Kozzy

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
ARKITERA KARIYER

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

"Mimarın En Büyük Ödülü, Yapısının Gerçekleşmesidir!"

Tarih: 1 Aralık 2008 Yazan: Aslı Canbal Özdemir
16 Ekim 2008 tarihinde sonuçlanan Kayseri İç Kalesi'nin Korunarak Kültür ve Sanat Ortamına Dönüştürülmesi için İki Kademeli Ulusal Mimarlık Yarışması Kolokyumu, 29 Kasım 2008 tarihinde Kayseri Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi'nde gerçekleşti. Kolokyumu izlemeye gelen katılımcılar, öncesinde yine aynı mekanda düzenlenen proje sergisini inceleme fırsatı buldular.


Fotoğraflar: Arkitera Mimarlık Merkezi

Kolokyum öncesi yapılan Ödül Töreni Açılış Konuşmaları'nda Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe, yarışmaların önemine değinerek yarışmayı açan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na teşekkür etti. Yarışma sürecine dair bilgi veren Lökçe, kazanan yarışmacıları kutlayarak, yarışmacılara, jüri üyelerine ve raportörlere de teşekkür etti. Lökçe, mimarların en büyük ödülünün yapıların gerçekleşmesi olduğunu belirterek kolokyumda açıklamalarına devam etmek üzere konuşmasını bitirdi.

Daha sonra bir konuşma yapan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, göreve başladığı zamandan bugüne, kentte aciliyet sırasına göre pek çok sorunu çözdüklerini aktararak, bir kültür ve sanat ortamının eksikliğinin giderilmesinin önemine değindi. Kayseri İç Kalesi'nin böyle bir ortama dönüşeceğini ve kazanan projenin uygulanacağını belirten Özhaseki, bu alanda bulunan esnaf için de yer hazırlandığını söyledi. Projeye verdikleri önemi aktaran Özhaseki, kendi beklentilerinin ve bakış açılarının farklı olabileceğini, ancak doğru düşüncenin bu işlerin uzmanlarına ait olduğunu söyledi. Kentin yerel değerlerini de korumak istediklerini belirten Özhaseki, bu anlamda projeye küçük müdahalelerin yapılabileceğini söyledi. Kazanan yarışmacıları tebrik eden Özhaseki, tüm katılımcılara ve emeği geçenlere de teşekkür etti.

Ödül kazanan yarışmacılara ödüllerinin verilmesinin ardından başkayan kolokyumu açan Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe, ilk olarak yarışmanın hazırlık çalışmaları sırasında iki kademeli olması yönünde görüş belirttiklerini hatırlattı. Kayseri İç Kalesi'nin tarihi ve anıtsal değerinin tartışılmaz olduğunu söyleyen Lökçe, jüri olarak bu alanla ilgili bilgilerin tekrar gözden geçirilerek kendilerine sonuç bilgilerin verilmesini istediklerini ve alanın bu bilgiler doğrultusunda yarışmaya açıldığını belirtti. Yarışmanın şartnamesinin Kamu İhale Yasası'nın Yarışmalar Yönetmeliği'ne uygun olarak gerçekleştirildiğini belirten Lökçe, yasanın çeşitli alanlarda tartışılıyor olduğunu, mesleki açıdan ise özellikle jüri üyelerini çok rahatsız eden ve çalışmalarında kendilerini sıkıntıya sokan maddelerle karşılaştıklarını söyledi. Mimarlar Odası Genel Merkezi'yle bu konuda sık sık görüşmeler yaptıklarını belirten Lökçe, yasanın bağlayıcılığı karşısında yapacak bir şey olmadığını söyledi.

İki kademeli yarışmalarda, ikinci aşamaya geçildiğinde de yarışmacıların açık kimliklerinin jüri tarafından bilinmediğini aktaran Lökçe, bunun aşılması için de görüşmeler yaptıklarını ancak sonuç alamadıklarını, oysa ikinci aşamanın adeta davetli bir yarışma gibi olabileceğini düşündüklerini belirtti.

Yarışma sonucunda verilecek ödüllerin önceden üçer ödül ve üçer mansiyon şeklinde kararlaştırıldığını ve ilan edilen bütün ödüllerin verilme zorunluluğu olduğunu belirten Lökçe, kendilerinin daha çok derece ve satınalma ödülü verilmesini arzu ettiklerini, ancak muhtemelen işverenin ayırdığı bütçenin birtakım kısıtlamalar getirdiğini söyledi.

Titiz çalışmaları için raportörlere tekrar teşekkür eden Lökçe, bu sayede jürinin son ana kadar yarışmacıların kimliklerini bilmediklerini söyledi. Arkitera Forum katılımcılarına da teşekkür eden Lökçe, forum ortamında çok değişik tartışmalar olduğunu ve çeşitli senaryolar üretildiğini belirtti.

Yarışma alanının çok özel olması nedeniyle, birinci aşamada fikir yarışması olması önerildiğini ve kabul gördüğünü, bu sebeple yarışmaya katılımın arttığını belirten Lökçe, 75 yarışmacının katılmasının mimarlık ortamı adına çok kıvanç verici olduğunu söyleyerek yarışmacılara teşekkür etti.

Lökçe, iki kademeli olan bu yarışmada değerlendirme kriterleri hakkında epeyce çalıştıktan sonra temel üç yaklaşımın ikinci aşamaya geçmesinde yarar gördüklerini, ikinci aşamada ise yarışmacıların kendi projelerine yönelik öneriler ve jürinin bütün yarışmacılara yönelik ortak önerilerin kendilerine iletildiğini, sonuçta da ödüllerin ve mansiyonların belirlendiğini söyledi.

Lökçe, yarışma süreci içerisinde Serbest Mimarlar Derneği'nce yer görme belgesinin ibraz edilmesi karşılığında ücret ödenmesiyle ilgili şartnamede bir madde olmadığının iletilmesi üzerine, kendilerinin yarışmalar yönetmeliğinde bu konunun zaten yer aldığını belirterek teşekkür ettiklerini söyledi.

Lökçe, Peyzaj Mimarları Odası'nın ise yarışmada ekip başının peyzaj mimarı olabilmesi konusunda bir başvuruları olduğunu, bu konuda da çeşitli görüşmelerin yapıldığını ancak yasal olarak mümkün olmadığını söyledi.

Lökçe'nin ardından söz alan Jüri Üyesi Prof.Dr. Yıldırım Yavuz, tüm yarışmacılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında yarışmada "koruma" konusunun ön plana çıkmasına değindi.

Kayseri'nin son zamanlarda "rengini kaybettiğini" söyleyen Yavuz, Orta Anadolu kentlerinde sosyal ve kültürel açıdan bir erozyon yaşandığını belirterek bu alanın kültür ve sanat ortamına dönüşmesinin önemini vurguladı.

Daha sonra söz alan Jüri Üyesi Prof.Dr. Nuran Zeren Gülersoy yarışmacılara, Kayseri Büyükşehir Belediyesi'ne ve jüri üyelerine teşekkür ederek yarışmayı kazanan projenin uygulanması konusunda takipçi olacaklarını belirtti.

Katılımcılara söz verilmesiyle devam eden kolokyumda ilk olarak söz alan Kasım Balcı, mevcut koruma kararlarında kuzey giriş kapısının kapatılmasının yer aldığını belirterek, birinci projede bu kapının açık olduğunu, jüri değerlendirmesinde neden buna uyulmadığını sordu.

Balcı'nın sorusuna cevaben Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe, şartnamede yer alan bütün bilgi ve belgelerin danışman jüri üyeleri gözetiminde aktarıldığını, Balcı'nın bunlardan kapının kapatılacağı izlenimi edindiğini, soru-cevaplar incelendiğinde kale kapılarının sonradan açılmış olsalar dahi korunacağının ve yeni bir kapı açılmasına sıcak bakılmadığının belirtildiğini söyledi. Jüri Üyesi Prof.Dr. Nuran Zeren Gülersoy'un da aynı yönde cevabının ardından tekrar söz alan Balcı, daha sonra yapılacak bir restorasyon çalışmasında kapının kapatılmasına karar verilmesi halinde bu projenin havada kalacağını belitti. Bunun üzerine söz alan Jüri Üyesi Prof.Dr. Yıldırım Yavuz yapılacak bir restorasyonun kalenin çeşitli dönemlerdeki bütün katmanlarını içereceğini söyledi. Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe'nin bütün ekiplerde bir restorasyon uzmanı olduğunu hatırlatmasının ardından söz alan birinci ödüle sahip projenin ekip temsilcisi Doğan Zafer Ertürk, projelerinin daha dikkatli incelendiğinde bu kapının genel kurguyla ilgisi olmadığının görüleceğini, kapandığı zaman da projenin çalışacağını belirtti.

Daha sonra söz alan Cemal Nalbant, Kayseri İç Kalesi'nin kendi başına bir kültür varlığı olmadığını, büyük bir kalenin parçası olduğunu belirterek yarışma şartnamesinde de çevresiyle ilişkisinin vurgulandığını, projelerin geneline bakıldığında bu konuda çok fazla gelişmiş olduklarını düşünmediğini söyledi. Günümüzde yarışma alanının kent merkezinde kaldığını söyleyen Nalbant, ait olduğu dönemde İç Kale'nin bir güvenlik halkasının üçüncüsü ve kentin bittiği noktada olduğunu, içerisinde büyük oranda yapılar topluluğu olduğunun çeşitli kaynaklarda yer aldığını beliterek bunun yok sayılarak yer altına gömülü tasarlanan projelerin hatalı olduğunu söyledi.

Nalbant'ın ardından söz alan Mehmet Kasap ilk olarak birinci projenin değerlendirilmesinde yarışma sürecinde yaşanan jüri üyesi istifalarının etkisi olup olmadığını sordu. Kendi projelerinin değerlendirilmesindeki "yanaşma" kelimesinin çıkarılarak "yaklaşma" kelimesinin çıkarılması gerektiğini belirten Kasap, jürinin "Kale İçi" ve "İç Kalesi" arasındaki fark hakkında ne düşündüğünü sordu.

Bu sorulara cevaben söz alan Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe yaşanan istifaların değerlendirme çalışmasında önce olduğunu hatırlattı. Kasap'ın kendi projeleriyle ilgili olarak söylediği kelime kullanımının muhtemelen yanlışlıkla olduğunu söyleyen Lökçe, gerekli düzeltmenin yapılacağını belirtti. Lökçe'nin ardından söz alan Danışman Jüri Üyesi Mehmet Çayırdağ, Kayseri İç Kalesi'nin tarihi hakkında bilgi vererek alanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda burada hiçbir kalıntıya rastlanmadığını belirtti.

Daha sonra söz alan Saadet Sayın, Kayseri İç Kalesi'nin muhtemelen yerleşme alanlarını içerdiğini ve koruduğunu, burada çeşitli dönemlere ait kalıntılarının olduğunu belirtti. Yarışma alanında yapılan kazıların lokal sondajlardan ibaret olduğunu söyleyen Sayın, bu şekilde burada kalıntı olup olmadığının kesin olarak bilenemeyeceğini söyledi. Yarışma şartnamesine göre programın da yarışmacılar tarafından belirlenmesi gerektiğini belirten Sayın, jüri raporlarında programa yönelik herhangi bir değerlendirmenin yer almadığını ve projelerde burçların işlevsel şekilde kullanılmadığını söyledi.

Sayın'ın sorularına cevaben söz alan Jüri Üyesi Prof.Dr. Yıldırım Yavuz değişik illerdeki kalelerin içindeki çeşitli dönemlerdeki yapılardan örneklere vererek, buralarda çok değişik dönemlere ait yapılar olabildiğini söyleyerek arkeolojik alan konusunun bu yönüne dikkat çekti.

Daha sonra söz alan birinci proje ekibi üyesi Restorasyon Uzmanı Y. Mimar Nur Asan Akın, yarışma öncesi verilen rölövelerin burçların kullanılması için yeterli olmadığını belirterek, kalenin kendini sergilemesinin önemine değindi.

Yine Saadet Sayın'ın sorusuna cevaben söz alan Jüri Üyesi Serdar Altuntuğ birinci projenin uygulamasına geçildiğinde kazı yapılacağını belirtti. Diğer bir Jüri Üyesi Doç.Dr. Yegân Kahya, yarışma şartnamesindeki ilgili maddeyi okuyarak Kayseri İç Kalesi'nin bir taşınmaz kültür varlığı olduğunu, bir arkeolojik alandan bahsedilmediği belirtti.

Bu tartışmanın ardından söz alan projesi mansiyon almış ekip temsilcisi Murat Dündar, belirli bir program verilmemesini olumlu bulduğunu belirterek Danışman Jüri Üyeleri'nden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin Ağustos ayından beri yaptığı bu alanın müze olarak değerlendirileceği yönündeki açıklamalarının ne anlama geldiğini sordu.

Dündar'ın sorusuna cevaben söz alan Jüri Üyesi Serdar Altıntuğ bu açıklamaların bir temenniden ibaret olduğunu, jüriyi etkilemediğini söyledi.

Daha sonra söz alan ekip temsilcisi Sinan Omacan, yarışmanın iki kademeli olmasının olumlu olduğunu, birinci aşamada çoğu projenin oy çokluğuyla elenmesini ise ilginç bulduğunu söyledi. Omacan Kültür Sanat Ortamları'nın açılımının çok farklı olabileceğini belirterek, Kayseri İç Kalesi'nin Kültür Sanat Ortamı'na dönüştürülmesi ifadesinden bir Kültür Merkezi istendiği ifadesini çıkarmadığını söyledi. Omacan, koruma konusunda ise söylendiği gibi eksik veriler varsa yarışmanın neden ertelenmediğini sordu.

Omacan'ın sorularına cevaben söz alan Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe, eksiklikler konusunda jürinin gereken gayreti gösterdiğini belirterek değerlendirme konusunda ise iki kademeli yarışmaların getirdiği zorlukların göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Lökçen'in ardından söz alarak Kayseri'nin yerel kültürel değerlerine değinen Jüri Üyesi Prof.Dr. Yıldırım Yavuz yer altına gömülen projeleri mimarın egosundan vazgeçmesi açısından saygıdeğer bulduğunu söyledi.

Bir süre daha devam eden tartışmanın ardından söz alan birinci projenin ekip temsilcisi Doğan Zafer Ertürk, kendilerinin bu çalışmayı araştırma projesi düzeyinde aldıklarını belirterek, bir jeoteknik raporu hazırladıklarını, bugünkü jeoteknik gelişmelerle 5 metreye kadar kalıntıların belirlenebildiğini söyledi. Müzecilik hakkındaki görüşlerini aktaran Ertürk günümüzdeki müzeyi yaşamla birleştiren anlayışı araştırdıklarını belirtti. Ayrıca eko-proje ve peyzaj alanında da araştırmalar yaptıklarını belirten Ertürk, bu bölgedeki yaşamın nasıl olacağına yoğunlaşarak programlarını hazırladıklarını belirtti. Kendilerinin burada yaratmaya çalıştığı çok kültürlü ortamın ayrıntılarına değinen Ertürk, kendi projelerinin aslında geçmişin ve geleceğin bir arada yaşandığı basit bir proje olduğunu söyledi.

Ertürk'ün ardından söz alan üçüncü projenin ekip temsilcisi Ayhan Usta, Ertürk'ün son sözü en iyi şekilde söylediğini belirterek, yarışmaların sıklıkla devamını diledi. Kolokyum, Jüri Başkanı Prof.Dr. Sevgi Lökçe'nin konuşmasıyla sona erdi.

Konuyla İlgili Linkler

YorumlarYorum Sayısı: 133

Yazan: ybdTarihi kale kültür merkezi oluyor

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başanı Özhaseki:
''Kayseri Kalesi en son 22 yıl önce restore edildi. Kale burçlarının iç ve dış bölümlerinde bazı taşlar çürümüş. Burçların bir bölümü yağmur ve kardan olumsuz etkileniyor. Önce kaleyi aslına uygun olarak restore edeceğiz, sonra kültür merkezi için yeni çalışma yapılacak. Arkeoloji Müzesi de buraya taşınacak. Kale içerisinde, el sanatları ürünleri, ünlü Kayseri halıları ve kilimleri satılacak. İnsanlar burada dinlenip, müzik dinleyebilecek, çaylarını kahvelerini içebilecek. Sanatçılarımız sergi salonlarında eserlerini sergileyebilecek. Kayseri'nin binlerce yıllık tarihi burada olacak.''

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kayseri ziyaretinde, yarışma sürecinde hiç hesapta yokken, Özhaseki'ye 'burayı arkeoloji müzesi yapın' demişti. Bu proje arkeoloji müzesine dönüştürülebilir mi?

Tabii yarışmayı kazanan proje uygulanırsa.

Yazan: Omer YilmazArkitera Ankara sorumlusu Aslı Canbal Özdemir'in kolokyum haberi...

Yazan: osman_aşıkKolokyum ve sergi programı hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşılabilecek link.İlgilenenlerin dikkatineKayseri Büyükşehir Belediyesi

Yazan: alpartProjeler sergilenmeye başladı.İlk izlenimim kale sınırlarını aşan projeler ilk turda elenmiş,kale duvarlarına temasta bulunan projeler ilk turda elenmiş,büyük yapılar ilk turda elenmiş,sanırım jüri burada bir yapı yığını istememiş.

Yazan: myıldızJüri raporu uzun bir bekleyiş sonucu nihayet elimize ulaştı. Görüldü ki, çok değerli BİLİMSEL JURİ 1. ve 2. aşamaları ''4 e 3'' çoğunlukla geçirdiği birçok projeyi 3. turda ''OYBİRLİĞİ İLE'' elemiş. Yani şöyle olmuş; 1. tur 4 juri: bu projeler gayet başarılı 3 juri: bu projeler yaramaz 2.tur 4 juri: yok yok bu projeler gayet başarılı 3 juri: hayır hayır bu projeler yaramaz 3.tur 7 juri(tüm juri): evet evet bu projeler yaramaz!.. kim çıkarmış bu projeleri 3. tura! Olacak şey değil! Hiç bilimsel olmamış! Hem bakın bakın şu proje çok başarılı(mesela 100-150 sayfalık, ''WC-BANYO MEKANLARINDA KULLANILACAK DOĞRAMA KESİTLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA'' yüksek lisans veya doktora tezi gibi... hımmm çok güzel... ) tam 82 sayfa raporu da var!... Tıpkı üniversitemizdeki gibi... not (hatırlatma): jüri başkanlığını yaptığı bir yarışmada; birlikte yarışamalara katıldığı ortaklarını aynı yarışmaya sokan ve ayrı ayrı ödüllendiren (ilk 3 sıralama) ve bu yarışmada ödül alan sayın hocayı da ayrıca kutlarım. Çeliği çok güzel bir biçimde yığmışınız ortaya.

Yazan: martin hayda gelÖnEsas üzücü olan konu ise Gül Keskin'in paylaştığı jüri raporları. Katılan 75 projenin ödül alamayan 69 tanesi için yapılan yegane yorum 'su kadar oyla elenmiştir.....' şeklinde! Yani 69 tane ekibin belki de aylar süren çabasına verilen değer 1 cümlelik hiçten ibaret!

Umarım ben yanlış düşünüyorumdur ve jüri bu projeler hakkında da uzun yorumlar yapıp görüş bildirmiştir de raportörlük bu yorumları açıklama ihtiyacı hissetmemiştir!!!



Sanırım raporun aşağısına doğru inmemişsiniz, aşağıda elenen projelerle ilgili yorumlar da mevcut. Bilginize.

Yazan: ayasofyaÖdül alan almayan, tüm katılımcıları kutlarım. Ayrıca Sinan'a katılıyorum ve bir kere daha tekrarlanması için alıntı yapıyorum. Bizim burada projeler ve seçimlere ilişkin eleştirilerimiz ayrı bir şey, yarışmanın ve sonuçlarının meşruiyetini sorgulamak ayrı bir şey. Bizim mimarlık ortamı olarak her yarışmada kazanan projenin en iyi şekilde uygulanmasına ihtiyacımız var, ki bu bir deneyim haline gelebilsin ve mimarlık ortamına güvenimiz artsın.

Yazan: KumÖnce raporlarla ilgili; Birinci kademe rapor’un sonunda ikinci kademeye geçemeyen her proje için birer cümlelik de olsa rapor yazılmış. Ben daha önce bu nedenle söyledim: “Sezar’ın hakkı Sezar’a”. Jüri’nin değerlendirme kriterlerini ve sonucunu eleştirebiliriz, tutarsız bulabiliriz vs. ama bunu gerekçelendirme ve belgelemede, yarışmanın formatının tutarlılığı konusunda gösterdikleri ciddiyeti, yakın dönem başka yarışmalarla da kıyaslandığında, görmezden gelmesek iyi olur. Jüri çalışmaları zaten anlaşıldığı kadarı ile pek sakin bir ortamda geçmemiş, ilk kademenin ilk tur eleme sonuçlarına bakarsak gelen 75 projenin 38 tanesi ilk turda elenmiş, bu da şu demek: gelen projelerin yarısı üzerinde jüri tartışacak bir şey bulamamış, yedi jüri üyesinden bir tanesi bile bu projelerin bir üst turda tartışılmasını gerekli bulmamış. Bir kere bu sayı çok fazla, alışıldığın çok üstünde ve gerçekçi durmuyor. Zaten ikinci tur elemeye geçen projelerin tamamını da, yani kalan 37 projeyi 4-3 oy çokluğu ile bir üst tura geçirmiş. Eğer yanlış yazılmamışsa bu da şu demek, jüri içerisinden üç kişi gelen projelerin hiçbirini, sonradan ödül alanlar da dahil olmak üzere, bırakın ikinci kademeyi, ikinci eleme turuna bile geçirmeye layık görmemiş. Biraz fazla zalimane bir eleme turu ! Yani sadece bir kişi daha uysa, yarışma daha ilk turda iptal edilecekmiş. Gerçekçi bir tercihten ziyade “istemezük” türü bir inatlaşma gibi duruyor. Ama dediğim gibi, gerekçelendirildikten ve belgelendikten sonra herkes de kendi karşı görüşünü oluşturmakta serbest oluyor. Gömülü yapılar hakkında kanun hükmünde karaname konusunda; Sanırım lumina söylemek istediğimi daha iyi açıklamış. Kastım herhangi türde bir yapının şöyle ya da böyle yapılma zorunluluğu değil elbette, yoksa sanat yapısı da ya da sözgelimi çarşı da sevgili Evren [FONT=Wingdings][FONT=Wingdings]J[/FONT] yeraltında yapılabilir projenin kendi kurgusal bütünlüğü içerisinde. Benim karşı çıktığım tersine bunun klişe bir çözüm haline gelip, kendiden menkul bir “doğruluk” oluşturmaya başladığında, yarattığı zaafiyetlerin gözardı edilmesine yolaçması. [/FONT] Örneğin bu yarışmada birinci olan projeyi ya da bu konuda daha da israrlı bir tavır gösteren 73182 rumuzlu mansiyon alan projeyi ele alalım, kültür sanat ortamının yeraltına doğru çekilmesinden doğan boşluğu neyin doldurduğunu görebiliriz. Kale içinin kentsel hareketlilik ve imgesel açıdan ana öğesi kalenin kendisi de değil, kendisi için ayrılan özel sokak, şadırvan ve meydanlarla Fatih Cami oluyor. Şimdi sen cuma öğlenleri orada oluşacak kültür-sanat ortamını tahayyül edebiliyor musun? Her ikisi de yoğun bir konsantrasyon demek olan, hem ibadetin kendisi, hem de sanat ortamı için pek de iyi kurgulanmamış ve neredeyse zedeleyici bir yanyana duruş. Peki bu zaafiyeti örten ne? Yeraltına çekilmenin dayanılmaz hafifliği... Bir de şu var: Bizim burada projeler ve seçimlere ilişkin eleştirilerimiz ayrı bir şey, yarışmanın ve sonuçlarının meşruiyetini sorgulamak ayrı bir şey. Bizim mimarlık ortamı olarak her yarışmada kazanan projenin en iyi şekilde uygulanmasına ihtiyacımız var, ki bu bir deneyim haline gelebilsin ve mimarlık ortamına güvenimiz artsın. Başta ödül alanlar olmak üzere tüm ekipleri kutlarım.

Yazan: luminaSorun, sanat ya da başka bir özelleşmiş tipte yapının yer altında gömülüp gömülmemesi meselesi değil. Gömülmenin/gömmenin adeta bir refleks haline getirilip DOĞRU bir mimarlık tavrıymış gibi ahlakçı kisvelere bürünmesi ve bunun kolayca bir konsensus yaratıyormuş izlenimi yaratması. Bir tür ucuz hokus-pokus numarası adeta; "çok" şey yapıp "az" gösterme. Tarihe/geçmişe saygı fetişizmi öyle bir hal aldı ki adeta bugünden nefret ediliyor - ki her türlü alanda bu türden muhafazakarlığı görmek mümkün, özellikle bu aralar - bugün nasıl yaşıyoruz, gündelik olarak nelerle karşılaşıyoruz, ne tür etkiler içinde hayatımızı sürdürüyoruz üzerine kafa yormak ve bu zihinsel alıştırmaların görünür kıldığı olası mekansal durumlar nedir sorusuna dair pratikler sergilemek yerine bir şekilde estetize edilmiş, sorgu-dışı paketleri sürekli yeniden üretip duruyoruz.

Yazan: mayarogluÖncelikle ödül kazanan ve katilim sağlayan tüm yarışmacıları tebrik etmek istiyorum. Sayın Omacan'ın "Gömülü yapılara" ilişkin önermesinin ise %100 doğru olmadığını düşünmekle beraber, söz konusu tarihi çevreler olduğu zaman üretilen projelerin geneline baktığımız da çok da haksız olmadığını söylemeliyim. Bu yarışmanın ödül grubu projelerindeki genel eğilimin de 'yaklaşmak' yerine 'uzaklaşmak', 'dokunmak' yerine 'kaçınmak', 'birleştirmek' yerine 'ayrıştırmak' yönünde olduğunu görüyorum. Tahminimce elenen projelerin de büyük bölümü bu yaklaşımla ele alınmıştır. (Şimdilik sadece bir tahmin tabi ki) Evren'in belirttiği gibi bir sanat yapısı gereklerini yerine getirdiği sürece tabi ki yer altında da çözümlenebilir. Fakat tarihi dokulardan bu kadar uzaklaşmadan, yeni yapılan bölümlerin kendi mimari dillerini ve kütlelerini tamamıyla sergilemelerinin mevcut dokuya olumlu katkısının daha fazla olacağını düşünmekteyim. Ne kadar 'az' yapılırsa o kadar 'çok' korunur gibi bir inanış var. Bence ne kadar 'az' yapılırsa o kadar da 'az' risk alınmış oluyor sadece. Esas üzücü olan konu ise Gül Keskin'in paylaştığı jüri raporları. Katılan 75 projenin ödül alamayan 69 tanesi için yapılan yegane yorum 'su kadar oyla elenmiştir.....' şeklinde! Yani 69 tane ekibin belki de aylar süren çabasına verilen değer 1 cümlelik hiçten ibaret! Umarım ben yanlış düşünüyorumdur ve jüri bu projeler hakkında da uzun yorumlar yapıp görüş bildirmiştir de raportörlük bu yorumları açıklama ihtiyacı hissetmemiştir!!!

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.