOKİ için İstanbul'un kapıları artık tamamen kapalı olacaktır.

Bazı bakanlarımız da, halkı muhalefete oy vermemesi konusunda resmen tehdit ettiler. Ancak eğer İstanbul yönetimine MHP'nin temsilcisi olarak Ahmet Turgut gelirse, o zaman hükümet mensupları İstanbul'da istedikleri yatırımı yapamayacakları konusunda endişe duysunlar.

Evet, göçle karşı karşıyayız. Halka kapıyı kapatamayız, ancak özellikle yatırım alanlarında İstanbul'u denetim altına alacağız. Bu yatırım alanlarını, sektörel alt başlıklar ile sınıflandıracağız. Bütün bunlar, bir süredir İstanbullu ile paylaştığım program kitapçığımızda da var. İstanbul'un 12,5 milyonluk nüfusunu, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda birleştirmek durumundayız. Kentimize göç edenlerin birinci sebebi, açık arayla işsizlik. İstanbul'daki işsizlik oranı, şu anda Türkiye'nin ortalamasından %1 yüksek. Bu nedenle İstanbul, yatırımlarını iyi yönlendirmeli ve doğru yapmalıdır. Bu bütünleşmeyi sağlayamadığımız sürece, sosyal ve kültürel sorunlar, sürekli bahsettiğimiz o "ikili yapı"yı oluşturmaktadır. Bu durum sonucunda çıkacak olaylara yönelik güvenlik tedbirleri almak yerine, işsizliği denetlemek zorundayız. İstanbul'un nüfus sorununu denetim altına alabileceğimizi düşünüyorum.

Bir arkadaşımız da, taahhütnameden bahsetti. Aslında bu taahhütnameleri ben kendim gündeme getirmiştim. İlçe başkanlarının da aynı önerileri kamuoyuyla paylaşmasını sağlamaya çalışıyorum. Uyumuyorum, 2,5-3 saat mertebesinde uyuyorum. Üç haftalık adayım ama tüm ilçe adayı arkadaşlarla bir araya gelmeye çalışıyorum.

Geçtiğimiz günlerde de derneğe gittim. Dernek görevlisi arkadaşlar ile göz göz geldik. Belki siyasi anlayış farklılıklarımız sebebiyle anlamamaya ya da anlamaya çalıştılar. Fakat daha sonra birbirimizi anlamaya başladık. Siyasetçi siyasete olan güveni yukarıya çekmek zorunda. Bunun için taahhüt meselesini ben önerdim. Siyasetçi kimliğim, Ahmet Turgut olarak "Namusum ve şerefim üzerine söz verdiğim şeyleri yerine getirmektir," dedim. Dünyada namusum ve şerefimden daha değerli taşıyabileceğim bir sıfat yok ama Sümer Mahallesi'nde karşıma taahhüt çıktı onda da itiraz ettim. Çünkü %70 ile uzlaşacağız deniyordu, %100 yapalım dedim, "Sayın başkanım bir %70'e razıyız," dediler. Aynı tavrı ben kentteki esnaf örgütleri, roman dernekleri, hayvan hakları federasyonu ve Greenpeace Türkiye ile de gösteriyorum.

Üçüncü konu da kentsel dönüşüm. Benim ömrümün son 2,5-3 yılı bu belediyelere dava açmak ile geçti. Bütün enerjimizi sömürdüler. Başıbüyük, Küçükçekmece... Bu örnekleri artırmak mümkün. Kentsel dönüşüm deyince herkesin tüyleri diken diken oluyor, siyasetçiyi kovuyorlar. Kentsel dönüşüm kavramını öğretemeyen bir meslek adamı olarak üzülüyorum, kullanmamaya özen gösteriyorum. Daha çok kentsel yenileme ya da kentsel sağlıklaştırma kavramlarını kullanmaya çalışıyorum. Bizim öğrendiğimiz ya da uygulamaya çalıştığımız, batı dünyasında da uygulanan kentsel dönüşüm projeleri değil. Çok doğru söylediniz insanları yerinden ederek, kentin değerli bölgelerindeki fiziksel yenileme projelerinin sosyal, kültürel ve ekonomik dayanakları yok. Böyle proje anlayışı ile İstanbullular'ın karşısına çıkmayacağım, yine taahhüt ediyorum.

Depremi bu kentte çok önemsiyoruz. 1999 senesinden beri kenti yönetip, kafasını yastığa koyup mışıl mışıl uyuyanları bir daha buradan kınıyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin TOKİ ya da bakanlıklar ile yaptığı kentsel dönüşüm projeleri ile risk haritalarını çakıştırdık. Çakışan yerler yoğunluğu düşük insanların gönderilebileceği mahallerdir.

Oktay Ekinci: Teşekkür ediyorum. Mehmet Dülger'e geçmek istiyoum. Kendisi Demokrat Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı.


Mehmet Dülger
Mehmet Dülger: Nihayet ilk defa meslek arkadaşlarım ile İstanbul gibi harikulade bir konuyu tartışma fırsatı  buldum.

Bir kişi Nevşehir'den gelmiş Haydarpaşa'da gardan çıkmış, sandala binmiş. Karşı yakaya geçecek. Kadıköy'ü  görmüş,

"Burası neresi?" demiş,

"Kadıköy," demişler,

"Burası köy ise Nevşehir şehir değil" demiş.

Taşı toprağı altındır diyerek geldikleri İstanbul'da bir müddet sonra bu çok arzu ettiğimiz entegrasyonu sağlayacaklarını tahmin ediyorum. Bunun için ne neyle, kim kimle entegre olacak? Biliyorsunuz adam Sivas Zara'dan gelmiş oturduğu yeri de Zara'ya benzetmiş. Yani Bordeaux'dan Paris'e gelen oturduğu yeri Paris'e benzetemez. Bunun çok önemli kuralları vardır. Bu kuralları yeniden koyacak değiliz.

Ben de arkadaşlarıma iştirak ediyorum. İstanbul göç hadisesinden nasibini almış. 1950'den sonraki sanayi temelli göç, 2000'den sonraki hizmet temelli göç hareketi hakim olabileceğimiz bir şey değil. Zamanın mahalli idareleri bir şeylere kalkışmış. Bunların hesabını soracak kimse yok şu anda. Gazetelerde seçim döneminin gevşekliğinden itibar etmek suretiyle şehrin nasıl büyüdüğünü görüyoruz. Aşağı yukarı İstanbul ne sınırları ne de nüfusu belli olmayan kocaman bir kaos. Bana kalırsa birinci alanda bir mizan vermek gerekiyor. Güçlüklerden biri rantın hukuk üzerinde oluşudur. Hukuk rantın üzerinde dayanamıyor, arkadan koşması durumu dolayısıyla oluşan kaos o kadar büyük ki, İstanbul'da yaşayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile bunu ifade etti.

Boğaziçi Üniversitesi tarafından yapılan araştırmadan görüldüğü üzere %70'i İstanbul'a girişin vizeli olmasını istiyor. Vizeyi en fazla isteyenlerden İstanbul'a en son gelenler. Benim çok sevdiğim bir arkadaşımın damadı ve kızı Hollanda'da Amsterdam'da oturuyorlar. Amsterdam'da oturmak için belediyede kuyruğa girdiler. Bir sene sonra sıra gelecek, Amsterdam plakalı bir araç sahibi olmanız için ya tapunuzu ibraz etmeniz lazım ya da kirada oturduğunuzu sözleşmeli ile ispat etmeniz lazım. Yoksa orada oturma imkanı yok. Çünkü belediye başkanı o hizmet seviyesini veremiyor. Entegrasyon konusu gerçekten çok önemli, alınması gereken çok önlem var.

Taahhütname kelimesini çok yanlış buluyorum. Taahhütnameyi halk vermez. Halktan gelen bir şey değildir. "Biz sana bunları getireceğim" diyeceğiz. Köprü meselesini çok yanlış buluyorum. Avrupa'nın içinden kalkarak Asya'ya mal taşıyan bir tırın İstanbul trafiğinin içinden geçmesine gerek yoktur.

Kentsel dönüşüm meselesini de hakikaten halkı mağdur eden bir sistem olarak görüyoruz. İstanbul'un yapı stoğu felaket bir halde. Bunun yenilenmesi lazım. Deprem, İstanbul'un en önemli konularından bir tanesi. Biz bu konuda bir çalışma yaptık.Bu araştırmada ortaya çıktı ki, İstanbul'da ortalama bina yüksekliği 12 m, yol genişliği de 5-7 m arasında değişiyor. Deprem anında ilk sarsıntıda 40.000 kişi hayatını kaybettikten sonra sarsıntı çok şiddetli olacak, ne zaman geleceğini de bilmiyoruz.

İstanbul'da kentsel dönüşüm hakikaten birilerine rant sağlamak için yapılmış bir şeydir. Sorunlardan bir tanesi İstanbul'da imarın parsel esaslı yapılmış olmasıdır. Belki de ada esasında yapılacak bir parsel düzeninde, adanın içerisinde, okul, park, alışveriş, kültür merkezlerini vb. yapmak belki de mümkün olabilir. Bunları da belediyenin koyacağı norm içerisinde, orada yaşayanların rızası dahilinde, yapabileceklere imkan sunmak gerektiğini düşünüyorum.

Bunun aşağı yukarı 2 dönem içerisinde İstanbul'a çok büyük yenilik kazandıracağını düşünüyorum. Bir de Tarihi Suriçi, Pera ve Eski Üsküdar içerisinde inşaatın tamamen yasaklanmasını, trafiğin önce kısmi, sonra tamamen yasaklanmasını, buraların yeşilliği, aydınlatması ile tarihi değer olarak muhafazası lazım. Bunun İstanbul'a 25 milyon Dolar gelir getireceğini düşünüyoruz. Böyle bir potansiyeli İstanbul rahatlıkla değerlendirilebilir.

Oktay Ekinci: Çok teşekkür ediyorum. Çok net yanıtlar verdiniz ve süreyi çok iyi kullandınız. Şimdi sırada DSP İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Ahmet Vefik Alp.


Ahmet Vefik Alp
Ahmet Vefik Alp: Ben arkadaşlarımın sorularına spesifik cevaplar vermek istiyorum. Herhalde öbür turlarda diğer meselelere geleceğiz. Göç ve gecekondu meselesine gelince sadece İstanbul'un değil, dünyada 10-15 megakentin başındaki büyük bir bela. Bu konuda Birleşmiş Milletler'in çalışmaları var. Kenya'nın Nairobi kentinde kurulmuş olan Habitat, bu megakentlerin belki de bu çağda dünyanın başındaki, kürsel ısınmaya ilaveten en riskli oluşumlardan biri olduğunu işaret ediyor. Maalesef içinde İstanbul'un da bulunduğu bu 15 kenti ciddi felaketler bekliyor. Salgın hastalıkların, etnik çatışmaların olabileceği, büyük çökmelere gidilebileceği hatta büyük düşünenler dünyanın sonunun bu kentlerde oluşan yüksek yoğunluğun neden olacağına dair teoriler ortaya koyuyorlar. Dolayısıyla sadece İstanbul'a özgü bir konu değil. Gelişmekte olan ülkelerde bu sıkıntı var. Gelişen ülkelerde ise tersine göç yaşanıyor.

Gecekondu, herkesin çok memnun olduğu bir olay. Arkadaşlar "Nasıl ayrışacağız, nasıl çözeceğiz?" diye soruyorlar. Herkes memnun. Gecekonducu memnun, büyükşehrin bütün nimetlerinden faydalanıyor; iş adamı memnun, fabrikasının yanında ucuz istihdam; yerel yönetici memnun, onlara otobüs, elektrik, su veriyor, karşılığında oy alıyor; merkezi yönetim de memnun, hazineye hiçbir yük üretmeden konut sorununu kendi kendine çözülüyor. Dolayısıyla bugünlere kadar geldik. İstanbul'u saran, 1 milyona yakın gecekonduyu hızlı bir şekilde yenilenmesi lazım. Yenileme ile arkadaşımın işaret ettiği kültürel entegrasyon gelecek.
Benim bu dönem adaylığımda yeni bir projem var. Bir gönüllü ordusu kuracağım. Bu gönüllü ortası insanları eğitecek. Kent bilinci nedir? Niçin ormanı kesmek yanlıştır? Niçin su havzasına girmek yanlıştır? Bunları öğreteceğiz. Başka yolu yok.

1/100.000'lük plan İstanbulu'n yüz karasıdır. 3. Köprü'yü başbakan ihale edeceğim diyor, planda köprü yok, sonradan çakılacak. 2. Tüp Geçiş ihale edildi, plan yok. Sayın başkanımızın 7 Tepeye 7 Tünel projesi bu planda yok. Bunları barındırmayan bir plan olur mu? Bu planın nasıl gayri ciddi olduğu ortaya koyuyor. Başka bir açıdan ifade edeyim içinde 300-400 kişi çalışan İMP'nin başına bir harita mühendisi getirildi. Bu İstanbul'a yapılan bir saygısızlıktır. Yani şehir plancısı kalmadı mı? Yanılmıyorsam Hüseyin Kaptan YTÜ'nün hocasıydı. Sevabı ve günahı ile deneyimi olan biriydi. Şimdi gelen arkadaşımızı sakın yanlış anlamasın kendisi benim dostum, İstanbul'un planı şu anda bir harita ve kadastro mühendisinin elinde. Bu bir ayıp ve saygısızlıktır. İstanbul bu durumdan yakında kurtulacak.

3. Köprü ile yetinmiyorum, ben alternatif projeler üretiyorum. Çoğunuzun bildiği gibi ben denizden bir yol yaptım, bu yüzer bir yol. Bana dediler ki boşuna uğraşma çünkü rant alanı yaratmıyorsun. Üzerindeki raylı sistem iki havalimanını birbirine 15 dakikada bağlıyor. Bu projeme inanmayanlar oldu. En son Bahreyn ile Katar arasında 40 km'lik deniz yolu yapıldı.

Oktay Ekinci: İkinci turda ilk sizinle başlayacağız Ahmet Bey, şimdilik çok teşekkür ederiz.

Birinci turda saygıdeğer adaylarımız soruları cevapladılar. Bu konuda hocalarımızın ne düşündüğünü çok merak ediyoruz. Kendilerine 4'er dakika süre veriyoruz. Acaba kendileri verilen yanıtları nasıl değerlendiriyorlar? İlk söz Aykut Karaman'ın.

Aykut Karaman: Gerçekten çok özel bir toplantı, hepsi deneyimleri olan mimar ya da şehirci kökenli, bu kadar büyük bir metropolün sorunlarına ortak olmuş adaylar. Tamamen politikalardan uzak, üst düzeyde bir bakış açısınının sergilendiğini görüyorum. Ayrıca öğrenci arkadaşlarımı güzel sorularından ötürü tebrik ediyorum. Biri İstanbul'un ezeli sorunu olan göç konusu üzerinde yoğunlaştı. Diğeri 80'lerden beri üstesinden gelemediğimiz 90'lar ile İstanbul'un temel sorunlarından biri olan kentin değişme dinamiğini bir araç olarak kullanma durumunda kentsel dönüşüm kavramının nasıl speküle edildiğine değindi. Öte yandan kentin planlanma süreci, planlama sürecindeki alınan kararların nasıl yansıdığı gündeme geldi. Ve bunların alt başlıklarından süzülerek taahhüt konusu soru olarak yönetildi.

Ahmet Turgut hariç hepsi yakın yaş grubundalar. Hem mimarlık hem şehirci kökenli meslektaşlarım hepsi kentin göç sorununa, kentte entegrasyon sorunu yarattığına değindiler. Kendi bakış açıları ile farklı boyutlarına değindiler. Göç gerçekten büyük metropollerin özellikle nüfusu 10 milyonun üzerinde olan metropollerin önemli sorunu. İstanbul bunu acımasızca yaşıyor. Entegrasyon sorununun bir ikilem yarattığı konusunda bütün adaylar hemfikir. Bunun sadece fiziksel bir plan meselesi olmadığını, bunların merkezden gelen politikalar ile bir yönetişim sistemi çerçevesinde çözülmesi gerektiğine dikkat çektiler.

Kentsel dönüşüm sorunsalının da kentin bir temel sorunu olduğunu, ele alış biçimlerinin gerçek anlamda kentin dinamiklerini yansıtmadığını, kentsel dönüşüm müdahalelerinin rant olgusunun bir uygulama alanı hale geldiğine dikkat çektiler. Bu meselenin daha kapsamlı bir interaktif mesele olarak algılanması gerektiğini, katılım meselesinin çok önemli olduğunu, müdahale edilecek alanların tepeden değil tabandan, orayı doğrudan ilgilendiren toplumun katılımı ile meselenin ele alınması gerektiği vurgulanmış oldu. Dönüşüm yaklaşımlarının kentin mekanlarını olumsuz yönde etkilediğine dikkati çektiler. 3. Köprü fikrinin projesinin, gizli bir ajanda olduğunu, eninde sonunda İstanbul'a empoze edileceğini , daha stratejik yaklaşımlar ile bu meselenin çözülmesi gerektiğine dikkat çektiler.

Taahhütnameye yönelik bir soru geldi. Ahmet Turgut "Ben buna sahip çıkıyorum" dedi. Mehmet Dülger öte yandan "Taahhütnameyi biz veririz, yapacaklarımızı taahhüt etmemiz gerekir" anlamında bir değerlendirme yaptı. Bütün bu söylenenleri genel meslek adamı bakış açısı ile evrensel, günlük politikalardan uzak bir şekilde sergilediler. Bu sorunların çözümleri nasıl planlanacak? Bunlara yönelik politikalarını, yaratıcı bakış açılarını, projelerini, fikirlerini sergilemelerinde yarar görüyorum.

Oktay Ekinci: Zekai Görgülü'den değerlendirmelerini alıyoruz.

Zekai Görgülü: Kısa bir sürede önemli bir şeyi tartışıyoruz. İki şeyin altını çizmek istiyorum. Meslektaş adaylarımız ve meslektaşlarımız, ilk tur içinde hep sizi gözledim. Hepiniz büyük bir ilgiyle tartışmayı izliyorsunuz, bu çok sevindirici. Şu açıdan da çok önemli galiba. Bu aralar sıklıkla rahatsızlık geçirdiğim için evde televizyon izleme fırsatım oldu. Dün şöyle bir şeye rastladım ve çok üzüldüm. Bir üniversitede hanım belediye başkan adayları konuşuyorlar, üniversite gençliği onları konuşturmamak adına oradaki adayları protesto etti. Bu benim kişisel kanım, çok ucuz bir popülizme dayalı bir seçim kampanyası yürütüldüğüne inanıyorum. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Seçim yerel bir seçim, fakat kentler konuşulmuyor, alternatifler konuşulmuyor, dehşet bir şekilde bir yanda popülist bir yandan projeci bir tavız yürüyor. Herkes birbirine Projen ne" diye soruyor. Bizler, mimar ya da plancı olarak projeye çok inanan insanlarız. Bir yandan projeye nasıl ve hangi süreçler içinde inandığımızı da söyleyen insanlarız. Bu toplantı bu seçim süreci içinde yaşadığım en doğru platformlardan bir tanesi.

Göç konusu güzel soru ama zor bir konu. Bunun çözümü vize vs. değil. Şöyle düşünelim, örneğin 1.000 kişilik bir nüfus geldi. Bu nüfusun kentteki ihtiyaçları nedir? Sosyal donatıları, zabıta, polis, itfaiye adına nedir? İkincisi, başkanlarımız açısında da bunu sorgulamak gerekiyor. Şu anda Türkiye'nin merkezi yönetimi yerel çıkışlı olduğunu, belediyeye çok inandığını söylüyor ama son dönemde çıkarılan tüm yasalar ile yetkileri yerelin elinden alan bir anlayış söz konusu. Aklınıza gelebilecek her sektörde buna bakabilirsiniz. Bunu söylememin sebebi, başkanlarımız bu hükümet ile çalıştıkları sürece nasıl üretecekler ben onu merak ediyorum. Bunun mutlaka bir çözümü var, onun gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kentsel dönüşüm adına ben bütün adaylarımıza şunu soruyorum: Kentsel mekanın yeniden üretimi açısından ne yapacaksınız? Ama şundan çok mutlu oldum, hepsi birden kentsel dönüşümü reddettiler. Yani bu anlayıştaki kentsel dönüşümü reddettiler, ki bu gerçekten müthiş sevindirici ve coşku verici bir şey. Plancılığın zaman zaman, özellikle de böyle dönemlerde şöyle bir zorluğu vardır: Sahibinin sesi olmakla, ahlaklı olmak arasında gider gelir. Onu yaşanan dinamikler o hale getirmiştir dolayısıyla başaramayanları suçlamamak lazım, biraz sahibinin sesi olmuş olabilirler, başaranlar bu tarafa geçebilirler, süreç içinde onlar da gelirler. Ama başkan adayları sevgili başkanlarımızın planlama hatalarını gündeme getirirken, imar komisyonlarında, belediye meclislerinde ne yapacaklarını da sormaları gerekir. Bu planlar ağırlıklı olarak nerelerde değişecek? Hep plancı mı hata yapıyor yoksa plan mı hatalı ya da başka şeyler mi var?

Konuyla İlgili Linkler

YorumlarYorum Sayısı: 106

Yazan: Queen of SpadesSeçim öncesi Kadir Topbaş, Kemal Kılıçdaroğlu.... hepsi konuşuyordu projeleri hakkında. Şimdi seçimler bitti. Göreceğiz bakalım kim ne gerçekleştiriyor? Seçimler öncesi dayanamayıp parti binalarını dolaştım, İstanbul için projeleriniz nelerdir diye sordum, cevap nedense gelmedi hiç bir köşeden. Bilmiyorlarmı inanın bilmiyorum ama bir vatandaş ayaklarına kadar gelip nedir projeleriniz neden size oy vereyim diye soruyor, cevap yok. En basitinden İstanbul'un otopark sorunu diye ben sordum, ona da net cevap gelmedi. Bir partiden, şimdi adını vermeyeyim, planlarımız var tabiki yanıtı geldi. Ama bu var tabikinin detayı veya bölgesi gelmedi. Bugüne kadar hiç mi birşey görmedik? Tabiki İstanbul adına, Türkiye adına pek çok şey yapıldı iyi veya kötü. Ama yeterli mi tartışılır. Bakalım bundan sonra neler göreceğiz

Yazan: AZMİ AÇIKDİL1999 MHP
2004 DYP
2009 DSP

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

Yazan: ayasofyaEfendim. Dikkatimi çeken husus şudur. Basın metninde "ben" iyelik zamiri her yerde, cümle içinde, sonunda "Ben" olarak yazılmıştır. Durumu anlamak için yeterlidir. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Yazan: Emine MerdimAhmet Vefik Alp'in seçim sonrası görüşlerini içeren yazısı: Istanbul’a ‘96.896 Kerre Teşekkür…. Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp Mimar Kentbilimci DSP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yerel seçimler bitti. Hepimize hayırlı olsun. Başkan Obama ve Ergenekon seçimleri gölgede bıraktı, ancak ben küçük bir muhasebe yapmadan geçemeyeceğim. Istanbul’un galibi meslekdaşım Dr. Kadir Topbaş’a başarılar diliyorum. Randevu verirlerse giderek kendisini kutlamak isterim. Istanbul’u 2 kez üst üste kazanan ilk başkanımız oldular. Ben 4. kez İstanbul Büyükşehir Başkan Adayı olarak 96.986 oy alabildim. Bu geçerli oyların %1.4 ne tekabül ediyor. Aday olduğum 1994, 1999, ve 2004 seçimlerinde çok daha yüksek oranda oy almıştım. Bu kez tam anlamıyla dibe vurdum, hezimete uğradım. Bununla beraber, Bana ve projelerime inanıp, güvenip oyunu veren 96.986 Istanbullu ya teşekkür ediyorum. Postadan, telefondan gelen destek mesajlarına müteşekkirim. Sağolsunlar. Niçin başarısız olduğumu oturup düşümdüm. . AKP karşıtı seçmenin CHP adayında birleşmesi: Partisi ne olursa olsun, inandığı aday kim olursa olsun İstanbul seçmeni AKP karşısında en güçlü gözüken CHP adayında birleşti. Kimi seçmenler kerhen de olsa CHP adayına oy attılar. Bana inanan dostlarımın, hatta yakın akrabalarımın dahi CHP adayına oy verdiğini biliyorum. Ancak, bu yöntem fayda etmedi. Bence her seçmen inandığı adaya oy verse daha sağlıklı bir tablo ortaya çıkardı. .Temsil ettiğim DSP nin 5 Milletvekilinin CHP adayına destek vermesi: Fevkalade yakışıksız bir hareket oldu. Kendi partimin Milletvekilleri rakibimi desteklerse millet bana nasıl oy versin. Keşke parti içi kavgalarını seçimlerden sonra yapsalardı. Siyasi ihtilaflarına Beni ve DSP nin İstanbul performansını alet etmiş olmaları Ben ve DSP için ciddi bir talihsizlik oldu. .Sesimi duyurmamış, kitlelere ulaşamamış olmam: Büyükşehir adayı olarak kampanya bütçem başı çeken partilerin ilçe başkan adaylarının bütçelerinden azdı. Bazı muhtar adayları dahi Benden daha yüksek bütçeler kullandı. TV ler para istiyordu. Veremedik. Billboard, resim, vs çok kısıtlı olabildi. Seçim günü dahi Benim aday olduğumu duymamış yakın dostlarıma rastladım. Halen de rastlıyorum. .Medya’nın Büyükşehir seçimini AKP-CHP adayları arasına sıkıştırması: Bir grup medya mevcut AKP li Başkanı düşürmek, neticeten mevcut Hükümeti yıpratma zeminini hazırlayabilmek için CHP adayını desteklerken, iktidar taraflı medya doğal olarak AKP adayına omuz verdi, basın yayın sadece bu iki adaya yoğunlaştı. Ben ve diğerleri seçimde yok gibiydik. Netice de öyle oldu. .Bazı DSP İlçe örgütlerinin Beni benimsememesi: Bir taraftan MHP ‘li tanındığım için, diğer taraftan 13 milletvekilimizden 5 inin İstanbul da CHP adayını destekleyeceklerini açıklamaları ve bazısının bizzat CHP adayının seçim otobüsünde yer almaları nedeniyle bazı ilçe örgütleri beni benimsemedi, buralarda afişlerim asılmadı, anonslarım yapılmadı. Bende biliyorum ki bunlar işim teselli tarafı. Başarısızlığın mazereti olmaz. Eksiklerimi tamamlayıp, hatalarımı düzeltip ister yerel ister merkezi yönetimde yetki alıp Istanbul’umuzun Türkiye’mizin gelecek nesillerimiz için çağdaş, güvenli ve özgün bir kimliğe kavuşması; turistin patlaması; işsizliğin, fakirliğin ezilmesi; tarih, kültür ve doğamızın korunması için didinmeye, uğraşmaya devam edeceğim.. Özetle, yılmadım, yılmayacağım…Yüce Allah sağlık verirse..

Yazan: Zeynep GüneyTMMOB Mimarlar Odası'nın 6 Nisan 2009 Pazartesi günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan ilanı: [ATTACH]15742[/ATTACH] Büyütmek için üzerine tıklayın.

Yazan: Emine Merdim"Yerel Seçim 09 Özel - İstanbul'un Mimar ve Şehirci Adaylarıyla Forum" programınınn ilk bölümünü Salı (Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 1) günü yayınlamıştık. Devamı Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi? - 2 adresinde...

Yazan: AZMİ AÇIKDİLOktay Ekinci: İmar Dosyası Seçim Özel Programı'nda 5 ayrı siyasi partiden, 6 İstanbul'u yönetmeye aday mimar ve şehir plancısı arkadaşlarla, İstanbul'daki 3 üniversiteden sevgili öğrencilerle ve iki üniversiteden değerli hocalarımızla beraber olduk. Benim tek cümleyle ortaya çıkarttığım sonuç şudur: Partileri bir kenara bıraktığımız zaman, mimarlık ve şehirciliğin gösterdiği yol hep aynı. Adaylar sanki aynı partiden, aynı siyasettenmiş gibi konuştular. Kente bilimin ve kültürün ışığında bakmak budur. Umuyoruz ki bu toplantıda, bizim programımızda ortaya çıkan tablo, fotoğraf Türkiye'nin genel siyasetine de yansır ve bu kavga-dövüş, hır-gür biter, Türkiye'nin geleceği esenlik içerisinde olur. Çünkü ben bu programdan umutla ayrılıyorum, bu masada hep doğru şeyler söylendi, çok güzel sorular soruldu ve çok değerli değerlendirmeler yapıldı. İyi ki böyle bir seçim oluyor da, biz de böyle bir programda coşkulandık, sizlerle beraber olduk. Çok teşekkür ediyoruz...

Oktay Ekinci bu defa başarılı,iyi bir açık oturum ve söyleşi yönetmiş, çıkardığı sonuç çok yerinde ve doğru.

Adaylar aynı partiden gibi konuştular ve Ortaya çıkan tablo Türkiye’nin genel siyasetine yansıması temennisinin yanında, bence aynı planlamaların da Türkiye geneline yansıması doğru bir tesbittir.

A.Vefik Alp monoray sistemini kurduğunda metrobüsleri biz Manisa'ya alabiliriz tabii bir kaçını.
B.Arif Atılgan daha somut ve uygulanabilir projelere değiniyor.
C.Mehmet Dülger siyasi yaşamından sonra meslek adamlığından kopmuş gibi gözüküyor.
D.Sinan Genim dahil, özel araçlara çözüm bulamamışlar. Hizmetler sektörünü geliştirip işsizliğe çözüm ama nasıl? Her eğitimi meslek okuluna çevirsek yetişen kalifiye elemana iş sahası, sanayi nereden bulunacak? Sanayimiz hala dışa bağımlı. Uçak, otomobil, ağır sanayimiz olmadıkça teknoloji alanında ne kadar istihdam yaratılabilir? En büyük istihdam yaratan tekstil sanayimiz yok olma yolunda iken.
E.A.Vefik Alp’in kapsül konut (prefabrik konut) projesi bizim de 1999 da düşündüğümüz bir toplu konut projesi idi. Ucuz az katlı ve üreyebilen prefabrik bir sistem, sokak meydancık ve komşuluk ilişkileri olan bir plan yapısı idi bu.

Özel araç ve servis araçlarına çözümlerden biri;
Birkaç yıl önce İstanbul’da, ablamların Bakırköy’de ki evinde yeni yağmağa başlayan karlı bir günün sabahında kahvaltı yapıyoruz.
Ev genişce bir yola derinlemesine cepheli, köşe bir daire. Evin dört yol ağzına bakan sonradan kapatılmış balkonundayız. Erken saatte kahvaltıya başladık ama tatilde olduğumuz için kahvaltıyı biraz uzun tuttuk. Sabah 07-08.00 arası düşük modelli araçlar trafik de yoğunlukta. 09-10.00 arası jip türü biraz daha modelli araçlar gözükmeğe başladı. Saat 10.00' dan sonra son model ve siyah araçlar çıktı yola.

İşçiler - iş sahiplerinin çocukları yakınları müdürleri - iş sahipleri.
Anladığım diziliş bu.

Bu dizilişi mesai saatlerine uygulasalar, yani sabah 06.00 mesaili işyerleri trafik de. 07.00, 08.00 ve 09.00 son mesaili iş yerleri. Çıkışlarda da aynı dönüşüm. Bu sistemi Manisa’da uygulamaya çalışacağız.
Tabii akşamları televizyon başından erken kalkmak zor gelmez ise.

Yazan: AZMİ AÇIKDİLKonuşulan projelerin ülkemiz için önemine binaen,

Kanal D, bu akşam Kılıçdaroğlu’na, Mısır Çarşı’sında yapılan protestoyu gösterdi.

Star TV, Başbakanın 41.mitingini yaptığını, çok yorulduğunu, beslenmesine dikkat etmeyip gittiği yerlerde yöresel yemekler yediğini, sağlığına dikkat etmediğini, Uğur Dündar ile haber yaptı.

Taraf Medya, yandaş yola saptı. Bu akşam yolun başında görüntü verdi. Yola devam edecek gibi.

Doğan Yayın Holdingin varlıkları (Kanal D, Star TV, diğerleri) teminatta.
Vergiye itirazda maliyede.

Peki sizce teminat iade edilir mi?

Yazan: AZMİ AÇIKDİLProgramda Konuşulanlar

--------------------------------------------------------------------------------

Programda konuşulanların ilk bölümünü okumak isteyenler için: Mimar ve Şehir Plancısı Adaylar İstanbul'un Sorularına Çözüm Bulabilecek mi?




Adayların meslek adamı olması ve mesleklerinde ki deneyimleri önerdikleri çözüm ve koydukları teşhisler doğru şeyler.

Arif Atılgan’ın göçü sınıflandırması mükemmel. 1950'den sonra ki göçler ile kentin merkezi gecekondulaşmış bu da şu anda kentsel dönüşüm, kentsel iyileştirme, gibi projeleri doğurmuştur.
Kentsel iyileştirme ile İstanbul’un geçen zamanla oluşmuş yakın tarihi olan sokak yapısını da bozmamak gerekir.
Mehmet Dülger’in ada bazında plan fikri buraları için yanlış.

Sinan Genim’in Kadıköy için kültürel projelerine karşı çıkmış idim, yoğunluk nedeninden dolayı, şimdi katılıyorum. İstanbul’dan kopmasının zamanı gelmiş, belki de geçiyor olması veya yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumluyorum. Tabii bu çok önemli bir karar. Çok iyi planlanması gerekir Kadıköy’ün geleceği çiziliyor.

Adayların, 3.Köprü için kesin bir düşünceleri yok. 3.Köprü gereksinimini ortadan kaldırılmadıkça yapılması ihtimal dahilinde. Ancak gereksinimin kalkması mutlak yapılmalı ileride 4.Köprüyü tartışıyor oluruz. Tam bilemiyorum ama otogarın Avrupa Yakasın da olması gibi terslikler ilk etapta düzeltilebilinir.

İMP’ ye karşı çıkan A. Vefik Alp, diğerleri de karşı çıkıyordur mutlaka, plan karşıtı görüşlerinde haklı. İstanbul için önem taşıyan projelerin bu planda olmayışı ancak harita mühendisi birinin yapacağı bir plan. Hüseyin Kaptan Yıldız’da hocamdı gerçekten deneyimli ve dürüst bir planlamacıdır. Kuvvetli bir ekip oluşturulmalı. Bu planın yapılmasına politika karıştırılması İstanbul’un ilahlara (iktidara)kurban edilmesi demektir.
Bu plan yarın başkan olacak kişinin övüncü olur.

Manisa için de,3.Köprü tartışması hariçinde, tam olmasa da, aynı şeyler geçerli.
İstanbul'da İMP, Manisa'da MİP.
1989'dan bu yana plan yapılmadı. Şimdi kentsel iyileştirme gündemde, ama kimsenin aklına gelmiyor.

Yazan: Omer YilmazYa dün akşam ya da Pazar akşamı TGRT'de Kadir Topbaş konuktu. Sunucu "Melih Gökçek'in Hayvanat Bahçesi gibi Disneyland gibi tüm Türkiye'yi heyecanlandıran projeleri var; sizin buna benzer projeleriniz yok mu?" sorusunu sordu. Topbaş'ın cevabında tutarsızlıklar da vardı ama beni asıl dehşete düşüren İstanbul'da birisi Avrupa birisi Anadolu'da olmak üzere iki tane ada yapmayı düşündüklerini söylemesi idi. Sözün bittiği yer de burası. Bundan sonrası Çeşme aday adayı... [image]
[image]
[CENTER][image]
[image]
[image]
[/CENTER]

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Kentsel Dönüşüm, Yerel Yönetim
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.