EPOS

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Candarli'da Ciftlik Yapisi

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Ayazma’da yüzleşme

Tarih: 19 Kasım 2008 Kaynak: Radikal Yazan: Cihan Uzunçarşılı Baysal
Kentsel Dönüşüm öncesi Ayazma sakinlerine, TOKİ, İBB ve K. Çekmece Belediyesi antetli ‘mal sahibinden kiracısına kadar çözüm' sözü verilen bildiriler dağıtıldı. Ama 18 aile 1,5 yıldır çadırda.

Bakıp bakıp da görmek istemediklerimizin, tüm ikiyüzlülüklerimizle tüm yüzleşememelerimizin bir tezahürü olduğundandı belki. Hırslı, cabbar, tuttuğunu koparan Belediye Başkanı'nın yaşanan süreçte payı olsa da, ikiyüzlü yaşamlarımızı devam ettirebilmek için yok etmemiz gereken bir halkaydı kim bilir. Ne diyordu ilgili bölümün başı: "İstanbul hatta Türkiye için bir ilk, örnek alınması gereken bir ilk". Bir ilk olduğu kesindi de ‘örnek alınması' kısmı ‘el-insaf' cinsindendi.

En zayıf halka olduğundandı aynı zamanda, yaşama tutunmaya çalışanların barınabildiği en son duraktı, belediyece ‘doldur-boşalt bir durak' ama yerel yöneticilerce görülmek istenmeyen kısmı işte bu ‘boşalt' kısmıydı çünkü oradaki yoksulluğun da, yoksunluğun da boşaltılacak bir başka mecrası yoktu. Yok saydığımız, kabullenemediğimiz tüm hata ve suçlarımızı öylece yüzümüze tutuveren bir son duraktı. Pir-u pak meydanlarda boy gösterebilmek için, kendimizi sorgulayıp değiştirmek yerine orayı yok etmek daha kolaydı kuşkusuz. Olimpiyat Stadı'ndaki etkinliklerde, ‘yabancılar çirkin yüzümüzü görüverir' korkusuyla mahalleyi elektriksiz bırakmayı çözüm bulanlardan değil miydik? Ya da: ‘Olimpiyat Stadı'nda etkinlik var evlerinizden çıkmayın' anonsları ile mahallelinin görünmez olmasını dileyenlerden? Bunları mahallelinin yakınarak anlatması doğaldı, doğaldı da bir belediye görevlisinin açık açık, ‘stattaki etkinlikler sırasında elektrikleri kesilirdi' diyebilmesi ne idi?

Belki de işe en önce dilden başlamalıydık, birarada yaşamanın temeli de dinamiti de olabilen yatay ilişkilerdeki o sihirli araçtan. Ama bu kez sorgulayacağımız dil yönetimin dili olmalıydı ya da yönetenlerin dili; vergilerimiz ile maaşlarını alıp oylarımız ile yönetime gelenlerin, bizlerin sayesinde bir yerlerde oturagelenlerin dili. O dil, ihsan/inayet/acıma ve aşağılama üzerinden değil, hak temelli bir anlayış üzerinden inşa edilmeliydi. O dil ‘sadaka' üzerinden ‘bunlar'lı bir dil değil, ‘vatandaşlık hakları' üzerinden ‘onlar'lı bir dil olmalıydı. O zaman Küçükçekmece Ayazma Mevkii sakinlerinin yaşamakta olduğu hak mağduriyetleri de karşılıklı konuşulabilir olurdu çünkü.

Kiracılara verilen ama tutulmayan sözler
Bölgede Kentsel Dönüşüm ilanıyla ortada kalan ve 1,5 senedir çadırlarda barınan 18 ailenin yaşamlarındaki hak ihlalleri, sorumlu bir yönetime düşen görevle çözümlenebilirdi o zaman. Bu ne bir lütuf ne de bir inayet olurdu. Barınma bir temel hak ise, sorumlu yönetim kendinden bekleneni ifa etmiş olacaktı, bu kadar basit. Kentsel Dönüşüm öncesi Ayazma sakinlerine dağıtılan TOKİ, İBB ve Küçükçekmece Belediyesi antetli ve Aziz Yeniay imzalı bildirilerde, ‘mal sahibinden kiracısına kadar çözüm' sözü verilmişti. TOKİ Başkanı'nın 31.03.2005'teki demecinin, yapılacak 30 bin sosyal konut kısmında Küçükçekmece-Ayazma telaffuz edilerek, ‘Gecekonduda kiracı olarak oturanlara da sosyal konutlardan faydalanma imkanı tanınacağı' ilan edilmişti. Bu sözlere karşın aileler İl ve Başbakanlık İnsan Hakları Kurullarından ‘TOKİ, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Küçükçekmece Belediye Başkanlığı arasında 13.06.2004 tarihinde imzalanan protokol kapsamında, kiracılara ilişkin hüküm bulunmadığından hak sahibi olma talebi uygun görülmediği...‘ yanıtını aldılar. Protokol 2004, ancak bildiriler 2005 tarihli olduğuna göre, sözler neye dayanarak verilmişti? Tutulamayacak sözler bir güvence olarak Ayazmalılara neden sunulmuştu?

Öte yandan, insan hakları kurulları devlet karşısında vatandaşın hak ve özgürlüklerini koruyup güçlendirme mekanizmaları inşa edemeyecekse ne içindi? İHK'ları imzaladığımız uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri, adaletsizliklerin tashihi için kullanmayacaksa ne işe yarardı? Anayasa 90. madde 5. paragraf: ‘Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır'. Türkiye'nin yürürlüğe koymuş olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi 11. madde 1. fıkra da "Bu sözleşmeye taraf olan devletler herkesin, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardına sahip olma hakkını tanır. Bu standart; yeterli beslenmeyi, giyinmeyi, barınmayı ve yaşama koşullarının sürekli olarak geliştirilmesini de içerir..." der. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, 7 no'lu Genel Tavsiye'de ‘zorla tahliyeler, Sözleşme'nin gerekliliklerini prima facie ihlal eder' diyerek, 7 nolu Genel Tavsiye paragraf 16'da "Tahliyeler sonucunda bireyler evsiz kalmamalı veya başka insan haklarının ihlal edileceği bir durumda bırakılmamalıdır. Söz konusu durumdan etkilenenlerin kendilerini koruma imkanı olmadığında, devlet tarafı, elindeki kaynakları azami düzeyde kullanarak durumun gerektirdiği şekilde yeterli alternatif barınma imkanı sağlanması..." der. Metne koyamadığımız birçok anlaşma ve sözleşme, zorla tahliyeleri insan hakkı ihlali olarak niteleyip, devletleri gereken önlemleri almakla yükümlü kılar. Bu konuda en baş görev ise isminin önünde insan hakları yazan kurullara düşer. Ama kurullar sadece makyaj ise, Ayazma'da yaşanan onlarca insanlık hakkı ihlali de o makyajı işte böyle siliverir.

Belki de her şeyi bir kenara bırakıp yürekten başlamalıydık, değil mi ki dil yüreğin sesidir, eylemi de yürek yönlendirir. Küçükçekmece'de yönetime gelmiş olanların yüreklerinden. Önlerine gelen hak ihlallerine yanıtları madde madde maddeleyerek maddeleştiren yüreklerden.

Çadırlarda ölen bebelerden, yeşil kartları verilmeyen hastalardan, bölgeye dadanan hırsızı/uğursuzu yüzünden okula gidemeyen çocuklardan, yıkıntılar arasında ‘kapısı-battaniye tuvalet'e anca el ayak çekildikten sonra gidebilen kadınlardan, yazın yakıcı sıcağından, kış gecelerinin ayazından...

Belki de en önce yürekten başlamalıydık, yüreklerden, tüm bu olup bitenler karşısında hâlâ atmayı sürdürebilen yüreklerden. Ayazma'daki haksızlıklarla yüzleşebilme cesareti bulamayan yüreklerden...

YorumlarYorum Sayısı: 38

Yazan: psyhkeBu arada ben TOKİ ve Projeleri konusundaki mesaja cevap olarak yazmıştım ancak ayrı bir konu açılmış her nasıl olduysa. :) Not: Gerektiği takdirde konu silinebilir.

Yazan: psyhkeÜzerinden biraz zaman geçmiş ancak İzmit'te bahsi geçen 3 yeni üstgeçidin yapımı bitti. Birkaç aydır da kulanımda. En kısa zamanda fotoğraflarını çekip eklemeye çalışacağım. Köprülerin konumlarını neye göre tayin ettiklerini bilmiyorum ancak; olmamış bence. Hele ortadaki büyük köprü (Mimar Sinan Köprüsü olarak geçiyor adı) Mimar Sinan'ın eseri olan Yeni Cuma Camii'ni ezip geçmiş. Sanırım bunun özrü olarak koymuşlar bu ismi!.. Köprüler duraklarla alakasız yerlerle ilişkilendirilmiş, köprüden geçerken (Kocaeli Fuarı'nın önündeki) 20 dakikada bir geçen otobüsünüz geçip gidiyor ve yakalamanız imkansız gibi. Önce uzun bir yürüyüşle merdivene ulaşacaksın, oradan merdivenleri koşarak inmeye çalışacaksın, en sonunda da otobüs durağına koşmak zorundasın çünkü indiğin yerden durağa kadar demirlerle yolu ayırmışlar. Halkevi'ndeki durakta da tel örgü var ancak vatandaş kestirmeden teli kesmiş aradan geçip gidiyor. :) (Konumuzla biraz alakasız oldu ama yeri gelmişken söylemek istedim.)

Yazan: Emine MerdimErdoğan Bayraktar'dan itiraflar: Bugüne kadar 30 milyar lira tutarında 3 bin 500 ihale yaptıklarını belirten TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, 'Ama yanlış yapmıyor muyuz? Çok yanlış da yapıyoruz. Bilimsel kriterler, şehircilik kriterleri manasında, mimari tarzda çok yanlışlarımız, eksiklerimiz var' diye konuştu. Haberin devamı: TOKİ Başkanı: 400 bin konuta ulaştık ama mimari yanlışlıklarımız da oldu

Yazan: mina_lavinCem Yılmaz'ın sözü çok manidar gerçekten. Diyor ya " İnsan yiyecek bunu " diye. Burada insan oturacak ama nasıl? Ev aldım diye tvlerde dan dan verilen ağlayan insan portreleri Toki'nin muhteşem başarısı diye halka pompalanırken halk ne yapsın? Kiralar uçmuş, kredi borcu, kredi kartı extreleri vs.. Bunlarla boğuşurken borçlanalım ama iki oda bir salon evimize derken. Kime neyi,nasıl anlatacaksınız?

Yazan: ninlilToki işlerinden sadece Mimarlar şikayetçi değil, İnşaat Mühendisleri Odası da Valiliğe resmen şikayetçi olmuş... Toki yapıları gerçekten; ne mimari kurallara ne inşaat yapma kurallarına ne de şehircilik kurallarına uygun oluyor. Kurallara uymadan yapılanların sonuçları 1999 yılında görüldü. Aynı hatalar tekrarlanmasa keşke! Bir de insanların ev sahibi olma istekleri sömürülüyor! Üstelik. İnşaat Mühendisleri Odası Yönetimi, TOKİ’nin Bursa genelinde inşa ettiği binlerce konutta çok sulu ve kalitesiz beton kullanıldığı, beton numunelerinin yalnızca üretici firmalar tarafından alındığı ve laboratuar incelemesinin sağlıklı yapılamadığı ve en önemlisi, kamu adına denetim mekanizmasının çalıştırılamadığı iddiasıyla, Bursa Valiliği’ne resmi bir yazıyla başvurdu. Endişelerin, deprem ve diğer doğal afetlerle pekiştirildiği şikayet dilekçesi, Bursa Valiliği tarafından işleme konularak Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü’ne havale edildi. Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü de Vali Şahabettin Harput’un bilgisi dahilinde, B.09.04 İLM.4.16.00.12/ 4132 sayılı ve 23 Eylül 2008 tarihli bir yazıyla durumu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’ne bildirdi. ANAYASA’YI ÇİĞNİYORLAR Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın şikayet başvurusunun ardından nasıl bir adım atacağı merakla beklenirken, İMO Bursa Şube Başkanı Necati Şahin, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi’ni Anayasa’ya aykırı faaliyette bulunmakla suçladı. TOKİ’nin 3194 Sayılı İmar Kanunu’nu, Büyükşehir ve Belediyeler Kanunu ve Yapı Denetim Kanunu başta olmak üzere birçok yasayı çiğneyerek suç işlediğini savunan Necati Şahin, “Her şeyden önemlisi ise TOKİ yönetimi, kendisini yerel yönetim iradesinin üstünde tutuyor. Ne plan tanıyor, ne hukuk. Orantısız ve kontrolsüz güç kullanıyor. Bursa’da olduğu gibi şehirlerin anayasasını çiğniyor” dedi. TOKİ yüzünden inşaat sektörünün büyük bir yara aldığını ve günümüz ekonomi politikalarına aykırı olarak sektörün devletleştirildiğini ileri süren Şahin, şunları kaydetti:“Bu tablo bize eski demir perde ülkelerini anımsatıyor. Üstelik belediyeleri de yapsatçı müteahhit haline getirdiler. Memleketin deresine tepesine yamacına nereye istiyorlarsa konut yapıyorlar ve bunu belediyelere sattırıyorlar. Kooperatifçiliği bitirdiler. Şehirlerin planları, doğası hiç umurlarında bile değil. Üstelik ucuz konut da imal etmiyorlar. TOKİ’ye sunulan imkanlar özel sektöre tanınsın konut fiyatları daha da düşer.” SORUMLU MÜHENDİS YOK TOKİ’nin konut üretiminde, asli görevinden uzaklaşarak ağırlıklı olarak lüks daire imalatı yaptığını iddia eden Necati Şahin, “Bizi endişelendiren en önemli konu ise, TOKİ konutlarının denetimden uzak kalması. Ne kullanılan betonun ne de demirin istenilen kalitede olduğuna inanmıyoruz. Çünkü bu konutları kamu adına denetleyen bir mühendis yok. Ortada adresi belli bir teknik sorumlu yok. Bu milletin gözünü boyuyorlar ve maalesef insanımıza sürü muamelesi yapıyorlar. TOKİ konut değil, mezar satıyor, vatandaş tedbirini alsın, hakkını arasın” şeklinde konuştu. Haberin Kaynağı: meydangazetesi Konu ile ilgili Eski İnşaat Mühendisleri Odası Başkanının Yazısı [FONT=Times New Roman][/FONT]

Yazan: luminaİTÜ'de Hüseyin Kahvecioğlu'nun verdiği bir ders kapsamında davet edildiğimde yaptığım bir sunum vardı. O sunumda kullandığım bazı resimler, madalyonun arka yüzüne ait fikir veriyor. Resimler çok net değiller, kendi çektiğim kareler de değiller; daha iyilerini arcem<007'den bekliyoruz.

Yazan: arcem<007Bu tepe hakkında Sayın Lumina ile görüşmüştük. Onun odasından da bu manzara görülebiliyordu. Kocaeli'ye sadece Üniversite'ye ablama ya da ona gittiğim zaman bir de Mimarlar Odası'na uğradığımdan açıkçası hiç diğer tarafa hiç gitmedim. Madalyonun diğer yüzüne bakamadım. Eğer fotoğraflayan olursa önemli bir belgeleme unsuru olduğundan göndermelerini rica edeceğim. Teşekkürler. Bende zaten o odadan çektim:) Elimize makinalarımızı alıp İzmiti fotoğraflamaya çalışacağız yakın zamanda.Eğer bizden önce birileri paylaşmamış olursa,biz ekleriz mutlaka.Hele ki şu anda başlıyan üst geçit projelerini görseniz durumun bundan daha vahim olduğunu farkedersiniz.Ne yazık ki İzmit şu an geri dönüşü olmayan bir tecavüz hali içerisinde. Yalnız her ne kadar dert yansak da bu durumda üniversitenin de payı var.Belediyeyle daha iyi ilişkiler kurabilmek mesela!Üretilen projeleri onlarla paylaşmak mesela!Rant yaratabilen nitelikli bir projeye kolay kolay kimse hayır diyemez bence. Ama bizim tavrımız nedense hep "aman canım biz belediyeye gitsek sanki bizi dinlerler mi,kendi bildiklerini okurlar" hayıflanması üzerine!Elbette belediyenin üniversiteden talep etmesidir doğru olan,ancak madem onlar gelmiyo biz neden gitmiyoruz?Böyle böyle projelerimiz var bu kentin 3 tarafı su,dünyada böyle coğrafyaya sahip sayılı kent var,gelin beraber bu kenti kurtaralım demiyoruz?Neden sadece kentin içine ediyorlar diye kendi kendimize dedikodu yapıyoruz? Eğer onlarla konuşur ve dikkate alınmazsak,işte ozaman hayıflanma,isyan etme hakkımız olabilir diye düşünüyorum. Önemli bir tespitte bulunmak istiyorum.Bildiğim ve duyduğum kadarıyla son dönem belediyeleri içinde en borçlu belediye Kocaeli Büyükşehir Belediyesiymiş.Takip ettiğim kadarıyla da ortada inanılmaz bir çalışma var.Gerçekten inanılmaz paralar dökülüyor ve Belediye gerçekten çok çalışıyor.Buna rağmen yer yüzünde bu kadar para harcayıp bir kenti böylesine harap edebilecek bir başka güç var mıdır bilemiyorum.Burada sorun "yapma biçiminde".En basit örneği ise daha öncede bahsettiğim gibi; -8 şeritli yol yaptık. (ee karşıya geçemiyoruz kardeşim?) -120 METRE uzunluğunda üst geçit yaptık (ee adı üstünde geçit,kısa olsa da karşıya daha çabuk geçsek?) -14 km uzunluğunda yürüyüş yolu yaptık ( ee az daha uzatta İstanbula yürüyerek gidelim bari!) Yani zihniyet büyüklükler üzerinden çalışıyor.Çünkü seçmeninden,bir işi ne kadar büyük ne kadar çok yaptıysa o kadar çok oy alacağını zannediyor.Ne yazık ki seçmende yıllardır bunu böyle anladığı için,nitelik değil nicelikle kandırıldığı için alışmış. Ben yinede bunun sorumlusunun bizler olduğunu düşünüyorum.Yıllardır ürettiğimiz bahanelerin aksine; Kötü müşteri yoktur kötü Mimar vardır demek istiyorum.

Yazan: architect9Şehir katliamı denebilecek bir manzara...Şehir silueti mustarip.

Yazan: ayasofyaBu tepe hakkında Sayın Lumina ile görüşmüştük. Onun odasından da bu manzara görülebiliyordu. Kocaeli'ye sadece Üniversite'ye ablama ya da ona gittiğim zaman bir de Mimarlar Odası'na uğradığımdan açıkçası hiç diğer tarafa hiç gitmedim. Madalyonun diğer yüzüne bakamadım. Eğer fotoğraflayan olursa önemli bir belgeleme unsuru olduğundan göndermelerini rica edeceğim. Teşekkürler.

Yazan: luminaBu, tepenin görünen yüzü; bir de öteki yüzü var ki...

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.