Sıkı eğitimden geçmiş ve sıkı teçhizatlandırılmış BTGB Beyaz Türk Güvenlik Birimi'ni acilen oluşturmak gerekiyor. Bakımlı, sağlam bedene sahip olsa da, has ve asıl hiçbir Beyaz Türk böylesi aşağılayıcı bir işe gönül indirmez tabii ki. Bu nedenle Beyaz Türk Güvenlik Birimi için gerekli elemanlar dış kaynaklardan; varoşlardan, Kara Türkler'den devşirilecektir, mecburen.
Varoşlu Kara Türkler'den oluşan BTGB'nin temel görevi, şehre Beyazlar sahasına sızan rengi ve ruhu bozukları enterne etmek, etkisiz hale getirmektir. Kış ayları neyse de, yaz sıcaklarında bu karakavruk, çarpuk çurpuk varoş ahalisini zapt etmek imkânsızlaşmaktadır çünkü. Mangalı, piknik tüpü, ızgarayı, tencereyi, tavayı, domatesi, biberi, eti yüklenen sahil boylarına, Beyaz Türkler'in yaşama sahasına akın ediyor. Hem de aile boyu değil, sülale, kabile, mahalle boyu...
İşgal kuvvetleri komutanı kara kıllı erkekler, kadınlı kızlı, çoluklu çocuklu orduyu su kenarına indirir indirmez zafer sarhoşluğuyla anında 'sivil' vaziyete geçmektedir: Üstlerinde 'üniforma' niyetine ne varsa fora edip, kirli beyaz atletleriyle, kiri göstermeyen naylonlu kara donlarıyla vücut eylemektedir.
Güneş altında mangallı, ocaklı 'piknik mesaisi'nin ek ısısıyla kavrulacaklarını tecrübeyle bilen kadınlar kızlar, zaten ucuz sentetik kumaştan naylon- tişört, bluz, entari, eşarpla gelmişlerdir. Bunaldıkça dalarlar denize, üstlerindekiyle. Bir iki yaş üstü ve altıyla on yaş dolayındakiler 'çocuk' faslına girdiğinden, bacaklarındaki donla dalmaktadır kızgın kumlardan serin sulara... Boğulmamak için bellerine 'şambrel' denen otomobil içlastiği geçirmeleri şarttır tabii. Simit niyetine. Takmayanlar boğuluyor. Ondan sonra feryat, figân... Zaten gürültünün bini bir para!
İşte bu asla kabul edilemez duruma son vermek için gerekiyor Beyaz Türk Güvenlik Birimi. Görev yerleri İstanbul'un her iki yakasındaki sahil şerididir, boydan boya. Varoşlu Kara Türkler'i gördükleri yerde, enterne edip anında motorize kuvvetlere teslim edecekler. Sahil boylarında hazır bekleyen otobüs-TIR boyutundaki araçlar, kıyıdan toplanan Varoşlu Kara Türkler'i günün sonunda İstanbul Anadolu yakası, Kurtköy mevkiinde atıl durumdaki Sabiha Gökçen Havaalanı'na götürecek. Yine BTGB'ye tahsis edilen kargo uçaklarına nakledilen rengi bozuk varoşlu Kara Türkler, Afrika kıtasında rezerve edilmiş olan ait oldukları sahaya postalanacak.
Son zamanlarda sağda solda konuşulanların, gazetelerdeki bazı haber ve köşe yazılarının 'meali' kısaca bu. Büyükşehir Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi'nin paylaşamadığı Caddebostan Plajı'nın açılmasıyla söz konusu muhabbet daha da arttı. Yetkililere 'tedbir alın' çağrısı yapan köşecilere de rastlayınca, akıllarına gelse de bir türlü dile getiremedikleri 'tedbir'i anlatma gereği duydum.
O değerli büyüklerim, yaşları gereği benden daha iyi bilecektir, dehşetle dile doladıkları durum yeni değil. İstanbullunun 'mini mini valimiz' diye andığı Fahrettin Kerim Gökay, 50 yıl önce "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor" buyurmuşlar.
Onun halk-vatandaş ayrımı öylesine yerleşmiş ki, 27 Temmuz 2005 tarihli bir gazete haberinde aynen şu satırlara rastlıyoruz: "Caddebostan Plajlarına halk büyük ilgi gösteriyor. Ancak yıllardır burada oturanlar dertli mi dertli. Özellikle.. sahil bölümü sağlıklı yaşam için koşu, yürüyüş ve diğer aktiviteler yapan vatandaşlar için ayrı bir önem taşıyor."
Vatandaş Beyaz Türk, kendi sahasında rengi ve her şeyi bozuk 'halk'ı istemiyor. Bu kadar.








