
TÜYAP ve Frank Gehry hakkında tartışmalar büyüyor.
Dün Tüyap’la ilgili bir toplantıya katılan ve sıcağı sıcağına yakalayıp kısa bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Cafer Bozkurt, Frank Gehry’nin İstanbul’a getirileri ve götürüleri hakkında fikirlerini söyledi. Bozkurt’a göre Gehry iyi bir seçenek ama iyi denetlenirse...
TÜYAP’a yapılacak olan bir binanın Frank Gehry tarafından yapılmasını hem istediğini hem de istemediğini belirten Bozkurt, öncelikle ne olursa olsun kim tarafından yapılırsa yapılsın bu arazinin bir şekilde dönüştürülmesi için artık birşeyler yapılması gerektiğini söyledi. Öte yandan yapılan kötü yapılarla hak etmediği şeyler yaşayan Tepebaşı TÜYAP’a artık nitelikli bir bina yapılması istediğini de belirtti.
İstanbul’un Gehry’nin Bilbao’ya Kattıklarına İhtiyacı Yok
Gehry’nin buraya yapacağı binanın sansasyonel bir bina olacak olması Bozkurt tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Ancak kendisinin Gehry ile ilgili bazı şüpheleri var. “Gehry’nin Bilbao’ya ne getirdiğini çok iyi biliyorum.” diyen Bozkurt devam ediyor; “ Ancak unutulmamalıdır ki İstanbul Bilbao değil. İstanbul’un bu anlamda Gehry’nin getireceklerine hiç ihtiyacı yok.”
Cafer Bozkurt, Gehry’nin iyi bir seçenek olduğunu ancak bunun Gehry’i sınırlayan ve denetleyen bir ortamın bulunması gerektiğinin özellikle üstünde duruyor;
“Gehry tabii ki birşeyler getirecektir, o konuda endişem yok. Ancak şu da var. Bu, Gehry’nin Almanya’ya bina yapması gibi olmalı. Gehry Almanya’ya bir bina yapsa Amerika’da yaptıklarını yapamaz. Almanlar yaptırtmazlar. Buraya yapacağı bina için de aynı tavır sergilenmelidir”
Tüyap için Yarışma Açmak Tehlikeli Olur
Bozkurt günlerdir süren bu tartışmanın can alıcı noktalarından birine de değindi; kendisine göre mimarın seçimi için yarışma açılması tehlike arzediyor. Bozkurt’a göre yarışma sonucunda yapı deneyimi olmayan bir mimarın birinci olup da buraya yapı yapması çok da sağlıklı değil.
Cafer Bozkurt bu açıdan da Gehry ya da aynı deneyime sahip olan mimarları TÜYAP konusunda destekliyor, ancak bir konuda da uyarıyor:
“Gehry yaptığı zaman bu işin içine müthiş bir teknoloji girecektir, bu kesin. Bu yüzden Gehry ya da Foster muhakkak ki birisi bu yapıyı yapabilir, bu çok da mutlu eder beni. Ancak insanlar Türkiye’yi 3. Dünya ülkesi olarak görüp burayı deneme tahtası haline getirmemeliler.”
- İnan Kıraç'a TÜYAP Üzerine Açık MektupTepebaşı Tüyap Yarışmayı HakediyorTÜYAP için Londra'dan da Ses Geldi
Yazan: Omer YilmazAhmet Vefik Alp'ten ulaşam bir basın bülteni: ‘Tepebaşı Kültür Merkezi’: 1973 Yılında Öğrenci iken Çizdiğim Projemi, 2005 Yılında Mimar Gehry’nin Çizdiği Projemi…?’ Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp Mimar Kentbilimci Mimarlarımıza neden güvenmiyoruz? Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk’ün emriyle yabancı mimarlar davet edilmişti. O tarihlerde ülkemizde mimar sayısı 200 kadardı, durum kaçınılmazdı. Holzmeister, Bonatz, Taut, Prost Hocalar TBMM, Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Bakanlıklar, Fakülteler gibi önemli binalarımızı tasarladılar, Anitkabir’in şekillenmesinde rol oynadılar, Kentlerimizin planlarını yaptılar. Şimdi ise 35.000 kayıtlı mimarımız var. Çoğu işsiz veya başka işlerle uğraşıyor. Buna karşın, son zamanlarda önemli yapıların projelerini yabancılara hazırlatmak moda oldu. Seçkin işadamlarımız, kurumlarımız, bankalarımız, üniversitelerimiz bu süreçte başı çekiyorlar. Büyükşehir Belediyesi de Kartal ve Küçükçekmece‘nin Kentsel Tasarım Projeleri için yabancı mimarları davet etti. İşi Irak asıllı Zaha Hadid ve Malezyalı Ken Yeang‘a verdi. Bizim Türk mimarlar yarışmaya dahi alınmadı. Zincirlikuyu-Levent bölgesindeki devasa yapıların, alışveriş merkezlerinin, lüks konut sitelerinin çoğunda yabancı mimarların imzası var. Washington Büyükelçiliğimizi Yahudi Amerikan Shalom Baranes, Tokyo Büyükelçiligimizi Japon Kenzo Tange ye çizdirdik. Berlin de benzer durum yaşanıyor. Nasıl oldu ise Riyad Büyükelçiliğimizi çizmek bana nasip oldu. Yabancı mimarların Türkiye‘de yaptıkları yapıların listesini yazsam şaşırısınız. Sanki 3. Dünya ülkesiyiz.. Proje bedeli olarak dışarı giden döviz de işin tuzu biberi. Yabancı mimarlara karşı çıkacak son kişilerden bir tanesi Benim. Meslek hayatımın neredeyse yarısı yurt dışında geçti. Ikinci Yüksek Lisansımı ve Doktoramı ABD de yaptım. ABD, Japonya, Suudi Arabistan ve Isviçre de çalıştım. Bir süre AIA Amerikan Mimarlar Odası’nın Güney Avrupa Direktörlüğü’nü üstlendim. IAA Uluslararası Mimarlık Akademisi’nin Bölge Başkanlığını yürütüyorum. Birçok payeyi uluslararası platformlarda aldım. Ancak, yabancı mimar konusunda işi dozunda tutmak gerektiğini düşünüyorum. Memnuniyetle okuyorum ki Kıraç Vakfı’nın Tepebaşı Kültür Merkezi Projesi’nin önündeki engeller kalkıyormuş. Kıraçları çok alkışlamak lazım. Istanbul’a anıtsal bir yapı ve kültür ve sanat mekanları kazandıracaklar. Ağır sağlık sorunları ve üzüntülere rağmen bu süreçte yıllardır yılmadan maddi ve manevi mücadele veriyorlar, büyük özveride bulunuyorlar. Içimi kemiren konu ise mimar olarak ABD li star Frank Gehry’nin seçilmesi (resim). Benim bu projeye olan özel ilgim ise 1973 yılında ITU den mezun olurken hazırladığım proje konusu ile aynı olması. Projemi arşivden çıkardım ve gördüm ki 37 yıl önce bir öğrenci olarak tasarladığım proje Dünyaca ünlü Mimar Gehry’nin hazırladığı projeye kıyasla Istanbul’a daha çok yakışıyor (resim). Gehry 1997 yılında Ispanya’nın Bilbao şehrine bükülmüş metal kutuları andıran Guggenheim Müzesini tasarlayınca yıldızı iyice parlamış, bu anıtsal yapı nedeniyle Bilbao çekim merkezi olmuştu. Titanium adlı özel bir metalle kaplanan yapının eğrisel satıhlarını çözebilmek için Gehry uçak tasarımında kullanılan bilgisayar programlarına başvurmuş ve bir harika yaratmıştı. Sonraları Gehry bükülmüş, buruşturulmuş, metal satıhlar manzumesi olan ‘dekonstruktivist’ stilinin versiyonlarını yaklaşık 10 şehirde inşa etti (resimler). Ancak, tarih ve kültür yüklü kentler Gehry’ye pek geçit vermedi. Los Angeles’e tasarladığı Disney Concert Hall ‘metal yansıması gözleri rahatsız ediyor’ gerekçesiyle davalara muhatap kaldı. Sıradan bir bina yaparsanız çok yerde tekrarlayabilirsiniz, kimse rahatsız olmaz. Ancak iddialı ve sanatsal bir mimari yorumun tekrarı değerini yitirmesine neden olur. İşte mimar Gehry’nin artık birçok şehirde uygulanmış bu vurucu mimarisinin bir benzerinin de Istanbul’un bu tarih ve kültür odağı alanına oturtulmasını içime sindiremiyorum. Istanbul bu arsada kendi öz değerleriyle özdeşleşen, bütünleşen ve benzeri olmayan bir proje hak ediyor. Ve bu nedenlerle 37 yıl evvel ITU da öğrenci iken bu arsaya çizdiğim projenin dahi Gehry projesinden daha doğru olduğunu düşünüyorum (resim) . Kıraç Vakfı işi Gehry’ye verdiğinde efsane Mimar’ın bu sansasyonel mimarisi henüz çok tekrarlanmamıştı. Kıraçlar işe bugün başlamış olsalar muhtemelen farklı bir seçim yaparlardı. Kanuni Sultan Süleyman Süleymaniye Camiini, Yavuz Sultan Selim de Selimiye Camiini Koca Sinan’a değil de Yunanlı Mimarlara çizdirselerdi bugün bu yapıtlarımızla bu kadar övünebilirmiydik? Yok mu bizde doğru dürüst bir mimar.? Istanbul için üzülüyorum….. Mimarlık bir kültür ve kimlik meselesidir, bunu algılamakta zorlanıyoruz….. Kendim ve meslekdaşlarım için üzülüyorum….. Mimarlarımıza, Mühendislerimize bizler sahip çıkmazsak kimler çıkacak ? (resimler: 2 adet mimar gehry tepebaşı projesi, 1 adet mimar (öğrenci ) a v alp tepebaşı projesi, 11adet mimar gehry nin benzer projeleri) (metin ayrıca word dosyası olarak eklidir) [ATTACH=CONFIG]19937[/ATTACH]
Yazan: ssss[SIZE=3]ATILGAN BAYAR / Akşam[/SIZE]
Hürriyet’in ‘muhafazakâr’ yazarı [SIZE=3]Eyüp Can[/SIZE] şöyle diyor:
‘İnan Kıraç’ı şahsen tanımam, ne o yazıdan önce ne de sonra görüştüm(…) Benim derdim Frank Gehry gibi dünyaca ünlü bir mimarın tasarladığı, İstanbul’a sınıf atlatacak bir projenin bürokratik sebeplerle akamete uğraması.’
[CENTER]![[image]](http://www.mimdap.org/w/wp-content/uploads/2009/12/trttt.jpg)
[/CENTER]
Konunun özü şu: TRT’nin kullandığı tepebaşında bir bina var. O binanın yüzde 80’i İstanbul Belediyesi’ne ait. Yüzde 20’si TRT’ye. İnan Kıraç burayı yap işlet devret modeliyle 200 milyon dolara almak ve üzerine bir Suna Kıraç Kültür Merkezi inşa ettirmek istyor. TRT ise, ben hissemi bu paraya vermem, diyor…Hürriyet’in İstanbul’a sınıf atlatacak yazarı Eyüp Can da mealen diyor ki:
Ver, çünkü oraya dünyaca ünlü mimar Frank Gehry’e bina yaptırılacak. Adam Bilbao’ya Guggenheim Müzesi’ni yaptı; Bilbao konuşulur oldu. Müzenin arazisini Bilbao’da belediye bedava verdi.
Eyüp Can kararlı… İstanbul’a sınıf atlatacak.
Bakın, işin parasal yönü beni hiç ilgilendirmez. Ama mimari, İstanbul’un sınıf atlaması ve Frank Gehry üzerine söyleyecek birkaç sözüm var.
Evvela; Frank Gehry’nin bir dekonstrüktivist (yapıçözümcü) olduğunu. Eğri büğrü, yamuk yumuk binaları bilgisayar programlarıyla hesaplayabildiğini, ama bunu artık çocukların da yapabildiğini belirtelim.
Saniyen; bir süre bu tür binaların dünyada dikkat çektiğini, örneğin Bilbao gibi küçük, 350 bin nüfuslu bir Bask şehrinde anlamlı olabildiğini, ama örneğin Viyana gibi bir dünya şehrinin merkezine böyle binaların katiyen yaptırılmadığını söyleyelim.
Salisen; artık mimaride bu egzantriklik işlerinin modasının geçtiğini, dünya mimarlığının insanların rahat yaşayacakları, doğal mimariye uygun kamusal yapılara yoğunlaştığını ilave edelim.
Rabian; İstanbul gibi bir şehrin merkezine Frank Gehry yapıtı koymanın, İstanbul’un mimari dokusu sorunlu olsa bile, ruhunu tamamen parçalayacak bir iş olduğunu not edelim.
Hamisen ise; şu ‘İstanbul’a sınıf atlatma’ meselesine gelelim ve özünü tartışalım:
Eyüp Can nereden yola çıkarak İstanbul’un sınıf atlamaya ihtiyacı olduğu teşhisini yaptı bilemiyorum. Benim bildiğim kadarıyla İstanbul dünya başkentlerinden biri.
Dikkat çekmek için, yamuk yumuk Frank Gehry binalarına, Dubai’deki sahte plajlar gibi oyuncaklara, yelkenli otel gibi zıpçıktılıklara ihtiyacı yok.
Bunlar, minik, anlamsız, yeni ve suni şehirleri popülerleştirebilir. Ama İstanbul gibi bir şehre ancak tüy diyer.
Bırakın yeni binaları, İstanbul’da var olan mimari miras restore edilse bile yeter.
Ama illa da yeni bina yapılacaksa, modası geçmiş, alay konusu olmuş dekonstrüktivizm mecburi midir?
Bırakın dekonstrüktivizmi İstanbul’un Kartal semti gibi yeni şehirleşen yerler tercih etsin.
Ki zaten öyle oluyor ve Kartal ünlü dekonstüktivist Zaha Hadid’e proje yaptırıyor.
İstanbul’un göbeğine Tepebaşı’na proje yapabilecek, bu toprakların ruhunu taşıyan hiç mi Türk mimarı yok?
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’e, İstanbul’un ortasına dekonstrüktivist ideolojinin bir anıtının yerleştirilmesine o veya bu sebepten dolayı mani olduğu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne rağmen İstanbul’un şehir merkezini koruduğu, ona Bilbao muamelesi çekilmesine izin vermediği için teşekkür ederim.
Bu sayfada Bilbao’ya yapılan yamuk yumuk eserin resmini görüyorsunuz. Ben şahsen böyle bir karikatürü istanbul’un göbeğinde istemiyorum.
İstanbul’a sınıf atlatacak Eyüp Can’a da küçük iki notum var:
Frank Gehry’nin temsil ettiği dekonstrüktivizm (yapıbozumculuk) akımının politik ve dinsel-kültürel anlamını bir yakınına sorup öğrensin. Fehmi Koru olabilir örneğin… Veyahut eşi hanımefendi Elif Şafak da olabilir… Sanırım ona yapıbozumculuğun ideolojik vechesini anlatabilirler.
Acaba AK Parti yerel yönetimi böyle ideolojik bir yükün altına girmek ister mi? Global ölçekte minareyi savunmak görevini üstlenmiş bir siyasal iktidar, mimaride yapıbozumculuğa destek verebilir mi?
Artık, ‘İstanbul’a sınıf atlatma’ sözlerini ise bir ‘lapsus,’ bir zihin sürçmesi olarak kabul edelim isterseniz.
Yoksa, Hürriyet dizisinin sit-com’dan trajediye döndüğünü söylemek zorunda kalacağız… Büyük usta Turgut Cansever (Allah mekânını cennet kılsın), böyle bir girişime seyirci kalır mıydı, dersiniz?
Yazan: justOda tarafından bu konuda bir basın açıklaması yapılmış. Frank Gehry Ve Tepebaşı Kültür Merkezi Projesi Üzerine Değerlendirmeler [RIGHT]18.08.2008 [/RIGHT] Suna İnan Kıraç Vakfı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte gerçekleştirmeyi tasarladığı Tepebaşı Kültür Merkezi projesi üzerine basınımızda çok sayıda haber ve yorum yer almıştır. Ancak bu konuyla ilgili pek çok sorunun cevaplanması gerekmektedir. Bu gelişmeler üzerine mimarlık meslek kuruluşu olarak kamuoyuna bir açıklama yapılması gereği duyulmuştur. Mimar Frank Gehry’nin basında yer alan ve değişik ortamlarda sunulan projesinin çok yönlü olarak tartışılması, bu projenin kentimize, mimarlığımıza ne gibi bir değer katacağının irdelenmesi şüphesiz ki ayrıca yapılacaktır ve yapılmalıdır. Mimarlar Odası olarak bu tartışmaların yapılmasını yararlı buluyoruz, ancak öncelikle Frank Gehry’nin ve yabancı mimarların Türkiye’de çalışma koşullarının mevzuat açısından incelenmesi ve sorgulamasını önemsiyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 07.07.2008 tarihinde basına yansıyan açıklamalarında, İstanbul Tepebaşı’nda yer alan TRT Stüdyolarının bulunduğu toplam 14 bin metrekarelik alanda, 200 milyon USD’lik bir yatırımla, dram tiyatrosu ile 1850 kişilik konser salonu ve 4 bin araç kapasiteli otoparkın da bulunacağı bir kültür merkezinin hayata geçirileceği belirtilmektedir. Kadir Topbaş, Kültür merkezi projesi için herkese açık ihale yapacaklarını, ancak ihale şartnamesine dram tiyatrosu ve konser salonunun yapımı ile mimar Frank Gehry’nin çizdiği projeye uyulması şartını koyacaklarını ve konuyla ilgili çalışmaların en kısa sürede başlayacağını da ifade etmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın basına yapmış olduğu açıklamalar ve basında yer alan haberler değerlendirildiğinde Mimarlar Odası, yıllardır mücadele ettiği imzacılık olgusunun bir başka boyutta gerçekleşmesi olasılığından duyduğu kaygıyla aşağıda belirtilen hususlara dikkat çekilmesi gereğini duymaktadır. Öncelikle belirtmek isteriz ki Mimarlar Odası Frank Gehry ya da herhangi bir yabancı mimarın Türkiye’de mimarlık hizmeti üretmesine karşı değildir. Tam aksine farklı kültürlerin temsilcilerinin yaratacağı özgün mimarlık eserlerinin, binlerce yıllık tarihiyle, insanlık tarihine kazandırdığı kültürel, sanatsal ve estetik değerlerle Anadolu uygarlıklarının geçmişini barındıran İstanbul’un bu anlamdaki birikimine katkı sunacağına inanmaktadır. Ancak bu noktada bazı hususlara dikkat çekilmesi gerekmektedir. Mimarlar Odası, herhangi bir yabancı mimarın, Türkiye’de mimarlık hizmeti verirken; Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) tarafından; “… yabancı ve yerel mimarlar arasında kurulacak anlamlı ortaklıkların desteklenmeleri ve ülkelerindeki mimarlık kalitesini geliştirecek uluslararası standartların oluşturulması…” yönündeki önerisinin dikkate alınması gerektiğine ve hizmet sunumunda oluşabilecek haksız rekabetin önüne geçilmesi için gerekli duyarlığın gösterilmesinin, bu ilişkinin karşılıklı olmasının öneminin altının çizilmesine inanmaktadır. Tüm bunlardan ayrı olarak herhangi bir yabancı mimar Türkiye’de tek başına da hizmet sunabilir. Ancak bu durumda söz konusu mimar, 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun ile 2547 Sayılı YÖK Kanunu uyarınca denkliğini teyit ettirmeli, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan çalışma iznini almalı ve 6235 sayılı Kanun, TMMOB Ana Yönetmeliği ve TMMOB Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği hükümleri uyarınca “geçici üye” statüsünde Mimarlar Odası’na kaydolmalıdır. Ayrıca; mimarın formasyonuna ilişkin UIA/UNESCO Eğitim Şartı ve Yeterlilikler Direktifinde ifade bulan 11 kritere ek olarak Mimarlar Odası tarafından dile getirilen, “…Kentsel, doğal ve arkeolojik sit alanlarının ve kültürel mirasın korunması; hukuksal birikim ve doğal afetlere ilişkin yaklaşım…” gibi hususların hizmet sunumunda önem arz ettiğinin vurgulanması gereğini de hatırlatmak isteriz. Bundan sonra TMMOB Mimarlar Odası Serbest Mimarlık Hizmetlerini Uygulama, Tescil ve Mesleki Denetim Yönetmeliği ile belirlenen kurallar çerçevesinde alacağı “serbest mimarlık hizmetleri büro tescil belgesi” sahibi olan mimar, tek başına mimarlık hizmeti verebilecektir. Mimarlar Odası ayrıca haberlere yansıyan proje elde etme yöntemiyle ilgili olarak da bazı hususlara dikkat çekmeyi gerekli görmektedir. Vakıfların, kuruluşların ya da gerçek kişilerin, herhangi bir mimari projeyi elde etmek için yabancı bir mimarla çalışmaları durumunda yukarıda anılan koşulların geçerliliği kaçınılmazdır. Ancak böylesi özellikli projelerin, vakıf ya da özel kuruluşlarca gerçekleştirilmesi halinde de yarışma yöntemiyle elde edilmesi, kültürel ve mimari birikimimize katkısı göz önüne alındığında tercih edilmesi gereken bir yöntem olmalıdır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, söz konusu mimari projeyi ulusal ya da uluslararası bir yarışma ile elde edebilecektir. Bu durumda geçerli olan kriterler gerek UIA belgelerinde, gerek yarışmalar yönetmeliğinde bellidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, söz konusu mimari projeyi ihale yöntemiyle ya da hizmet satın alma yöntemiyle de elde edebilir. Projenin ihale ile elde edilmesi yöntemi benimsediğinde ise 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat ile yapılan düzenlemeler uyarınca hareket edilmesi gereklidir. Gerek Kamu İhale mevzuatı gerek belediye mevzuatı uyarınca mimari proje hizmeti ancak belli bir parasal limite kadar satın alma yöntemiyle elde edilebilecektir. Yukarıda belirtilen koşulların Frank Gehry tarafından yerine getirilmiş olmasına bağlı olarak, kendisinden herhangi bir şekilde avan proje hizmeti alınması olasıdır ve bu projenin uygulanması söz konusu olduğunda, gerek 5846 sayılı FSEK, gerek Mimarlar Odası Mevzuatı, gerek uluslararası belgeler gereği telif hakları kapsamında, Gehry'nin projesine sadık kalınması istenebilecektir. Hem ülkemiz mimarlığı, hem de mimarlık mesleği açısından çeşitli sorunlar yaşatacağından kaygı duyduğumuz bu proje elde etme yöntemine ilişkin sakıncaları ortaya koyarak ilgilileri uyarıyor; bu uyarılara yönelik gelişmeleri izleyeceğimizi ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacağımızı bildiriyoruz.
Yazan: alpartİstanbul bu proje için doğru şehir değil,İstanbul'un bu taklit projeye ihtiyacı yok.İstanbul'un yeni uydurma imajlara,saçmalıklara ihtiyacı yok.İstanbul'un,kendini uyduruk projelerle tanıtmaya ihtiyacı yok çünkü İstanbul zaten Dünyanın en güzel birkaç şehrinden biri.İstanbul tarihi eserleriyle zaten çok güçlü,karakteristik bir imaja sahip,bunu bizim dışımızda herkes biliyor,biz kendimizi sürekli kötülüyoruz.İstanbul'un Gehry'ye hiç ihtiyacı yok.Umarım bu proje gerçekleşmez.
Yazan: OKAYsosyal, siyasal, ekonomik küreselleşmemizin yan etkisi olarak değerlendirebiliriz.... küreselleşen İstanbula bu isimlerin gelmeleri çok doğal......doğrusu uluslararası bir yarışma açılabilmesi için iyi bir fırsattı ... sonuçta ghery, calatrava, hadid, himmelblau yarışma ilede kazanabilirdi ... ama en önemlisi bizlerinde özeleştiri yapıp uluslararası sahada - yarışmalarda neden zayıf kaldığımızıda sorgulamamız gerekir... bu isimlerle anılan içimizden meslektaşlar olmasını çok arzu ederdik... karar vericilerde böylesine önyargı ile sipariş veremezlerdi herhalde...
Yazan: Emrexan "Türk mimarla çalışılsaydı" demeyeceğim ama "bu arsaya farklı bir şekilde yaklaşılmalıydı" diye düşünüyorum. Yarışma yapılmalıydı. Öneriler dinlenmeliydi, ihale usulü en azından teklifler alınmalıydı. Ama n'oldu ; 'Zaha Hadid' e mi yaptırsak Frank Gehry' ye mi?' oldu.
Yazan: Omer YilmazFrank Gehry'nin, kendini sürekli tekrar eden mimarisinin Taksim'de yer alması İstanbul'a ne katar tartışmak gerek. İkizi hatta üçüzü pek çok şehirde olan yapının İstanbul'da yapılması beni heyecanlandırmıyor. Bilbao'nun ilk ihtişamını da yaşamamızı beklemesinler bizden, ve ebette turistlerden... Evrenselliği bir şeyle karıştırıyoruz. Aynılaşmak... Zaha Hadid ve Frank Gehry olmadan sanki evrenselleşmek mümkün olmayacak... Ayrıca bu iki mimarın, geleceği ve teknolojiyi temsil ettiği gibi yanılgılar pek yaygın. Öfkeli, kendine güvensiz ve "ben binayım" diye bağıran kabuklar yaratmaları onları geleceğin sahibi yapmıyor. Hadid ve Gehry'nin mimarisi, modernizmin vardığı nokta değildir. bana kalırsa zaha hadidi bu söylediklerinizden ya da enazından frank ghery'den ayrı tutmakda fayda var Simla'nın söyledikleri ne kadar doğru. İşin kötü yanı bunu dillendirebileceklerin sayısı herhalde bir elin parmaklarını geçmiyor. Kaldı ki Zaha Hadid için de artık benzer durum söz konusu denebilir. Hadid konusunda da Gehry'deki kadar katı olmasa da Simla'ya katılmamak elde değil.
Yazan: Gökçe ArasBu arsa, benim okulumda (MSGSÜ)'de çok tercih edilen bir çalışma arsasıdır. Ve şunu söyleyebilirim ki özellikle 2 dönem önce bir arkadaşımız tarafından bu arsa üzerine tasarlanan proje Frank Gehry'ninki sollayacak nitelikteydi.(tabi ki kişisel fikrim). Sonuçta da yüksek notla değerlendirilmiştir. "Türk mimarla çalışılsaydı" demeyeceğim ama "bu arsaya farklı bir şekilde yaklaşılmalıydı" diye düşünüyorum.
Yazan: EmrexanBen öbür yüzünden bakmak istiyorum meseleye. Tarih boyunca doğulular kendi kültürlerini benimsetemediği zamanlarda batının kültürünü taklit ederek bununla mücadeleyi seçmişlerdir. Sonra da bir ihtişam deliliği almış başını gitmiştir. Birincisi bu binanın maliyeti çok fazla olacak. Yukarıdaki görsellerden bunu hepimiz anlayabiliriz. Neden kendi mimarlarımızı veya en azından bizi yansıtacak bir mimariyi ortaya koyacak bir mimarı bulamadık. Size söyleyeyim, eminim yetkililerin tek derdi; 'bunu dünyaca ünlü bir mimara yaptıralım da şanımız yürüsün' anlayışıydı. Sizce ünlü bir mimara yaptırmak yerine özgün ve eğrelti durmayacak bize gurur verecek 'bu bizim' dedirtecek birşey yapılamaz mıydı? Fakat yine üzerinde durulmamış popilist fikirler girdi işin içine. Bu ülkede bir çok insan geçim sıkıntısı çekerken kendi binalarımızı bile ithal etmeye devam ediyoruz. Üstelik kendi insanımız bu konuda kısıtlanırken. İstanbul' da bir projeydi sanırım hiç unutamam Türk Mimarlar davet bile edilmemişti fikirleri alınmak için. Habire birileri balık veriyor bize...Biz de tutmayı biliyoruz efendi! Sonra da ekmek bulamazken pasta yemek önerisiyle karşılaşıyoruz. Çuvaldızı kendimize batırmaktan sağlam yerimiz kalmıyor. Bu zihniyet ülkemin bayrağını da marşınıda yine böyle yaptırırdı ama bize gurur verebilecek bir tek insan çıktı da doğruyu gösterdi zamanında... Farkındayım konuyu nereden nereye getirdiğimin ama bence tamamen bununla alakalı. Bunlar iyi niyetinize sığınan acizane fikirlerim.
Yazan: plug-inbana kalırsa zaha hadidi bu söylediklerinizden ya da enazından frank ghery'den ayrı tutmakda fayda var
Bütün yorumları forumda okuyun!








