Is GYO

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Arkiv Belgeliyor

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Mimarından Masumiyet Müzesi

Tarih: 3 Ekim 2008 Kaynak: Radikal
Masumiyet Müzesi, Çukurcuma Caddesi’ndeki 24 No’lu eski Brukner Apartmanı’nda kuruluyor. Apartman binayı dikine kesen bir galeri ve bir merdiven ile içten bütünleştirilerek müzeye dönüştürüldü.

Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ romanının omurgasını oluşturan aynı adlı müzenin mimari projesi Arkitera’da yayımlandı. Hayali kahraman için gerçek müze tasarlayan mimar İhsan Bilgin ‘Bildiğim kadarıyla tarihte ilk’ diyor.

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un ağustos sonunda çıkan yeni romanı ‘Masumiyet Müzesi’, yazarın uzun zamandır beklenen kitabı olarak edebiyat dünyasının yanı sıra mimarlık dünyasının da dikkatini çekmişti. Zira Pamuk, romanla eş zamanlı olarak bir de Masumiyet Müzesi açacak ve roman kahramanı Kemal’in büyük aşkı Füsun’un hatırasını canlı tutmak için biriktirdiği eşyalar burada sergilenecekti. Orhan Pamuk romanı yazmaya başlamadan önce, 1999 yılında Çukurcuma Caddesi’deki 24 no’lu Brukner Apartmanı’nı satın almış ve binayı müzeye dönüştürmesi için mimar İhsan Bilgin’le anlaşmıştı.

Nişantaşılı zengin tekstilci 30 yaşındaki Kemal ile uzak akrabaları yoksul Keskin ailesinin 18 yaşındaki güzel kızı Füsun arasındaki aşkın 1975’ten günümüze uzanan hikayesini anlatan roman çıktı ama müzesi biraz geçikti. 2010’da açılması planlanan Masumiyet Müzesi’nin mimari proje detayları önceki gün Arkitera.com’da yayımlandı. Arkitera’dan Burcu Karabaş’a konuşan Prof. İhsan Bilgin, bir romanda kurgulanan mekanın dünyada gerçekleştirilen ilk örneği olan Masumiyet Müzesi’nin hikâyesini anlattı.

Kitabın sonundaki haritada işaretlenen Çukurcuma’daki ev müzeye dönüştürüldü mü?
İnşaatı tamamlandı. Açılmak için sergilenecek nesnelerin toplanmasını, sergilemeye ilişkin ince işlerin tamamlanmasını bekliyor...

Nasıl başladı çalışma?
1999 yılında Orhan büroma geldi. Yazmayı planladığı ‘Masumiyet Müzesi’nin hikayesini anlattı. Henüz yazılmamış hikayenin o gün için anlatılabilecek tüm ayrıntılarını birkaç saatte anlatıp bitirdikten sonra, bu müzeyi gerçekten yapmak istediğini söyledi. Müzeyi yapmak üzere aldığı apartmana götürdü beni. 60 m2 taban alanı üzerine oturan, 3 katlı, 3 cepheli küçük bir apartmandı.

Apartmanı gördüğünüzde ilk düşünceleriniz nelerdi?
Mimar olarak hiç düşünmediğim bir problemle yüz yüze geldim. Çünkü mimarlık pratiği gerçek mekânlar üzerinde işlem yapar. Mimarlığın gerçeklikle ilişkisini ne kadar zorlarsak zorlayayım, Orhan’ın önüme koyduğu problemin benzerini bulmak güçtü. Sadece mimarlık değil, edebiyat açısından da. Bildik edebi formları alt-üst eden şey, romanın bizzat mekânın kendisine müdahale edecek olmasıydı: Hayali edebi ortamda öyle yazılmış olduğu için bir apartman müze haline gelecekti.
Masumiyet Müzesi vakasını istisnai kılan toplayan ve teşhir eden öznenin dolayımlı varlığıdır: Evet, adres eninde sonunda Orhan Pamuk’tur. Ama ‘eninde-sonunda’. Çünkü bu nesneleri önce hayalinde, sonra da gerçekte bir araya getirmek için -onu kendi de yaratsa- bir başkasına, Kemal’e gereksinim duymuştur. Bildiğim kadarıyla tarihte gerçek bir müze kuran ilk hayali kahraman olacaktır o...

Nasıl başa çıktınız bu karmaşıklıkla?
Öyle bir proje yapılmalıydı ki, bina sıradan apartman yapısı olmayı sürdürmeliydi, hem de bu ilk görünen özelliklerinden beklenmeyecek bir hamle yapmalıydı. Orhan başta mekân düzeninin olduğu gibi muhafaza edilerek ‘enstelasyon’larla müzeye dönüştürülme fikrinde olmasına rağmen, bu kaygılara hak verdi. Binayı içten dönüştürme fikrinin Orhan tarafından benimsendiğinden emin olduktan sonra, bina kabuğunu ayakta tutup iç düzenini ters-yüz edecek mimari strateji zihnimde oluştu. Farklı dairelere bölünmüş apartman binası, iki yeni unsur aracılığıyla, binayı dikine kesen bir galeri ve bir merdiven ile içten bütünleştirilecekti. Parçalı bir mekân kurgusundan yekpare bir mekân kurgusu türemiş olacaktı. Merdiven sağır dördüncü cepheye yaslanacak, dairelerin ortasındaki servis grubu da boşaltılıp binayı merdivenden sonra bir kez daha dikine bütünleştiren bir galeriye dönüşecekti. Böylelikle apartman müzeleşecekti.

Bu süreçte Orhan Pamuk’un düşünceleri ne yöndeydi?
Orhan da severek benimsedi bu yeni kurguyu. Binanın içini tamamen yıktık. Sonra içine Zihni Tekin tarafından yapılmış statik projeyle yeni bir çelik iskelet inşa ettik. Binanın içi böylelikle galeri etrafında dönen ve merdivenle birbirine bağlanan yekpare bir sergileme alanına dönüşmüş oldu. Çatı katı Kemal’in müzeyi kurarken yaşadığı ve zeminindeki camdan müzeyi seyrettiği bir odaya, parselin arkasındaki küçük bahçeye açılan bodrum katı da müzenin kahvesine dönüştü.

Nesneler nasıl sergilenecek?
Başta radikal bir öneri sunmuştum. Her yer camlarla kaplanacaktı ve nesneler şeffaf sicimle tavanlardan sarkıtılacaktı. Bu öneriyi soyut buldu Orhan. Vurgunun nesnelerden ziyade mekâna yapılmış olması rahatsız etti onu. Sonuçta ben bu işin mimarıyım, sürecin kurucusu, yaratıcısı ve küratörü o.Konuyla İlgili Linkler

YorumlarYorum Sayısı: 74

Yazan: luminaAdamı zorla pes ettirdiler nihayetinde. Yazık.

Yazan: ayasofyaİptal olmuş... [B]Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, AKB Ajansı'nın desteğiyle açacağı Masumiyet Müzesi projesini geri çekti [/B]Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı'ndan gelecek 754 bin 500 TL ile kuracağı ve son romanının adını taşıyan Çukurcuma'daki "Masumiyet Müzesi" adlı projesini ajanstan geri çekti. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 2008'de yayımlanan aşk romanı "Masumiyet Müzesi" ile eşzamanlı olarak aynı isimde açmayı planladığı ve kitaptaki Kemal karakterinin aşkı Füsun'un hatıralarını canlı tutmak için biriktirdiği objelerin sergileneceği müze projesi 'müzelik' oldu. Pamuk'un bu proje için satın aldığı İstanbul Çukurcuma'daki Brukner Apartmanı'nın restorasyonu 2003'te bitmişti. Kitabın 574. sayfasında da müzenin bulunduğu yerin haritası ve giriş bileti yer almıştı. Müzeyi açmak için Alman mimar çift Brigitte-Gregor Sunder'in düzenleme çalışmalarını bitirmesini bekleyen Pamuk, Şubat 2009'da kurduğu "Masumiyet Vakfı" aracılığıyla da İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı'na başvurarak projeye mali destekte bulunulmasını talep etti. Ajans da projeye 754 bin 500 TL tutarında destek olunmasına karar verdi. FAİZİYLE ÖDEYECEK Ancak AKB Ajansı'nın projeye verdiği destek, diğer desteklenen projelerle beraber "2010 Yağma Başkenti" başlığıyla HABERTÜKK'te yer alınca ajans bütçesinin kullanımı konusunda tartışmalar yaşandı. Ajans ise projeye desteğini sürdürdü ve müzenin önümüzdeki temmuz ayında açılacağını ilan etti. Ocak 2010'a gelindiğinde iki taksitlik ödeme de yapılmıştı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Pamuk, AKB Ajansı Yürütme Kurulu'na bir mektup göndererek projeyi ajanstan geri çektiğini yazdı. Pamuk, mektubunda, şimdiye kadar alınan paranın da faiziyle birlikte geri ödeneceğini ifade etti. Ünlü yazarın ifadeleri karşısında şaşıran yöneticiler, Pamuk'un talebi yönünde hareket edilmesine karar verdi. Serkan Akkoç/Habertürk

Yazan: Selin BiçerNobel ödüllü yazarın yaklaşık 10 yıldır projelendirme çalışmalarını yürüttüğü Masumiyet Müzesi'nin hayata geçirilmesi için İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nda Genel Sekreter Yılmaz Kurt ev sahipliğinde geçtiğimiz cuma akşamı bir imza töreni düzenlendi. ilgili haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...

Yazan: luminaBu ara, Delft Üniversitesi tarafından 1988 yılında basılmış, Adolf Loos ve Le Corbusier'nin mekan konstrüksiyonlarını ve bu konstrüksiyonun elemanter yapılarını inceleyen "Raumplan versus Plan Libre" kitabını tekrar gözden geçiriyorum. Kitap içinde Beatriz Colomina'nın "On Adolf Loos and Josef Hoffman" başlıklı makalesi buradaki tartışmayı başka yönleriyle de tetikleyebilecek malzemeyi sunuyor. Makale genel olarak, Loos ve Hoffman'ın modern dünyada yaşayan bireylerde, iç ve dış (mahrem/özel ve toplumsal/kamusal) ayrımlarının yarattığı şizofrenik parçalanmayı fark ederek (olumlanacak bir kaynak görerek) mimarlık üzerinden bu parçalanma ya da yarılmayla yüzleşmeyi seçtikleri düşünme güzergahlarına işaret ediyor. Makale içinden seçtiğim bazı ifadelerin buradaki konuyla ilişkisini kurmaya çalışmak iyi olabilir. "Loos için, "dış"ı "iç"in deneysel sürekliliğinde görünür kılmak ümitsiz bir çabaydı. (Çünkü) her ikisi birbirine indirgenemeyecek sistemler. İç, kültürün, nesnelere dayalı tecrübenin mekanını konuşurken, dış medeniyetin yani enformasyonun dilini konuşur. İç, dışın ötekisidir; aynı şekilde enformasyonun deneyimin ötekisi olması gibi. (For Loos it was hopeless to try to render the outside in the experiential terms of the inside. They are two irreducible systems. The interior speaks the language of culture, the language of the experience of things; the exterior speaks the language of civilization, that of information. The interior is the other of the exterior, in the same way as information is the other of experience.)" "Artık sabitlenmiş ve ebedi olan, konuşan şeyler tarafından korun(a)mayan modern insan, kendini anlamı olmayan nesnelerle kuşatılmış bulur. (No longer protected by the fixed and the permanent, by the things that speak, he (modern man) how finds himself surrounded by objects without meaning.)... İç dünya ve dış dünya ikiliği maske(si)yle (sabitlenmiş, ebedi, kendisi konuşan) değil sadece öznenin kendisi tarafından üstesinden gelinebilir. Modern insan, sanatçı ve ilk(s)el gibi, kendi içsel dünyasına uzanarak ve kendi yaratımı sayesinde evrende bir düzen tesis edip içinde bir yer bulabilir. (The duality of inner self/outside world can only be overcome by the subject, not by his mask. The modern, like the artist and the primitive, can only restore an order in the universe and find a place in it by reaching within himself and his own creation.)" "metropolisteki mahrem mekan ile sosyal mekan arasındaki fark (the difference in the metropolis between the space of intimate and the space of the social)" Masumiyet Müzesi yapısı da sanki bu yarılmayla yüzleşme (ya da yüzleşmeme) üzerinden tartışılabilir; aynı zamanda romanın kendisi de. Aşk mekanını sosyal bir mekan olarak düşünecek olursak romandaki melodramatikmiş gibi görünen kurgunun tam da bu modern, nihilist ve içsel dünyaya yönelen ve aslında orada(n) varolan insan hali üzerinde kafa yorduğu tartışılabilir: önemli olan aşkın kendisinden çok o aşkın kayıtlarını tutan ya da tuttuğu varsayılan nesneler (materyaller). Bu nesneler sayesinde aşk mekansallaşırken bir yapı tipi olarak müzeyi de üretir hale geliyorlar.

Yazan: MrTSayın Beyhan Bolak Hisarlıgil, yüksek lisans tezi; "Romanlarda temsil edildiği biçimiyle edebiyatta kurgulanmış mekan bir inceleme çalışması: Kara Kitap, Orhan Pamuk", 2000

Yazan: Simla Sunay Ozdemir Zileli kızgınlığını romanı baştan şöyle bir özetini geçerek gösteriyor bence. Bir roman eleştirisi böyle olmaz ki. Bir kere kitap özetlenmez. Okuyucuya ayıptır. Edebiyat dersinde okuduğunuz kitabın özetini yazar gibi olmuş bence. . Zileli'nin metinde özet az yer almıştır. Asıl Cumhuriyet Kitap Eki'nde iki hafta boyunca tam bir özet okumuş olmalısınız. Kitap tanıtımı-eleştirisi mutlaka kitabın tümden olmasa da bir özetini, içeriğini verir. Zaten karşıt fikrini açıklamak için kitaptan alıntılarken otomatikman özet gibi veriler ortaya çıkar. Aksi halde, o kitap üzerine yeni bi deneme yazarak kendi yazarlık egosunu egemen tutmaya çalışıyor gibi algılanır kitabı eleştiren kişi. Özellikle olumlu yazıyorsanız, kitabın ve yazarın bir adım gerisinde, gizlice var olmanız gereklidir. Bir elçisinizdir yalnızca. 500'deyim. Ölmeden bitirmek istiyorum. Allahım bu kitap tıpkı bir gökdelen gibi. Çok tekrar var.

Yazan: alpartKitabı okuyan herkes hayal dünyasındaki sarı ayakkabıyı çizip göndersin,bence bunlar aydan aya değiştirilerek sergilensin.Böylelikle müzede bir devinim olsun ve okuyucular müzeye katkıda bulunsun.

Yazan: ayasofyaMerhaba, Açıkçası Çılgın Türkler'in, bir kitabı körü körüne satın almak ve hatta korsanını basmada ne derece "çılgın" olunabildiğini anladığım bir kitap olarak görmekteyim. Arkasından yine Turgut Özakman'ın Çanakkale Savaşı'nı konu eden romanı Diriliş'in ise gerçekten iyi olmadığını düşünüyorum. Onun yerine en ucuzundan, en değerlisine kadar Çanakkale Savaşı kitapları biriktiren biri olarak Siperin Ardı Vatan'ı ya da Erol Mütercimler'in Gelibolu adlı çalışmasını öneririm. Kısaca Lumina'ya katılıyorum Çılgın Türkler konusunda. İkinci husus ise. İlk eleştirilerimde (Ki Zileli'yi okumamıştım ancak adı geçince okudum) ben de Türkçe'ye takılmıştım. Tutarsızlıklara ve yabancılar için yazılmış olduğuna falan filan. Ama gelin görün ki, benim derdim "anlamamak" iken, Zileli bence fena "kızmış". Bunları şu örneklerde görebilirsiniz. "Ancak yine de okura daha insaflı davranıp, bu tutkuyu vermenin bunaltmayan yolları bulunabilirdi.." "Yalnız, hesaba katılmayan bir şey var, o da Orhan Pamuk’un edebi derinlikten yoksun anlatımı..." Remzi Kitabevi Sitesi'ni kenara bırakalım. Biz burada neyi tarışıyoruz. Bize kötü bir roman okuttuğu için Pamuk'a mı veriyoruz veriştiriyoruz. Ya da neden romanda gösterge'nin mekan olduğunu anlayamıyoruz diye hayıflanıyoruz. Doğal olarak İhsan Bilgin'in şerhlerine katılıp katılmamayı mı? Zileli kızgınlığını romanı baştan şöyle bir özetini geçerek gösteriyor bence. Bir roman eleştirisi böyle olmaz ki. Bir kere kitap özetlenmez. Okuyucuya ayıptır. Edebiyat dersinde okuduğunuz kitabın özetini yazar gibi olmuş bence. Ben forumda aman kimsenin roman okuma zevkini kırmayayım diye renklerden renk beğenirken hem de. Burada da Lumina'ya katılmak durumundayım. Ben dahil herkese ufak bir öneri rica ve önlem. Pamuk'un genel olarak bizi şaşırtan özensiz roman yazmasını değil müzenin mekan olgusuyle yoğurulması ve iki sanat dalının (mimarlık ve edebiyat) ilişkisini tartışmalıyız. Bence bu kurgu ve ilişkiyi Pamuk romanında ortaya koyamıyor. Bütün yük mimarın üzerinde kalıyor (bence), üzerine de objeleri sunmak için seçilen ilk düşüncenin kabul görmemesi de beni şaşırtıyor. Pamuk romanlarını çok severek okumayan biri olarak beğenmemek ile kızmak arasında fark olduğunu düşünüyorum. Genel olarak ROMANIN VE YAZARIN, HEM MİMAR HEM DE OKUYUCU OLAN BİZLERİ, İMRENDİRMESİ GEREKEN, MEKAN-METİN İLİŞKİSİ DENEYİNİN, TÜRKÇENİN ÖTESİNDE BAŞKA KURGU ÖZENSİZLİKLERİ yüzünden baltalandığını düşünüyorum. Sadece aradaki kurguyu hala anlamamış olduğum için sıkıntılıyım. Sormayın çok canım sıkkın bu konuda. Yoksa sevmeden roman okumaktan değil. Hatta bir ara bir sayfada yanlış bulacak mıyım diye elimde kurşun kalem ile okudum. Zevksiz de değildi. :):) Ama asıl ilgilendiğim konu bu değil. Yani bu kurgunun, ilişkinin ileriki sayfalarda kuracağı beklentimi kırmamıştı. İhsan Bey'in şerhleri dışında, Pamuk'a sırf bunun için ahdım vardır. Kızgınlığım yoktur. Pamuk'u okumak ya da okumamak benim için önceden de (Kar muhalefeti yüzünden) baklavayı fıstıklı mı cevzili mi sevmek kadar önemliydi. Baklavayı sevdiğimden çok sorun olmuyordu. (Beni tanıyanlar göbeğimi bilirler) Müzenin sanırım statik sorunları yüzünden kitapla aynı anda ziyarete açılmadığına üzülüyor ve 10 yıl sonraki halinin ne olacağını düşünüyorum sadece şimdi. Teşekkürler.

Yazan: Simla Sunay Ozdemir Masumiyet Müzesi'nde ise, Kemal ile Pamuk nedense çakışık, simetrik bir ilişki temsiliyeti içindeymiş gibi aktarılıp sonra da kızılıyor gibime geliyor bana. Orhan Pamuk başka biri, Kemal başka biri, ki kitap zaten bunu bütün çıplaklığıyla gösteriyor; buradaki İhsan Bilgin ile kitaptaki Mimar İhsan farkı gibi. Ben böyle bir karışım içinde olduğumu düşünmüyorum keza bir romanı yazmanın "temel" bir amacı vardır öyle ki bu amaçta kahramanlar yok olur ve yazarın fikri egemendir. Kemal'in varlığı altında pek çok Orhan Pamuk eleştirisi yapılıyor bu kolayca anlaşılıyor. Çılgın Türkler benzetmesi bana ve değerli editör Irmak Zileli'ye haksızlık ihtiva ediyor tam olarak kast bu değilse de. Bu ayrımı yapabilecek güçte okurlarız biz. Kötü bir örnek seçmişsiniz. Bir sanat eserine "kızmak" çok sığ bir davranış olur ve yine burada yaptığımız tüm mesai ve düşünce pratiğine, yazarken ortaya çıkan varsayımlara ve sorulara karşı haksız bir ithamdır.

Yazan: AZMİ AÇIKDİLUzun yazı ve yorumlardan sonra Sayın Ayasofya'nın ilk yorumuna gelindiğini (kitabı okumamıştı), yine Ayasofya Hocam'ın son yorumundan anlıyoruz (kitabı okumuş).
Zarfa bakıp mazrufu okuyabilen Hocam'ın, bu özelliğini eğitimciliğine mi vermek lazım ?
Yoksa, eğitimciliğine mi vermek lazım.

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.