Agaoglu My Office 212

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Emek Sinemasi

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

İstanbul’a yazık

Tarih: 3 Nisan 2008 Kaynak: Hürriyet Yazan: Yalçın Bayer
TBMM’de İstanbul’la ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile CHP İstanbul milletvekilleri arasında önceki gün hayli ilginç tartışmalar yaşandı.

CHP Milletvekili Çetin Soysal, gündem dışı konuşuyor: "Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak ranta kurban ediliyor; orada bir yoğunluk içerisinde yeni bir Kongre Vadisi yapımıyla... İktidarla belediyenin kol kola İstanbul’a yaptıkları ihanetler zincirine yeni bir halka daha ekleniyor. Kenti yağmalıyorlar; tiyatro sahnelerini yıkıyorlar, kenti yoğunlaştırıyorlar. İstanbul 2 Numaralı Koruma Kurulu, burayı sit alanı ilan ediyor ama ne oluyorsa oluyor, üç beş ay sonra aynı kurul kararını değiştiriyor, projeye onay veriyor. İhale yangından mal kaçırırcasına jet hızıyla yapılıyor. Mimarlar Odası, Şehir Tiyatrosu dava açıyor ama belediye hukuka saygılı değil. Hukuk, belediyenin yıkımını durduramıyor. Muhsin Ertuğrul’u yıkan anlayış kenti yoğunlaştıran anlayıştır; kenti yoğunlaştıran anlayış da rant anlayışıdır. Soruyorum, bu ihale hangi usulle yapılmıştır? İhaleyi hangi şirket almıştır, ihale bedeli ne kadardır.

Su Sarnıçları
İstanbul kültür kenti olmaktan çıkartılıyor. UNESCO’nun bu konuda uyarıları var. Tarihi miras listesinden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Verdiğim soru önergeleri ile ilgili örnek vermek isterim: Dubai kuleleri, Haydarpaşa yüksek katlı binaları, Galataport, Haliç köprüsü projelerinin, Four Seasons Oteli’nin genişletilme çalışmaları; bunların her biri bizi tarihi kültürel miras listesinden çıkarma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Şimdi de buna Muhsin Ertuğrul ekleniyor. Bu bizi 2010 Kültür Başkenti olarak sıkıntıya düşürecektir. İstanbul’un kültürel dokusuna, kenti yoğunlaştırarak deprem, trafik gibi sorunlarına çözüm bulmayarak da ihanet ediyorsunuz. İstanbul’da yaşayan bir insan olarak İstanbul’daki plan tadillerini biliyorum. Su sarnıçlarının üzerine nasıl kültürel ihanetin yapıldığını biliyorum, bunları görüyorum. Ne yazık ki İstanbul’a yazık ediyorsunuz."

’Bekle Bizi İstanbul’
Çetin Soysal konuşmasının sonunda "Şiiri çok seven bir grupla karşı karşıya olduğumuz için, Başbakan da sevdiği için..." diyerek Vedat Türkali’nin ’Bekle Bizi İstanbul’ şiirinin bazı dizeleri ile sözlerini tamamlıyor:

"Boşuna çekilmedi bunca acılar
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul
Haramilerin saltanatını yıkacağız
Bekle o günler gelsin İstanbul."

(Onur Akın’ın bestelediği bu şarkı Edip Akbayram tarafından ünlendi.)

UNESCO’nun uyarısı
Bakan Günay, UNESCO’nun İstanbul’la ilgili uyarıları için özetle diyor: "Anadolu’nun her tarafında çok yoğun ve içtenlikli bir gayretimiz var. Bu çerçevede, UNESCO’nun dikkati de bizi fevkalade sevindiriyor. UNESCO’nun dikkatini aynen paylaşıyoruz. Her noktayı adım adım biz de izliyor ve gözlüyoruz. Dünyanın önüne 2010’da İstanbul’u fevkalade güzel yüzüyle, tarihine, doğasına yakışır biçimde sunma konusunda çok ciddi bir gayret ve kararlılık içindeyiz."

Operayı kim yaptı
Bülent Ecevit’in adını Kartal’da bir tiyatroya verdiklerini anlatan Günay, Kadıköy’deki Süreyya Operası’nın büyük ölçüde özel idarenin emlak vergisi kaynaklarıyla yapıldığını söylüyor; CHP’li Özyürek ise "Yatırım belediye tarafından finanse edilmiştir" diye karşı çıkıyor. Bakan da, bu rakamı resmi belgeleriyle açıklayacağını söylüyor.

’Haramiler İktidara Geldi’
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, CHP’li Soysal’ı yanıtlamak üzere söz alıyor: "Herkes müsterih olsun. Türkiye’de bir süreden beri, her alanda haramilerin saltanatını yıkıyoruz" dediğinde, CHP’li Mustafa Özyürek "Ne kadar iddialı laflar" diye müdahale ediyor. Sözlerini "Haramilerin saltanatını yıktığımız için de olur olmaz sesler geliyor" diye sürdürünce Özyürek şöyle diyor:

"Haramiler iktidara geldi."

Günay adını anmadan eleştirilerini eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yöneltiyor: "İstanbul bomboşken, İstanbul’un her tarafı çim sahayken neredeyse, Dolmabahçe Sarayı’nın arkasına stadyum yapan..." diyor. Soysal "Yapma bunu, yazık edersin..." diye çıkışıyor.

Günay devamla, "1945 yılında ve sonra adını Atatürk’e nazire olsun diye ’İnönü Stadyumu’ koyan anlayışın..." dediği anda Soysal tepkisini "Kendine ihanet ediyorsun; geçmişine saygısızlık ediyorsun. Yakışmıyor bu sana..." diye sürdürüyor. (Lütfi Kırdar’ın Valiliği’nde, Dolmabahçe’deki stadyumun planları mimar Vietti Violi, mimar Şinasi Şahingiray ve mimar Fazıl Aysu tarafından hazırlanıyor. 1941’de temeli atılıp, 1947’de açılan stadyuma ilk önce İnönü, 1952’de DP döneminde Mithatpaşa, 1974’te Ecevit döneminde, vefatı üzerine yeniden İnönü adı veriliyor. Beşiktaş’a kiralandığından dolayı stadın yeni adı ’BJK İnönü’ oluyor. Bulunduğu semtten dolayı Dolmabahçe Stadı olarak da söyleniyor. Y.B.)

İyi-Kötüyü Ayıralım
Günay "Konuşurken yapıcı bir mantık içinde, iyi ile kötüyü birbirinden ayırarak değerlendirme yapalım" diyerek sözünü Muhsin Ertuğrul’a getirirken, Mustafa Özyürek "Meteoroloji arsasını (Kadıköy) konuşalım", Çetin Soysal da "Yoğunluk kazandırıyorsunuz" diye laf atıyorlar. Buna Günay "Hiçbir yoğunluk kazandırılmıyor. Büyükşehir’in planı ortada, koruma kurulları, idare mahkemeleri ortada..." diye yanıt verirken, Habitat’tan bu yana Kongre Vadisi tartışmalarının sürdüğünü hatırlatıyor. Soysal "Yeri orası değil" diyor. Günay "2010’da İstanbul’un taşıyacağı yoğunluk da hesaplanarak olabileceği kadar yeraltları değerlendirilmeye çalışılarak, oteller ve mevcut kongre merkezleriyle bağlantısı değerlendirilerek bir proje geliştiriliyor. İddiayla söylüyorum. Lütfi Kırdar’ın siluetini aşmayacak biçimde bugünkü Muhsin Ertuğrul..." diyor. Soysal’ın "Yoğunluk kazandırıyor" diye iddiasını sürdürmesi üzerine Bakan şöyle devam ediyor:

Yerin Altı-Üstü
"Yerin üstüne çıkmayın, yerin altına çıkmayın... Bu memlekette iyi bir şey yapılmayacak mı yani?"

Bakan Günay, yoğunluğun artırılmadığında ısrar ederken, bu yere salonu, fuayesi, sergi salonları, kütüphane ve idari bölümleriyle modern Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun İstanbullulara armağan edileceğini bildiriyor.

Soysal bu kez "Ulaşım ve yoğunluk" diye müdahale ediyor.
YorumlarYorum Sayısı: 53

Yazan: Aslı Özbayne yazık ki harbiye'de mimari açıdan kayda değer, çağdaş bir sanat kompleksi yapma fırsatı da kaçırıldı... kaçan kimbilir kaçıncı fırsat bu. sanal forumlarda ya da medyada çırpınan birkaç duyarlı isimle yakalanamıyor bu tür fırsatlar maalesef! oysa konu 2007'den beri tartışılıyor. bu sürede pekala nitekili bir projeyle nitelikli bir yapı elde edilebilirdi. ama hayır, rutin kendini gösterdi ve bu önemde bir kamu yatırımı, 'belediye başkanının yakını' (?) bir mimara ve neredeyse müellifin kaşını/gözünü tarif eden bir şartnameyle (forumun başında cem ilhan gayet açık belgelemiş) verilebildi... "bu yatırımı buraya değil şuraya yapın" çırpınışlarının bile konuşulamadığı bu süreçte, proje/bina kalitesi tartışmanın zamanı da çoktan kaçmış durumda. soru: mart 2008 bildirisine imza atan oda (ya da dernekler) ihale şartnamesine -hadi geçtim dava açmayı - "resmen" itiraz ettiler mi? bu sorunun yanıtını umarım yaklaşan genel kurul'un çalışma raporunda buluruz.. eğer hukuki yolları nitelikli kamusal mekanlar elde etmeyi sağlayacak şekle dönüştüremezseniz, bunu kendinize "öncelikli" uğraşı alanı olarak belirlemezseniz, olacak olan budur. bununla da örgütler uğraşır. eğer meslek ortamını perişan eden KİK'nu düzeltecek girişimleri ısrarla sürdürmezseniz, idarelerin keyfi icraatlarını hukuken izleyip önleyici eylemler düzenleyemezseniz, "tüm kamu yapıları yarışmayla elde edilsin" vb politikalar için sürekli bir diplomasi gayretini, yapacaklarınızın 10. sırasına bile yerleştirmezseniz... yani asıl işlerinizle uğraşmayıp, buna karşılık topluma her fırsatta "irtica geliyor dikkat" mesajlarını verecek ve sonuçta da defalarca mahçup düşeceğiniz bildirilere balıklama atlarsanız... 'atı alan üsküdarı geçer' ve siz de (meslek camiası ve temsilcileri olarak) hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem işinizin ehli olmadığınızı cümle aleme ilan etmiş olursunuz, hem de sonuçlandırılabilecek potansiyel projeler için güvenilirliğinizi yitirirsiniz. bu, ülke yöneticilerine "rağmen" meslek ortamının üstesinden gelmek zorunda olduğu bir sorun. ve bu seviyeye gelemedikçe, muhsin ertuğrul tiyatrosu gibi birçok vakayı hüzünle izlemekten başka çaremiz olmayacak.

Yazan: luminaKendini rakamsal büyüklüklerin büyüsüne fazlaca kaptırmış bir zihinsel ortaklık var karşımızda. Genel olarak AKP belediyelerinin yaptıkları işleri tanımlamada kullandıkları dilsel çerçeve bir "büyüklük şiddeti" çağrıştıracak rakam eşitlemelerine yaslanıyor. Örneğin, 1km değil 1000 metre gibi. Çok kaba ve hızlı bir analojiyle bunu şöyle tanımlayabiliriz belki: 60'lar mühendis ideolojisiyle tanımlanabiliyorsa, 90 sonrasını da "müteahhit ideolojisi" içinden anlamlandırmaya çalışmak (geçici ve sansasyonel) kısmen mümkün. Yani, iş yapma yeterliliğini, ehil olduğunu m2 birimin önünde yazan rakamın şişkinliğine sıkıştırmış bir kalabalık grubu konuşuyoruz aslında. Mekan üzerinde söz, fikir vs üretmek değil de mekana kurulu bir kontörü mümkün olduğunca kalabalık rakamlar ile tanımlama hali. İşi veren ve işi alan arasındaki bu mutabakat mekana müdahalenin sınırlarını ancak bu dar kapsama sıkıştırıyor. Öte yandan bu sıkışmışlığa muhalafet ediyor gibi görünen itiraz da aslında mekana dar bir nitelik talebinden çok bir takım soyut temsiliyetlerin tehlikeye girdiği endişesinde görünür oluyor. Bu türden muhalafetin derdi de mekanın niteliğinden çok, mekana içkinmiş gibi düşünülen temsili değerlerin hırpalanmaması, yani olduğu gibi kalması talebinde yoğunlaşıyor. Bu arızalanma sadece mimarlık eğitiminden çok toplumsal organizasyonumuzda ortaya çıkan dil, algı, program vs. gibi çok saçaklı aralıklara sirayet eden bir "düşünmeme" kültürüyle alakalı galiba. Fikir-mekan fakirliği kendini en kolay malzeme-kaynak zengini görüntülerle hokuspokusluyor. Cepteki kağıt sayısının ya da bankadaki dijital rakam kalabalığının kendisi yaşantıya yönelik tek nitelik bağlantısı gibi satmayı kolayca sürdürüyor.

Yazan: saitali köknarBu memleketin mimarlık eğitiminde bir problem var da, hadi dur. Yani bir ülkenin az sayıda önemli yapısını yapacak mimarların tasarım becerisi ve/veya mesleki ilişki kurma becerisiyle içinden seçildikleri havuzun (yaratıcı insan birikimi, creative human capital) ortalaması bu kadar mı düşük olabilir dedirtiyor bu proje bana. Politik çekişmecelerden midir, açlık-hayat mücadelesinden midir, bir türlü iş yıllarca yüzüne bakacağımız yapıların niteliklerini konuşmaya gelemiyor. Son zamanlarda gördüğüm yapılar ezici çoğunluğu, insan ölçeği ile ilişki kuramıyor. Mimarlık eğitiminin (okul ve okul sonrası) hangi aşamasında edinilir bu ölçek bilinci. Neden adeta çizildikleri ölçeğin iki üç katı boyutta inşa edildikleri hissi uyandırıyor bu ve benzeri yapılar bende? Yeni malzeme ve detayları henüz insanlık olarak sindiremediğimiz için mi, yeni ortaya çıkan giderek herşeyi kolaylaştıran yapım teknolojilerini yönetemediğimiz için mi, çağdaş yaşamın kucağımıza bıraktığı kocaman programları insani bir çevreye yaratacak şekilde örmeyi beceremediğimiz için mi... Sonuçta hızla değişen sosyal örgütlenmemiz, yer değiştiren sınıflar, zenginliğin (maddi, manevi ve ilmi) çok hızlı el değiştirmesi, bizi karşılaştığımız mimari sorunlarla başa çıkamayacak bir yaratıcı insan kapitali ile baş başa bırakıyor. Yakın gelecekteki en önemli işimiz, yarışmalarla, ödüllerle, yıllıklarla, seçkilerle özendirerek, yapmaya olan sevgileriyle bu uğraşı içselleştirmiş insanları bir araya getirerek, tecrübeleri paylaşarak, birikimleri yayınlayarak bu yetenek havuzunun zenginleştirilmesi olmalı. Yoksa böyle fikir-mekan fakiri, malzeme-kaynak zengini yapılara bakarak yaşlanacağız. Bu proje aman yapılmalı mı yapılmamalı o kadar çok tartışıldı ki, buraya "ne yapılmalı" tartışılamadan es geçildi. Kongre vadisi yarışmasında da es geçildi. Bir fırsattı. UIA için gereken düzenlemeye ek bir de fikir yarışması açılabilirdi mesela. Artık önümüzdeki fırsatlara diyorum. Mimarlık için önleyici harekat (preemptive strike) zamanı. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi, Haydarpaşa Garı yarışmalarında olduğu gibi. Daha fazlasına ihtiyaç var. Yarışmalar tek başlarına yeterli değil.

Yazan: Aslı ÖzbayHaberin önünü okurken, Barış Altan'ın 26 mart 2008'de eklediği ve Mimarlar Odası İstanbul Şube'nin yöneticilerinin de imzasını taşıyan provokatif bildiriyi gördüm... Ne kadar tipik bir Oda metni ve tepkisi! Ne yazık... Peki, artık bina açıldığına ve Başbakan da bu bahaneyle birsürü suçlamada bulunduğuna göre, şimdi ne yapacaklar?? Özür dileyecekler mi? Mimarlığı ve mimarları temsil görevi olan insanların, üstüste birçok kez bu tür gafları yapmaya hakları olabilir mi? Evet olur: Eğer yıllardır bu gafları yapabiliyor ve buna rağmen tekrar seçilebiliyorlarsa, başarılı sayılmalılar. Demek ki mimarlık topluluğumuz, aynı ülkemizde olduğu gibi, bu kişilerle yönetilmeye müstahaktır!

Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19667[/ATTACH] 2008 yılından beri tartışılan Kongre Vadisi'ndeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yapımı tamamlandı ve sonunda hizmete açıldı. Bina tamamlanıncaya kadar geçen süreç, hem sanatçılar, hem mimarlar hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti kaygılı İstanbul şehri için sancılı geçti... Bütün bu sürecin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı, eski fonksiyonuyla, kullanıcı grubunun ihtiyaçlarına daha çok hitap eden bir şekilde karşımıza çıktı... Biz de Arkitera Mimarlık Merkezi olarak, proje müellifi Arima Mimarlık'ın ortakları Erol Kuzubaşıoğlu ve Erkan Altuğ ile görüştük. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...

Yazan: Dilek ÖztürkBaşbakan Erdoğan, "Aradan 4 ay geçti. Şimdi de Muhsin Ertuğrul - artık sahne demiyorum - tiyatrosunu hizmete alıyoruz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını gerçekleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihi bir ana şahit olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz....

Yazan: Burcu KarabasDün CRR’de düzenlenen yeni dönemde Şehir Tiyatroları konulu basın toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu sezondan itibaren eski YEM binasının Harbiye Sahnesi olarak kullanılacağını ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise 29 Ekim 2009’da yeniden açılacağını açıkladı.

Radikal'de yayınlanan habere ulaşmak için tıklayın.

Yazan: Deniz BoranAnıtlar Kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmesine rağmen, Hazine Müsteşarlığının ''Harbiye Kongre Vadisi''nin 2009 yılı Ekim ayında İstanbul'da yapılacak IMF Guvernörler Toplantısına yetiştirilmesini istemesi nedeniyle çalışmalara başlanmıştı.

İhalesini, Sembol İnşaat ile Taca İnşaat Ortak Girişimi'nin aldığı ve 207 milyon YTL'ye mal olacak ve 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında olmak üzere 11 kattan oluşacak yeni tiyatro binası için nisan ayı ortalarında Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması ile başlayan ve geceli gündüzlü hızla devam eden çalışmalar tüm itirazlara rağmen fotoğraflardan da görüleceği üzere bugün bu aşamaya kadar geldi.

Denildiği gibi: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan büyük alanda; Taşkışla Caddesi'nin bir bölümü yer altına alınması, mevcut yolun yayalaştırılması, araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer altına alınarak Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkarılması planlananan alanda çalışmalar da bu yönde devam ederken, tam anlamıyla bir şantiyeye dönüşen Harbiye'yi ise alkış sesleri yerine ses ve toz bulutları sardı..

Yazan: Gül KeskinHer ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi “Muhsin Ertuğrul-Üsküdar Müsahipzade-Şişhane Sahnesi Projelerinin Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Başkan Topbaş, “İstanbul’u bir kültür ve sanat merkezine dönüştürmek için her ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi yapıyoruz. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de modern yüzüyle yeniden doğacak” dedi. ...Üsküdar Eski Tekel Binası, Bomonti Bira fabrikası, Yedikule Gazhanesi, Hasanapaşa Gazhanesi, Büyükada Taşmektep Binalarını müze ve kültür merkezi olarak düzenlediklerini hatırlatan Başkan Kadir Topbaş, ayrıca İstanbul’un Fethi’nin canlandırıldığı ‘Panoramik Müze’ kuracaklarını, Tarihi Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu’nu da “İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi”ne dönüştürdüklerini söyledi.Haberin devamı için tıklayın.

Yazan: Barış AltanMuhsin Ertuğrul Sahnesi ile ilgili bugün Mimarlar Odası'ndan şöyle bir mail geldi... KARANLIĞA KARŞI SANAT CEPHESİ MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ YIKILAMAZ! Sahne Yıkıcılarına Ve İstanbul Yağmasına Dur De! Emperyalizmin İçteki Ortakları; Cumhuriyetin Kazanımlarına, Kültür Varlıklarımıza Ve Sahnelerimize Gözünü Dikmiş, Onları Yıkmak İstiyorlar. İstanbul'un Tarihi Ve Kültürel Dokusunu Yok Eden, Kongre Vadisi Projesi İle Bir Kültür Anıtını Tarihe Gömmeye Çalışan Anlayışa Teslim Olmayacağız. Sistemli Politikalarla Türkiye'yi, Çağdaş Değerlerden Uzaklaştırmaya, Muhafazakârlaştırmaya, Sanatla Bağını Koparmaya Çalışan Zihniyete Karşı Direneceğiz. AKM' yi yıktırmadık. Rant politikalarına kurban edilmek istenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasına da izin vermeyeceğiz. Karanlığı sanatla aydınlatmak için, İnsanı insana insanla anlatmaya devam edebilmek için, Yıkım Emri Bekleyen Kepçelere Dur De! Sorumluları Son Kez Uyarıyoruz. Kamu Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz. Biz Aşağıda İmzası Olanlar; Tüm Sanat İnsanlarımızı, Sivil Toplum Örgütlerimizi Ve Sanatsever Halkımızı 27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜNDE SAAT 12.00'DE MUHSİN ERTUĞURUL SAHNESİ ÖNÜNDE Buluşmaya Davet Ediyoruz. DURMAK YOK, AYDINLIĞA DEVAM. Orhan Aydın - (NHKM), Orhan KURTULDU - (TOMEB İst. Temsilcisi), Tamer LEVENT-(TOBAV Gn. Bşk.), Çetin SOYSAL-( CHP İstanbul Milletvekilli), Eyüp MUHÇU-(MİMARLAR ODASI İstanbul Büyükkent Şb.) , Bedri BAYKAM-(UPSD Gn. Bşk.), Prof. Türkan SAYLAN -(ÇYDD Gn. Bşk.), Av. Nazan MOROĞLU -( İst. Kadın Kuruluşları Birliği Bşk.), Süleyman ÇELEBİ-(DİSK Gn. Bşk.), Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU-(Disk Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Kazım KOLCUOĞLU-(İst. Baro Bşk.), Dr. Kemal SEVGİSUNAR-(Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk. Benzeri birçok metinde olduğu hamaset dolu, herhangi bir dayanağı olmayan, çağdaş dünyada kamuoyu yaratma amaçlı metinler ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metin. Ama tabi imzası bulunanların kamuoyu yaratma gibi bir dertleri var mı yoksa durdurulamayan örgütçülük ve politika yapma ihtiyaçlarını mı gideriyorlar, bu kısmı tartışmalı sanırım. Metinde bir dayanak olabilecek tek kelime bence Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "kültür anıtı" olarak tanımlanması. Kültür anıtı ne demektir? İçinde sanat yapılan her bina kültür anıtı mıdır? Şahsen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni beğenmem, bence nitelikli bir mimarlık örneği değil. Bu benim subjektif yargım. Ama benim bu yargım ne kadar subjektif ve dayanaksız ise bu binanın "kültür anıtı" olarak tanımlanması da aynı derecede dayanaksız. Bu metinde bir binadan bahsediliyor. Yani her bina gibi bu bina hakkında da 3-5 kelime laf edilebilir. Somut bazı bilgiler verilebilir. En önemlisi neden bir "kültür anıtı" olduğu anlatılabilir. Türk tiyatro tarihi açısından öneminden bahsedilebilir, mimarlığımızdaki yerinden bahsedilebilir. Bir dönemin özelliklerini yansıtmasından veya anı değerinden bahsedilebilir. Ama bu tip bilgileri verip argümanlara bir dayanak geliştirmek yerine, hamaset dolu laflar ediliyor. Mimarlar Odası'nın, bir binanın yıkılmasına karşı duran ama binadan hiç bahsedilmeyen bu türden bir metine imza atmasını anlamak zor. Mimarlar Odası'nın mimarlıktan ne kadar uzaklaştığının somut bir göstergesi daha...

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.