6-7 Eylül 1955’teki yağma ve saldırılardan en çok burası etkilendi, azınlık yurttaşlar gitti. Boş evler önce işgalcilerin eline sonra Hazine’ye geçti. Bunların da bir kısmı satıldı, kalanlar ecri misil uygulamasıyla işgalcilere verildi. 1990’larda terör nedeniyle boşaltılan köylerin sakinleri de buraya yerleşti. Yani sosyal doku tamamen değişti. Eski zamanın seçkin muhiti kapkaç ve gasplarla gündeme geldi. Semtteki binaların yeni sahipleri ve işgalciler tarihi yapıları yıkmaya, değiştirmeye başladı. İstanbul’un merkezlerinden biri, tam bir çöküntüye dönüştü. Sonunda Beyoğlu Belediyesi semte el attı. Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Haziran 2005’te çıkarılan 5366 sayılı yasaya dayanarak bölgeyi "yenileme alanı" ilan etti. Şubat 2006’da Bakanlar Kurulu kararıyla işe başlandı. Bir yıl sonra projenin şartları tamamlandı. İhaleyi GAP İnşaat kazandı. Bülbül, Çukur ve Şehit Muhtar mahallelerini kapsayan proje için bir ekip oluşturuldu. Dokuz adadan oluşan proje alanı toplam 20 bin metrekare, alanda 278 bina yer alıyor. Tarlabaşı projesinde 54 mimar, şehir plancısı, akademisyen ve sosyolog çalışıyor. Bölgenin yeni yüzünü Tasarım Grubu şekillendirecek. Bu grupta 7 mimarlık şirketinden 9 ünlü mimar var. Mimarların her birine proje alanında belirli adalar verildi. Şu anda mezbelelik durumundaki bu adaların yeni şekli kağıt üzerinde ortaya çıktı. Projeler üç boyutlu hale getirilip sunumları yapıldı. Tarlabaşı Projesi’nin son hali Beyoğlu Belediyesi’nin Tünel’deki sergi salonunda sergileniyor. Belediye Başkanı Demircan, "Projenin nasıl olduğunu hem Tarlabaşı sakinleri hem de İstanbullular görsün ve itirazlarını, eleştirilerini bize iletsinler istedik" diyor.
280 binanın yer aldığı bölgede, en yüksek tarihi yapı baz alınarak binaların yükseklik sınırları belirlendi. Dar parsellerden 5-6 tanesi tarihi siluetleri korunarak içerden birleşerek inşa edilecek. Yeni yapılar için eskilerle uyumlu ama farklı tipte cepheler tasarlandı. Her mimar bu boşlukları kendine göre doldurdu./_np/5076/5925076.jpg
Tarlabaşı Halkı
Proje ekibindeki sosyologlar proje alanında yaşayanların sosyal profillerini yüzyüze görüşmelerle belirlenmiş:
Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler ağırlıklı. İkinci sırada Karadenizliler var. Az sayıda Rum, Ermeni ve Süryani yaşıyor.
Çoğunlukla katı atık toplamak, seyyar satıcılık, midyecilik gibi işler yapıyorlar. Çoğu sosyal güvenceden yoksun.
17-25 yaş arasında kalifiye olmayan işlerde çalışan veya işsiz 55 genç; 25 yaş üzeri işsiz veya kalifiye olmayan işlerde çalışan 60 kişi var. 25 yaş üzeri kalifiye işlerde (bankacılık, inşaat mühendisi, öğretmen, otomotiv sektörü vb.) çalışan genç sayısı ise 14.
80 çocuk ilköğretime, 20 çocuk liseye, 6 çocuk üniversiteye gidiyor.
Mülk sahipleri ne yapacak
Projenin en sorunlu yönü, ortaya çıkacak olan değerin paylaşımı. Bölgedeki pekçok mülk sahibi binaları işgalcilerin elinde olduğundan ne restorasyon yapabiliyor ne doğru dürüst kira alabiliyor. Mülk sahipleri anlaşma yaptıkları takdirde, yapının yeni halinin yüzde 42’sine sahip oluyor. Mevcut Kiracılar da TOKİ’den çekilişe katılmadan ev alabiliyorlar. İş yeri sahipleri, proje süresince yeni yerlerinin kiralarını proje merkezinden alabilecek. Konuyla ilgili sorunlar belediye, yatırımcı ve Tarlabaşı Derneği işbirliği ile çözülmeye çalışılıyor.
Tarlabaşı Proje Kurulu
Proje koordinatörlüğünü Nilgün Kıvırcık yürütüyor. Danışma Kurulu’nda ise Prof. Dr. Sercan Ögencik Yıldırım, Prof. Dr. Haluk Gerçek, Prof. Dr. Güzin Konuk, Dr. Sinan Genim, Orhan Demir yer alıyor.
Han Tümertekin (Mimarlık Yapı Tasarım)
İTÜ Mimarlık mezunu. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. 1986’da Mimarlar Tasarım ve Danışmanlık Hizmetleri AŞ’yi kurdu. 1992’den beri çeşitli üniversitelerde ders veriyor. 2004’te Assos’ta yaptığı B2 Evi ile Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandı.
Dr. Mehmet Alper (Tures Mimarlık)
İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Mimarlık mezunu, röleve restorasyon dalında yüksek lisans yaptı. Projelerinden bazıları: Diyarbakır Surları Koruma Projesi, Surp Giragos Kilisesi, Mardin Kasımiye Medresesi ve Kız Kulesi restorasyonları. Cibali Fabrikasının Kadir Has Üniversitesi’ne dönüşüm projesiyle Europa Nostra 2003 Diploma Ödülü’nü kazandı.
Kerem Erginoğlu (SDB Mimarlık)
Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni birincilikle bitirdi, yüksek lisans yaptı. Eğitimine ABD’de devam etti. Mesleki çalışmalarını Hasan Çalışlar ile sürdürüyor. Projeleri arasında Tuncel Ev, Harp Akademileri Kapalı Yüzme Havuzu, Suzuki Genel Müdürlüğü, Anadyr Kültür Merkezi var.
Hasan Çalışlar (SDB Mimarlık)
Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık mezunu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Tuncel Evi ile Ulusal Mimarlık Sergisi Yapı Koruma Sanatı Ödülü’ne, Harp Akademileri Kapalı Yüzme Havuzu ile Ağa Han ve Mies van der Rohe Vakfı mimarlık ödüllerinde Türkiye adayı oldu. Kerem Erginoğlu ile birlikte 2004’te AMV Genç Mimar Ödülünü aldı.
Hasan Kıvırcık (MTM Mimarlık)
Yıldız Mimarlık mezunu. Mimari Tasarım Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. 1990’da MTM Mimari Tasarım Merkezi’ni kurdu. Mimarlar Odası’nda görev yaptı. Projelerinden bazıları: Taksim (Lareks) Park Plaza Oteli, Beyoğlu Richmond Otel, Kazakistan Imsık Otel, Kozyatağı T0Y0T0 Plaza Binası Projesi.
Yavuz Selim Sepin (Sepin Mimarlık)
İDMMA Mimarlık Bölümü’ne girdi, son sınıfta Prof. Rolf Gutbrod’un davetiyle Almanya-Stuttgart’a gitti. Türkiye’ye dönüp diplamasını aldıktan sonra Stuttgart Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Orada Norwin Rummel ile büro açtı. Almanya’da birçok proje yaptı ve ödül aldı.
Cem İlhan (TeCe Mimarlık)
İTÜ Mimarlık mezunu. Londra’da Architectural Association School of Architecture’de yüksek lisans yaptı. Emlak Bankası toplu konutlarında çalıştı. Tülin Hadi ile birlikte TeCe Mimarlık’ı kurdular.
Tülin Hadi (TeCe Mimarlık)
İTÜ Mimarlık mezunu. Turgut Cansever’in bürosunda işe başladı. 1994’ten bu yana Cem İlhan ile çalışıyor. CNNTurk’te Design 360 programını yaptı ve sundu. Bu yıl XI. Ulusal Mimarlık Ödülleri ve Sergisi jüri üyeliğine seçildi.
Fatma Nuran Karakaş (Duru Mimarlık)
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. 2005’te Duru Mimarlık Bürosu’nu kurdu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi.
Konuyla İlgili Linkler
- Arkiv'de Han TümertekinArkiv'de Kerem ErginoğluArkiv'de Hasan ÇalışlarArkiv'de Yavuz Selim SepinArkiv'de Tülin HadiArkiv'de Cem İlhan
Yazan: ybdAşağıdaki basın açıklaması gösteriyor ki rank birilerini fena halde kudurtuyor ve insanları artık ne polis ne itfaiye ne zabıta zoruyla, artık silah zoruyla susturmaya çalışıyorlar.
Fener-Balat Ayvansaray Projesi'nin müteahhiti de, belediye de, oradan mal toplayan belli şahıslar da sanık durumundadır artık. Umarım 'terörle mücadele' ekiplerinin soruşturması bir yere ulaşır.
FEBAYDER BAŞKANI HASAN ACAR’IN EVİNE SİLAHLI SALDIRI…
18 Ekim 2010
14 Ekim 2010 Perşembe gece saat 11.37’de Derneğimizin başkanı Hasan Acar’ın evine yüzü maskeli bir grup tarafından ateş açıldı. Vodina caddesinden gelerek apartmanın alt dükkanına önce silahla ateş açan maskeli grup sonra taşlarla camları kırdı. Bu arada oturduğu dairenin altında ofisi olan Hasan Acar, ofisteki kamera kayıtlarına bakmak ve saldırganları teşhis etmek için bir ara alt kata indi ve kamera kayıtlarını incelemeye başladı. Bu esnada olayın üstünden daha 15 dakika bile geçmemişti ki saldırganlar tekrar döndüler ve bu kez de apartmanın dış kapısını tekmelemeye başladılar… Bir süre sonra olay yerine terör masasından, asayişten değişik masalardan 30 kadar polis geldi ve Hasan Acar ve ailesinin, ayrıca aynı binada oturan yine FEBAYDER Yönetim Kurulu Üyesi olan Meriç Küçükvar’ın ifadesini aldı… Bu olayın sebepleri şu an polis tarafından soruşturuluyor ve eninde sonunda suçluların yakalacağına da şüphemiz yok. Ama buradaki temel sorun suçluların yakalanması değil, bir dernek başkanının ve yönetim kurulu üyesinin ve dolaysıyla da yaşadığı mahallede birileri tarafından tehdit edilmesi ve mahalle sakinlerinin huzurunun birileri tarafından kaçırılması… Merak ediyoruz o birileri kimdir ve Hasan Acar ve Meriç küçükvardan ne istemektedir; bunun Fatih belediyesinin Temmuz 2007’den itibaren Kentsel dönüşüm adı altında uygulamak istediği Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi ve FEBAYDER’in buna karşı verdiği mücadele ile bir ilgisi var mıdır?! Eğer varsa uzlaşma anlaşma yerine yıldırma, kaba kuvvet kullanma, hatta silahlı saldırı yoluyla mahalleliyi canından bezdirme yoluyla bu projeleri uygulamaya çalışmak hangi kamu vicdanına ve hukuk devleti anlayışına sığmaktadır? Hatırlanırsa bu Dernek başkanımız Hasan Acar’ın evine yapılan ilk saldırı da değildir. ‘Evime Dokunma’ yazılı afişimizi Hasan Acar’ın evinden sarkıttığımızda da benzer bir saldırı gerçekleşmiş ve kaba kuvvet ve güç kullanma yoluyla afişler sayın Acar’ın binasından itfaye yolu ile indirilmişti. Bir mahalleli evinde, mahallesinde huzur içinde, dayanışma içinde yaşarken birilerinin aklına bir proje esiyor ve ‘buralar çok değerlendi ne güzel lüks binalar yapalım, bu halkı burdan gönderip parası olana satalım’ diye birileri karar veriyor ve bir anda bütün mahallede hayat değişiyor; o günden sonra bütün mahalleli her gün evlerini kaybetme endişesi içinde yaşamaya başlıyor; mahalle de yabancılara karşı bir kuşku, tepki oluşuyor zamanla; çünkü kendilerinin yerine sırf daha çok paraları var diye başkalarının buralara getirilecek olmasını hazmedemiyor mahalleli… Belediye en küçük faaliyette terör estiriyor, dernek başkanının kapıları tekmeleniyor, silahlar çekiliyor… İnsaf ya burası neresi, orman kanunları ile yönetilen eski çağ devletlerinden biri mi? Orada bile insanların evlerine ve mahallelerine el koymak için bu tür kaba yöntemlere, işkencelere başvurulmazdı emin olun… Halka bu şekilde eziyet edilmezdi…
Fener-Balat-Ayvansaray halkı olarak son sözümüz şudur; baskılar, saldırılar, caydırma politikaları hiçbir şey bizleri burada, mahallemizde, evlerimizde yaşamaktan vaz geçiremiyecektir.Mücadelemize her koşulda devam edeceğiz…
FEBAYDER YÖNETİM KURULU…
Yazan: ferdi ihatırlarsanzı projenin maketininde yapıp beyoğlu belediyesine koymuşlardı 1-2 ay kaldı ancak. sonra hemen kaldırdılar tepkiler görülünce. ne güzel bir öneridir o; cepheperi korur gibi yapıp mevcut herşeyi yıkmak, istiklale açılan kapılar ama tarlabaşı tarafına açılmayan sahte kapılar...
bu projeleri yapanlar da mimar ...
etik filan nerdeee,iktidar-para nerde hemen orya koşulur tabi.. koşmayan istemezükçü olur.
Yazan: ybdYbd notlar için teşekkürler!
Sunumda Kerem Erginoğlu yok muydu? O yorum yaptı mı? Yoksa sadece Hasan Çalışlar mı vardı?
Durumu daha iyi anlamak için soruyorum.
Kerem Erginoğlu da vardı, ama özellikle Tarlabaşı Projesini Hasan Çalışlar sundu. Hatta Kerem Bey sunmak istemiyor ve yorum yapmak istemiyor gibiydi. Hasan Bey ise kaç zamandır gelen eleştirilere kimse soru sormadan cevap vererek içini dökmek istedi sanırım. : )
'Proje sürecinde bölgeye giremedik, 'garip' bir topluluk yaşadığı için binaları analiz edemedik daha sonra kolluk kuvvetleri yardımıyla rölöve aldık' sözlerini de Kerem Bey söylemişti yanlış hatırlamıyorsam, bir önceki mesajımda Hasan Bey söyledi gibi anlaşılıyor.
Yazan: saitali köknarYbd notlar için teşekkürler! Sunumda Kerem Erginoğlu yok muydu? O yorum yaptı mı? Yoksa sadece Hasan Çalışlar mı vardı? Durumu daha iyi anlamak için soruyorum.
Yazan: ybdErginoğlu-Çalışlar bugün (8 Mart 2010) İTÜ'de bir sunum yaptı. (http://www.arkitera.com/e3338-erginoglu-&-calislar-konferansi.html) Sunumun sonuna yaklaşırken Hasan Çalışlar 'Hadi biraz tartışalım' diyerek Tarlabaşı projelerini sunmaya başladı. Kendisi de projenin avan proje olduğunu, kurul kararlarıyla değiştiğini ve kendilerinin de ofiste projeyi çok tartıştıklarını söyledi. Soru-cevap bölümünü bitirirken de 'Bugün bunu yaptık, ama 10 yıl sonra şartlar daha uygunlaştığında başka türlü yaklaşabiliriz' demelerinden projeden kendilerinin de tamamen tatmin olmadıklarını ve çeşitli baskılar altında olduklarını (kurul, belediye, yüklenici, yatırımcı, stk'lar, vs.) anlıyorum. Projelerini tartışmaya açmaları dahi beni memnun etti. Sunum boyunca 'buranın hakiki sahipleri bu insanlar değil' sözünü en az 20 kere kullandılar. Buranın 'hakiki' gayrimüslim sahiplerinin 55'lerde gittiğini, yerine günümüzde PKK yanlısı, çingene, uyuşturucu satıcısı insanların yerleştiğini söylediler. (Proje sonası yerleşecek sahiplerin 'hakikilik' değerini soracaktım, soramadım.) 'Tek tek bina restore etmeye kalksaydık otopark ve diğer fonksiyonları yerleştiremeyecektik. Bu da bizi korumamaya itti' dedi Hasan çalışlar. Bunun için tescilli yapıların cephelerini koruduklarını, askıya alacaklarını, cepheyi bir bütün olarak yenilediklerini anlattı. Herhangi dikdörtgen, avlulu bir toplukonut tipinin cephesine korunuyormuş gibi yapılarak, veya pazarlanabilirlik değerini artırmak için korunarak yapıştırılan tarihi cepheleri korumasalar da olabileceğini söyledi bir izleyici. :] Burada oturan mahalleye yürüyerek gelemeyen jipli yeni sakin otoparka girip, oradan evine çıkacak, iç avlusuna bakarak yaşayacak, karşı cephedeki dönüşmemiş binalara bakan pencerelerini sıkı sıkı kapayacak, o 'korunmuş' cephedeki kapılar aslında kullanılmadığı için o kapılardan çıkıp bakkala gidemeyecek... Hasan Çalışlar'ın dediği gibi bölgenin kent için oluşturduğu büyüüük suç potansiyelini yok etmeye yardım etmekten çok bu kadar çevresi ile tezat ve radikal bir müdahale ile daha büyük gerilimler yaratacak. Hasan Bey cevap olarak özetle projenin bağlamdan kopuklaştığının doğru olduğunu, tarihi cephelerdeki kapıların bir kısmının ticari birimlere giriş olacağını, kurulun avan proje sonrası elde edilen rölövelerle birçok yapının plan şemasının da korunması kararı aldığını, projenin değişeceğini, dönüşüm bölgesinde olmayan sokakların da proje ile kendiliğinden pahalılaşacağını ve 'işgalci, son 3-5 yılda gelmiş' kesimin burayı terk edeceğini, aradaki uçurumun azalarak bu bölgelerin de belki 10 yıl sonra benzer projelerle dönüştürüleceğini söyledi. O zaman yaptıkları projenin bağlamını bulacağını ve belki o zaman başka bir ada için proje üretmeleri istense daha farklı yaklaşabileceklerini söyledi. Ha, bir de 'orada yaşayan insanlar binalara odalar eklemiş, çatıyı değiştirmiş, cepheyi sıvamış, içinde yaşayabilmek için binaları mahvetmişler. Bu şekilde durmalarındansa sadece cephelerinin korunması yeterlidir' dediler ki sesimi çıkaramadım. Gık dedim. Tüm bunları söylerken araya sıkıştırdıkları '3-5 yılda gelmiş işgalcinin hakkını mı koruyalım malsahibinin hakkını mı koruyalım? Türkiye'de zaten bugüne kadar devlet hep zenginleri ezdi, vergiyi hep İstanbullular'dan aldı, işgalciler istediği yeri çevirip binasını dikti.' gibi not alamadığım onlarca cümle projenin sosyal-ekonomik boyutları hakkında soru sorma isteğimden vazgeçirdi beni. Cevaplarını önceden verdi. Son bir not da proje sürecinde bölgeye giremediklerini, 'garip' bir topluluk yaşadığı için binaları analiz edemediklerini, daha sonra 'kolluk kuvvetleri' yardımıyla rölöve aldıklarını söyledi. Ben girebiliyorum vallahi kolluk kuvvetsiz. Belki de 'güç' irite ediyordur mahalleliyi.
Yazan: mimarözgekesinlikle katılıyorum. :) Erginoğlu-Çalışlar Mimarın Mutfağı toplantısında şöyle bir yorum yapmış: ''Tarlabaşı Projesi'nde bulundukları için adlarının kötüye çıktığından bahseden Çalışlar, aslında burdaki sosyal ve fizikzel dokunun, kent için büyük suç potansiyeli taşıdığı ve bu durumu düzeltmeye katkıda bulunmak istediklerini söyledi. Tarlabaşı'nda bir yapı adasında çalışan ikili, tamamen yıkılacak, yenilenecek ve onarılacak binaları tespit ettiklerini ve çalışmalarının sürdüğünü belirttiler.'' "Türkiye'de Mimarlar Yapabilecekleri Kadar Çok Kaliteli Yapı Yapmalılar" Sosyal ve fiziksel dokunun kent için taşıdığı büyüüük suç potansiyeli mimarlık yolu ile düzeltilebilir mi? İnsanları şehir dışına itekleyip, bölgeyi üst gelir guruplarına pazarlayarak iteklenenleri gerçekten potansiyel suçlulara dönüştürmeye yardımcı olabilirsiniz belki. Tony Gatlif (yönetmen, müzisyen, tanrısal kişi) Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'i ziyaretinde şöyle demişti: ''İspanya'nın Sevilla kentinde romanlar yaşadıkları yerlerden alınarak belediye başkanı tarafından başka bir mahalleye taşındı. Bu mahallede öyle büyük sorunlar yaşandı ve suç oranları o kadar arttı ki, artık polis bile buraya giremez hale geldi. Romanya'da Çavuşesku döneminde de aynısı yapıldı ve ortamlarından başka bir yere taşındılar. Sonuç yine aynı oldu ve hapishaneler romanlarla doldu taştı.''
Yazan: ybdErginoğlu-Çalışlar Mimarın Mutfağı toplantısında şöyle bir yorum yapmış: ''Tarlabaşı Projesi'nde bulundukları için adlarının kötüye çıktığından bahseden Çalışlar, aslında burdaki sosyal ve fizikzel dokunun, kent için büyük suç potansiyeli taşıdığı ve bu durumu düzeltmeye katkıda bulunmak istediklerini söyledi. Tarlabaşı'nda bir yapı adasında çalışan ikili, tamamen yıkılacak, yenilenecek ve onarılacak binaları tespit ettiklerini ve çalışmalarının sürdüğünü belirttiler.'' "Türkiye'de Mimarlar Yapabilecekleri Kadar Çok Kaliteli Yapı Yapmalılar" Sosyal ve fiziksel dokunun kent için taşıdığı büyüüük suç potansiyeli mimarlık yolu ile düzeltilebilir mi? İnsanları şehir dışına itekleyip, bölgeyi üst gelir guruplarına pazarlayarak iteklenenleri gerçekten potansiyel suçlulara dönüştürmeye yardımcı olabilirsiniz belki. Tony Gatlif (yönetmen, müzisyen, tanrısal kişi) Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'i ziyaretinde şöyle demişti: ''İspanya'nın Sevilla kentinde romanlar yaşadıkları yerlerden alınarak belediye başkanı tarafından başka bir mahalleye taşındı. Bu mahallede öyle büyük sorunlar yaşandı ve suç oranları o kadar arttı ki, artık polis bile buraya giremez hale geldi. Romanya'da Çavuşesku döneminde de aynısı yapıldı ve ortamlarından başka bir yere taşındılar. Sonuç yine aynı oldu ve hapishaneler romanlarla doldu taştı.''
Yazan: ybdGerçekten anlamadığınızı varsayarak anlatayım. GYODER, adı üzerinde gayrimenkul yatırımları üzerine kurulu bir dernek. Daha açıkça arsa üretimi, konut-gayrimenkul üretimi, fırsat geliştirme, gayrimenkul ve kent pazarlama gibi konular faaliyet alanları içinde. 5366 sayılı Yenileme Yasası hazırlayanların deyimiyle '40-50 m2 alanda birşey yapamıyoruz, bu eski binaların parsellerini birleştirip içini yıkalım, cephelerini koruyalım, bütün adayı yeraltı otoparkları ile birbütün olarak inşa edelim' mantığına dayalı. Dönüşüm Yasası belediyelerin elini bu konuda güçlendirmek, İmar Hakları Transferi Yönetmeliği de parselleri toplayıp birleştirmeyi kolaylaştırmak için yapılıyor. E bir de programa yeni fırsat alanları eklenmiş. Sonuç: Sevgili yatırımcılar, müteahhitler, mimarlar, sizlere yasalardaki incelikler ile bir bölgeyi hangi bahanelerle kentsel dönüşüm alanı ilan edip, parselleri nasıl toplayıp, adaları tek bir bütün haline getirip, tarihi yapıları yıkıp, içine 'tarihi cepheler' yapıştırılmış monobloklar yapabileceğinizi anlatacağız diyorlar. Sosyal boyuttan hiç bahsetmedim bile. Bunun neresinden memnun olayım? Hayır efendim illa tarihi yapıları yıkıp tek bir bina yapmak zorunda değiller, burda ne güzel yatırımcılara kentsel dönüşümün yasal boyutları ve fırsat alanları anlatılıyor, ne güzel insanalr artık eski-yeni çöküntü alanlarını düzeltmek için yatırıma teşvik ediliyor diyebilirsiniz. Fakat yatırımcı ve müteahhid inşaattan kazancını artırmak için maksimum yıkım, maksimum parsel birleştirme, maksimum kat çıkma, maksimum yeraltı otoparkı ister doğal olarak. Anlatılan yasa ve fırsat alanlarında da imar yönetmeliği ve planı dıişında bir sınırlama yok. Tarlabaşı ve Fener-Balat-Ayvansaray projelerini gördük. Tarihi yapıların sadece cepheleri 'korunuyor'. Planı kurul zoru ile korunan çok çok az yapı var. Cephedeki kat farklılıklarının oluşturduğu ritm, tüm yapıların (daha doğrusu yapı cephelerinin) üzerine gerektiğince eklenen katlar ile tek bir seviyeye çıkartılıyor. 2 katlı bir yapı da 4 katlı bir yapı da kat ilaveleri ile 5-6 katlı oluyor. Ben bu durumda iyimser olamıyorum :]
Yazan: Omer YilmazNe gibi bir kötümser tablo çıkıyor?
Yazan: ybdProgram
1- Yeni Kavramlar
o Kentsel Dönüşüm ve Yenileme
o Kentsel Gelişim Strateji Çerçevesi
o Uzlaşma Yönetimi
2- Yeni Yasal Düzenlemelerin Sunduğu Fırsatlar
o Yenileme Yasası (5366)
o Dönüşüm Yasa Taslağı
o İmar Hakları Transferi Yönetmelik Taslağı
3- İstanbul Metropolitan Merkezi (IMP) Planlama Çalışmaları ve Yeni Fırsat Alanları
o Yeni Fırsat Alanları
o Yeni Projeler
4- Uzlaşma Yönetimi Yapılan Örnek Projeler
o Tarlabaşı Yenileme Projesi
o Kartal Kentsel Dönüşüm Projesi
5- Soru - Cevap
Yukarıdaki program ve GYODER (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği) yanyana gelince ortaya çok iyimser bir tablo çıkmıyor. Eğitim kimlere ve ne için veriliyor?
Bütün yorumları forumda okuyun!








