Is GYO

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Engelli Dostu Projeler

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Kentsel Yenileme İçin Yıkımların Başladığı Sulukule'den İtirazlar Yükseliyor

Tarih: 25 Şubat 2008 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Deniz Ülkütekin, Esra Açıkgöz
Bir yanda dev projeler, sosyal ve kültürel değişim vaatleri, diğer yanda "doğup büyüdüğümüz yerden gitmiyoruz" isyanı. İstanbul değişiyor. Peki bu değişim iyi mi, kötü mü? Kime yarayacak, kime zarar verecek? UNESCO'nun tarihi alanlarla ilgili uyarıları ipuçları veriyor. Bu uyarılar, İstanbul'u iki yıl sonra Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlayan projeler için de geçerli. Tartışmaların odak noktası ise, "dönüşüm"ün başladığı Sulukule.

Hem fiziki ve sosyal yapısı hem de kültürel çeşitliliğiyle İstanbul, sürekli kaynayan bir kazan gibi. Devamlı uçlarda seyreden sorunları ve güzellikleriyle her zaman göz önünde. Bugünlerde yine Türkiye'nin gündeminde İstanbul. Bu kez gerekçe, UNESCO'nun İstanbul'u Dünya Mirası Listesi'nden Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne düşürme olasılığı. Peki neden böyle bir olasılık var? Yanıt var, ve nedenleri saymakla bitmiyor, ancak ilk akla gelen, 1985'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren İstanbul için hazırlanması gereken Alan Yönetim Planı'nın hâlâ tamamlanmamış olması. Tarihi eserlerin korunmaması, yetkililerin UNESCO'yla yeterli iletişim kurmaması, yeni projelerle değiştirilmesi planlanan İstanbul silueti... Bunlar da diğer nedenlerden birkaçı.

Oysa İstanbul, iki yıl sonra Avrupa Kültür Başkenti olacak. Asıl ironi, bu projede de adı geçen kentsel yenileme projelerinin UNESCO normlarından uzak olması. 5366 Sayılı "Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması" yasasının verdiği geniş yetkiyle belediyelerin hazırladığı kentsel dönüşüm projeleri de kenti beklenen normlardan daha da uzaklaştırıyor. UNESCO'nun şartlarına göre, yenileme çalışmaları, insanların sadece kısa bir süre yerleşim alanlarını değiştirmesi, daha sonra evlerine geri dönmeleriyle sağlanmalı, ama belediyelerin niyet ve projeleri bunu sağlamaktan çok uzak. En yakın ve somut örnek, Sulukule. Konuyla ilgili kiminle konuşsak laf dönüp dolaşıp Sulukule'ye geliyor. İstanbul'un yüzlerce yıllık tarihi olan mahalle belediyenin projeleri hayata geçerse tamamen yok olacak.

Peki bu süreci durdurmak, İstanbul'u Dünya Mirası Listesi'nde tutmak mümkün değil mi? Bunun için öncelikle bugünkü duruma bakmak ve konunun yakın takipçilerini, elbette taraflarını dinlemek gerekiyor. Sulukulelilerin kurduğu, gönüllüler tarafından da desteklenen Sulukule Platformu'ndan Şükrü Pündük ve Neşe Ozan'ın söylediklerini mahalle sakinleri Hasan Yüceturanlı ve Erdoğan Taşıyan tamamlıyor. Sulukule ile ilgili eleştirelere yanıt, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'den. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Ulusal Komitesi (ICOMOS) Başkanı, UNESCO İstanbul Yürütme Komitesi üyesi Prof. Dr. Nur Akın ve Kültür AŞ tarafından yürütülen Avrupa Kültür Başkenti projesi danışmanı, İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Korhan Gümüş ise bilgilerini paylaşıyorlar... Tabii gözden kaçırılmaması gereken bir konu daha var, Sultanahmet'teki Four Seasons Oteli'nin ek binası için gerçekleştirilen kazılar... İstanbullu ya da İstanbul'da yaşayan, hatta İstanbul'u tarihinin bir parçası olarak görenlerdenseniz, buyurun okuyun...

İstanbul'un "miras"ını yiyorlar
UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki İstanbul, son yıllarda büyük bir değişimin eşiğinde. Kentin yeni yüzü, 2010 Avrupa Kültür Başkenti ve dönüşüm projelerinde gizli. Projeleri yürütenler değişimin sosyal ve kültürel açıdan gerekli olduğunu, uzmanlarsa projelerin İstanbul'u kimsizleştirdiğini söylüyor. Değişimin ilk ayağındaki Tarlabaşı ve Sulukule sakinleriyse, evlerinden edilmek istemiyor.

Memleketim Sulukule
Sulukule'de yaşayan herkes gibi Şükrü Pündük de doğma büyüme bu mahalleli. Dört çocuğu ve karısıyla 40 yıldır, dedesinden kalan evde yaşıyor. Müzisyenlik, tekstil derken şimdi kendini 2005'te seslerini duyurmak için kurdukları Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği'ne vermiş. Derneğin başkanı olarak Sulukule'deki yıkımları durdurmak için mücadele ediyor. Sivil toplum örgütleri, mimarlar odası, şehir planlamacıları ve mühendislerle Sulukule Platformu'nu oluşturmuşlar. Neşe Ozan ise bu platforma destek veren bir gönüllü.

- Sulukule'de neler oluyor?
Şükrü Pündük: Belediye, proje hazırladığını söylediğinden beri insanlar merakla bekliyordu. Taşoluk'ta evler yapmışlar, bizi oraya yollamaya çalışıyorlar. Kiracıları yollamak için evlerin çekilişlerini yaptılar.

- Mahallede kaç kiracı var?
Ş. Pündük: Belediyeye göre 437, bize göre 627. Belediye, kiracılardan su, elektrik faturası istiyor, biz yüzyıllardır avlu sisteminde, ortak yaşadığımız için bazıları bunları tebliğ edemediklerinden kiracı sayılmıyor. Buraları yıkacaklarına kesin gözüyle bakıyorum, çünkü güçlü olan onlar.

- Ya ev sahipleri?
Ş. Pündük: Korkan, burada yaşama şansı kalmadığını düşünenler evlerini sattılar. Yetkililere yakın olanlar da el değiştiren mülklerden iyi para kazandılar. Çoğumuzun evi hisselidir. Mesela, babaannemin annesinden kalma bir evimiz var, 30 hissedarız, burayı 200 milyara satsak ne olacak?

- Siz ne istiyorsunuz?
Ş. Pündük: Kentsel dönüşüme karşı değiliz, kentsel dönüşümün bizler için yapılması gerektiğine inanıyoruz. Buradaki kültür ve tarihimizle var olmak istiyoruz. Bizi projeye katmadılar ve Taşoluk'a gideceksiniz diyorlar, siz bizim nerede yaşamak istemediğimize karışamazsınız ki... Üstelik oradakiler de bizi istemiyorlar. Önyargılılar bize karşı, adam, "Kendime dağ başında bir ev aldım, Allah da karşıma Çingeneyi komşu getirdi" diyor. Orada çok sorunlar yaşanacağını düşünüyorum.

- Yıkımlarda da Çingenelere yönelik önyargıların etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Ş. Pündük: Evet, ancak herkes bilsin ki 5366 sayılı yasa sadece Sulukule için değil. Elimizde Osmanlı tapularımız var, burası Sit alanı ve Tarihi Yarımada içinde, eğer böyle bir yerde bunu başarırlarsa, herkesin evini her an kentsel dönüşümle alabilirler.

- Kaç evi yıktılar?
Neşe Ozan: 2007'nin başından beri 35 ev yıkıldı. En son, çoğu bizim korumaya alınması için rapor sunduğumuz 85 evden dokuzunu yıktılar; yangından mal kaçırır gibi...

Prof. Dr. Nur Akın (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Ulusal Komitesi (ICOMOS) Başkanı, UNESCO İstanbul Yürütme Komitesi Üyesi):
İstanbul Rantla Sıradanlaşıyor
- İstanbul'un Dünya Mirası Listesi'nden Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne düşebileceği konuşuluyor. Bu tehlikeyi getiren ne?

Tarihi Yarımada'daki Süleymaniye, Zeyrek, Sultanahmet Arkeolojik Parkı ve İstanbul Karasurları 1985'ten bu yana listede. Bunlara çevrelerindeki etki alanları da katılınca, Tarihi Yarımada suriçinin bütününü içermiş oluyor. UNESCO bu alanın ciddi bir envanterinin çıkarılmasını ve Alan Yönetim Planı'nın ivedilikle hazırlanmasını bekliyor, ama hâlâ yapılmadı. Oysa bir yerleşme Dünya Miras Listesi'ne alındığında, her şeyden önce bu plan tamamlanmalı. Çünkü alanın denetimi, koruma ve yaşatılması ancak bu plan sayesinde istenilen düzeyde gerçekleştirilebilir. Bu nedenle de, UNESCO'nun en çok vurguladığı konu bu.

- Bu planı hazırlamayan başka ülke var mı?
Çoğunda yapıldı, yapılmayanların devamlı üstüne gidiliyor, bizim kadar üstüne gidilen azdır. Geçen ay Büyükşehir Belediyesi'nce Alan Yönetim Planı için bir sorumlu belirlenmiş, bir de danışma kurulu oluşturulmaya çalışılıyor, ancak bildiğim kadarıyla planın yapımına yönelik bir adım henüz atılmadı. UNESCO ekibi İstanbul'un durumunu incelemek için bu ay gelecekti, ancak Büyükşehir Belediyesi'nin isteğiyle gelişleri mayısa ertelendi. Bunca zamandır yapılmayanların iki ayda nasıl gerçekleştirileceği soru işareti. Restorasyonu bir tarafa bırakalım, tarihi eserlerin yok edilmemesi için gereken denetimi bile sağlayamadık.

- UNESCO son raporunda hangi alanlara dikkat çekiyor?
Osmanlı konut mimarisinin en önemli örneklerinin verildiği Süleymaniye ve Zeyrek'e. Anıtsal yapılar Türkiye'deki genel koruma eğilimi içinde yerini bulsa da, sivil mimari örnekleri için bu durum daha zor. Üstelik İstanbul'da konutlar büyük sosyal değişimlerle önemli ölçüde el değiştiriyor. 1985'ten bu yana buralardaki evler ne olacak diye tartışılıyor, UNESCO'dan sürekli yardım teklifleri geliyor, ama uluslararası restorasyon ilkeleriyle bütünleşen koruma uygulamaları bir türlü gerçekleştirilmedi.

- O halde Süleymaniye'de, kentsel dönüşüm projesiyle Osmanlı Konakları yapılması ironik. Sahip olduklarımızın korunması yerine, yeni bir tarih yaratılacak...
Bu İstanbul adına gerçekten çok üzücü. Süleymaniye'nin İstanbul Dünya Mirası Listesi'nde var olma nedeni, oradaki sivil mimarlık örneklerinin günümüze kadar tarihi belge değeri olarak gelebilmesi. Onları yeniden yaparak Süleymaniye'yi "tarihi görünümlü" yeni bir mahalleye dönüştürmenin korumayla herhangi bir ilgisi olamaz. UNESCO raporunda karasurlarının durumu da vurgulanıyor, çünkü çeşitli yükleniciler tarafından onarılan surların çoğu kötü restorasyon uygulamaları sergiliyor. UNESCO bunun durdurulmasını, gözden geçirilip yeniden başlatılmasını istedi, bu noktada iki yıldır atılan tek olumlu adım, geçen yıl karasurlarının korunmasıyla ilgili uluslararası bir sempozyum düzenlenmesiydi.

- Bir de Sultanahmet'teki Four Seasons Oteli'nin ek bina inşaatı var...
İstanbul'un ilk nüvesi olan, bütün tarihi katmanlaşmayı içeren Sultanahmet Arkeolojik Alanı'nda, bilimsel kazı yapılması gerektiği 1930'lardan beri vurgulanıyor. Roma'nın merkezindeki arkeolojik alanlar olduğu gibi korunur, rant açısından en gözde yer olmasına rağmen orada en küçük bir şey yapmayı kimse aklına bile getirmez, Sultanahmet arkeolojik parkı da böyle sergilenmeli. Dünya oteller zincirinin parçası Four Seasons, eski cezaevini onararak çok özel bir alanda yerini aldı, bu bile gerçekten büyük bir imtiyaz, ancak artık orada genişlememeli.

- Peki, Sulukule?
Sulukule Yenileme Projesi'yle geleneksel yapıyı boşaltıp semti bambaşka bir kesimin kullanımına açmak istiyorlar. Oysa dünyada oldukça uzun zamandır fiziksel yapıyı özgün kullanıcılarıyla birlikte koruma esası vardır. Ayrıca projede genelde sokak dokusu, eski yapı adası, parsel ilişkileri umursanmadan, sanki boş bir alanda yeni bir düzen öneriliyor. Bunun herhangi bir yeni yerleşme alanında yapılmasıyla, Sulukule'de yapılması arasında bir fark olmalı.

- Şimdi sıra Tarlabaşı'nda... Burada da el değiştirmeler sonucunda elde edilen büyük ranttan bahsediliyor...
Galata'da da böyle oldu. Orası için şimdi o kadar büyük rakamlar konuşuluyor ki... Beyoğlu, Tarlabaşı, Galata, Süleymaniye, Zeyrek gibi yerlerde ranttan önce, bu özel bölgelerin tarihi değerleri ön planda tutulmalı. Ancak ne yazık ki tarihi İstanbul rantla bütünleşerek sıradanlaşıyor. Bence, Tarlabaşı yenileme çalışmalarında, bölgenin karakteristik özellikleri yeterince incelenmeden ve yeni öneriler, bu bölgeye özgü bir karakter taşıma kaygısı gütmeden geliştiriliyor. Oysa, bu bölge 19.yy. sonu İstanbul'u açısından önemli. O alanda hâlâ çok sayıda tarihi yapı var. Dünya Mirası Listesi'nde olmak, kentin siluetini korumayı da gerektiriyor, Haydarpaşa'daki Dönüşüm Projesi, Galataport, Dubai Towers'ın etkileri İstanbul silueti açısından çok iyi etüt edilmeli... Ama belediyenin düşündüklerini uzmanlarla "şeffaf" bir biçimde tartışmaması, İstanbul gibi bir kent adına geriye dönüşü olmayacak sonuçlar getirebilir.

- İstanbul Tehlike Altındaki Miras Listesi'ne düşerse ne olur?
Bu bize uluslararası düzeyde büyük bir ayıp getirir. Ancak kanımca listede kalsın, düşsün diye tartışmak da çok önemli değil, çünkü İstanbul zaten bizim mirasımız, onu korumayı bu düşünceler üzerinden hesaplamamalıyız.

- Listeden düşersek, belki bir silkelenme olur...
Bilmiyorum, belki de tam tersi olur, ellerini bizden çektiler, istediğimizi yapalım derler.
YorumlarYorum Sayısı: 81

Yazan: ybdTescil konusu bambaşka bir tartışma. Benim şahsi görüşüm tescilin birçok yapının yok olmasına yol açtığı. Çivi çakılmaz dedikodusu, devletin evi tescilleyip terk etmesi, nasıl müdahale edebileceğini, nasıl günümüz koşullarına uyarlayabileceğini anlatmaması evlerin terki, kendi hallerine veya dış müdahale ile yıkılmalarını hızlandırıyor. Bir de tam tersi, tescilli ama 50 sene önce yok olmuş yapıalr, hatta tesci kararı olmamasına rağmen, 100 sene önceki fotoğraflar gösterilip olmayan yapılar tescil edilip imar-teşvik-vs. imkanlarından faydalanıp sıfırdan yapılıyor.

Bu yapı ve bu gibi çok nitelikli olmasa da düzgün oranlarda, o bölgeye kimliğini veren yapılar tescile gerek kalmadan rehabilite edilmeli. Yapılacak yeni planlamanın ana hatlarını bu gibi yapılar belirlemeli. (Biçimsel olarak değil)

Bir başka şey de Fatih Belediye Başkanı kendisi 'yanlışlıkla' 2 tescilli eseri yktıklarını belirtmişti, ki oldukça nitelikli yapılardı. Haber: Radikal-�evrimi�i / T�rkiye / 'Sulukule'de yanl��l�kla y�k�m var'

Burada içinde yaşayan kişiyi de yok sayıp, sosyal meseleyi de gözardı edip tartışacaksak da, karşımıza hukuk çıkıyor, ki bugün beni en çok hayrete düşüren ve konunun mesele bu.

Yine belirteyim: tapu üzerinde ev sahibi Gülsüm Bitirmiş'in 40 sene önce ölen dedesi Hakkı Bey ve ninesi Saniye Hanım. Gülsüm Bitirmiş'i Fatih Belediye'si ve Sulukule Projesi'nin sorumluları çok iyi tanımasına rağmen Nisan 2009'da ölmüş kişiler adına kamulaştırma davası açılmış ve paranın bu kişilere ödenmesi kararı verilmiş. Aşağıda dava kararı.

Temmuz 2009'da Zabıta evi yıkmaya kalktı. Yine Zabıta'nın hazırladığı tebellüğ ilmuhaberinde ölmüş Hakkı ve Saniye'ye 'evin İstanbul Büyükşehir Belediyesi malı olduğu ve yıkılacağı' belirtiliyor. Hakkı ve Saniye 'imza etmemiştir' yazıyor. O da aşağıda.

Tüm bunlar mahkemenin Temmuz 2007'de ölmüş Hakkı ve Saniye'nin veraset kararı almış olmasına rağmen yapılıyor (Birçok insanın ismi geçtiği için bu belgeyi buraya koymadım). Bu duruma karşı hakkını korumak için dava açan Gülsüm Bitirmiş'in bugün (12 Kasım 2009) 10:30'da konu hakkında davası Fatih Adliyesi'nde görülecekken, bir gün önceden zabıta gelip 'yarın yıkacağız' diyor ve duruşmadan yarım saat evvel evi yıkıyor.

Yıkım ekibine yıkımın hukuken imkansız olduğunu anlatan avukata 'Biz şimdi yıkalım, siz dava açarsınız' deniliyor.

Belediye istediği yeri yıkma ve 'siz isterseniz sonradan dava açın' deme cüretini, bu hukuksuz uygulamanın gücünü nereden alıyor?


Avukat Hilal Küey’in bir ay önce Radikal 2’de yazdığı yazı: Her �ey kitab�na uygun / Radikal 2 / Radikal �nternet

Yazan: Omer Yilmaz100 yıllık, ahşap ve nitelikli olmasına rağmen tescillenmemiş, tescil başvurusu sonuçlanmamış bu yapının...Varsayalım bu yapıda oturanların sosyal durumlarını hep birlikte unuttuk. Öyle ya yapı üzerinden de konuşabilmeliyiz mimarlar olarak. Bu durumda bu yapı tescillenmeli mi sizce?

Yazan: ybdAğustos 2008'de Gülsüm Teyze alt katını Sulukule Çocuk Atölyesi'ne açtığında çekilmiş fotoğraflar.
Açılışta yıkayıp astığı bembeyaz kaneviçelerini asan da Gülsüm Bitirmiş.

Yazan: ybdbulmaya çalışıyorum. yıkım fotoğrafları da bu akşam gelir.

Yazan: Omer YilmazŞu anda alanda direnen son evlerden birisi yıkılıyor! Ev sahibi Gülsüm Bitirmiş direnişin sembollerinden bence. Her toplantıya katıldı, meclise kadar gitti. 'Ben 2 göz evimden mutluyum, beni kutuların içine koymasınlar, komşularımdan etmesinler.' dedi yıllardır. Evinin alt katını çocuk atölyesine açtı. 100 yıllık, ahşap ve nitelikli olmasına rağmen tescillenmemiş, tescil başvurusu sonuçlanmamış bu yapının sahibi olarak Gülsüm Teyze'nin 40 yıl önce ölen dedesi ve ninesine kamulaştırma bedeli ödendi. Tabi ki mezardan kalkıp paralarını alamadılar ve belediye bu evi 'bedava' kamulaştırdı. Şimdi tam da 3 dakika sonra, 10:30'da Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde duruşması var. Ama onlar, Fatih Belediyesi, duruşmaya yarım saat kala ev içindeki eşyaları ve insanları zorla kapıya atarak yıkıma başladılar. Bu bir insanlık suçudur!Bahsi geçen evin fotoğrafları var mı elinizde? Foruma yüklemeniz mümkün mü eğer varsa?

Yazan: ybdŞu anda alanda direnen son evlerden birisi yıkılıyor! Ev sahibi Gülsüm Bitirmiş direnişin sembollerinden bence. Her toplantıya katıldı, meclise kadar gitti. 'Ben 2 göz evimden mutluyum, beni kutuların içine koymasınlar, komşularımdan etmesinler.' dedi yıllardır. Evinin alt katını çocuk atölyesine açtı. 100 yıllık, ahşap ve nitelikli olmasına rağmen tescillenmemiş, tescil başvurusu sonuçlanmamış bu yapının sahibi olarak Gülsüm Teyze'nin 40 yıl önce ölen dedesi ve ninesine kamulaştırma bedeli ödendi. Tabi ki mezardan kalkıp paralarını alamadılar ve belediye bu evi 'bedava' kamulaştırdı. Şimdi tam da 3 dakika sonra, 10:30'da Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde duruşması var. Ama onlar, Fatih Belediyesi, duruşmaya yarım saat kala ev içindeki eşyaları ve insanları zorla kapıya atarak yıkıma başladılar. Bu bir insanlık suçudur!

Yazan: ybdSULUKULE ATÖLYESİNDEN BASINA VE KAMUOYUNA DUYURU:
Deutsche Bank Urban Age Ödülüne Neden Başvurmadık?
ZORLA EV BOŞALTMALARA NEDEN OLANLAR, KENT ÖDÜLÜ VERMESİN
Bizler, Sulukule Atölyesi olarak, Urban Age Ödülü?ne, ödülü veren Deutsche Bank?ın (DB) hem küresel krizi tetikleyen mortgage krizinin baş aktörlerinden biri olması hem de kriz sonrası ABD?de evsizleştirmeye yol açan uygulamalarından dolayı başvurmadık.
Küresel kapitalizmin ?finansallaşma? oyununun önemli aktörlerinden biri olan DB, ödeme gücü sınırlı insanlara açılan ipotek kredilerinin karşılığı senetleri, krizin diğer müsebbipleri gibi, paketleyip fiyatlarını elden ele satıp şişirerek krizin patlamasına yol açmıştır. Bu balonun, bir süre sonra patlayarak, bedelinin ipotek sahiplerine ödetileceği belliydi. DB gibi finans fırsatçıları, bu akıbeti bildikleri halde, ?müzik çaldıkça dans ederiz, sonrası bizi ilgilendirmez? sorumsuzluğu nedeniyle G20 zirvelerinde bile eleştirilmektedirler. Bu sorumsuzluğun, Deutsche Bank Urban Age Ödülü gibi ?sosyal sorumluluk? projeleriyle maskelenmesine izin verilemez.
Amerika?da 2006 yılından bu yana, mortgage krizinin sonucunda yaklaşık 1 milyon aile evlerini kaybetti ve önümüzdeki birkaç yıl içinde bu sayıya 5 milyon ailenin daha eklenmesi bekleniyor . Deutsche Bank?ın kendi raporlarına göre, 2011 yılına kadar, 25 milyondan fazla ailenin ev kredi borçları evlerinin gerçek değerinden daha yüksek olacak . Mortgage krizinin baş aktörlerinden DB ve diğer bankalar, evlerin gerçek değerinden çok daha yüksek olan kredi borçlarında erteleme ve yeniden düzenlenme gibi talepleri de dikkate almıyor . Realty Trac şirketinin raporuna göre, bu bankalar sadece Temmuz 2009?da 360 bini aşkın gayrimenkule el koymak üzere harekete geçti. Bu süreçte mülk sahiplerinin dışında ipotek borçlu evlerde oturan, ama kirasını düzenli ödeyen kiracılar bile oturdukları evlerden kapı dışarı ediliyorlar.
Bizler, insanların zorla tahliye edilmesine karşı mücadele eden Sulukule Atölyesi olarak, milyonlarca ailenin evlerini kaybetmesine, binlercesinin çadırlarda ya da arabalarda barınma mücadelesi vermesine yol açan bir bankanın, bu ölümcül finans stratejisinden en ufak bir ödün vermediği halde, kurumsal-sosyal sorumluluk kapsamında ödül veriyor olmasını ikiyüzlü buluyoruz. Sulukule?de ve İstanbul?un başka bölgelerinde kentsel dönüşüm adı altında evlerinden ve mahallelerinden koparılan insanların nasıl bir yoksulluk sarmalına itildiklerini iyi biliyoruz. Tıpkı DB?ın, bu finans politikaları sonucunda, ABD?de milyonlarca ailenin evini kaybedeceğinin farkında olmamasına imkan bulunmadığını bildiğimiz gibi...
Biz, evlerini kaybeden Amerikalıların ve Sulukule Atölyesi gibi mağdurlarla birlikte mücadele veren Amerikalı sivil girişimlerin seslerini duyuyor ve önemsiyoruz. Evet, bizim tam da Urban Age Ödülü için aranan ve benzeri pek de olmayan ?İstanbul?da yaşam ve çevre kalitesini arttırmayı hedefleyen, ortaklık ve işbirliği yoluyla gerçekleştirdiğimiz toplumsal bir projemiz? var. Ama ?kentlerde yaşayan nüfusun karşılaştığı sorunların fark edilmesini ve yaratıcı çözümlerin desteklenmesini? amaçlayan ödüle yukarıdaki sebeplerden dolayı başvurmadık. Bu ödülün finansmanını sağlayan Deutsche Bank?ı hakiki anlamda sosyal sorumluluk sahibi olmaya davet ediyor, Banka?ya bugün dünyanın neresinde olursa olsun kentlilerin karşılaştığı en temel sorunlardan biri olan barınma sorununda bu kirli oyunu durdurması ve insanların evsizleştirilmesine neden olan süreçleri tersine çevirecek yeni ve yaratıcı uygulamaları bir an önce hayata geçirmesi yönünde çağrıda bulunuyoruz. Bunu yaptığı takdirde, belki seneye Chicago?da düzenlenecek Urban Age Konferansı?nda, Amerikalı jüri, Deutsche Bank Urban Age Ödülü?nü Deutsche Bank?a vermeyi bile düşünebilir.
Saygılarımızla,
Sulukule Atölyesi*
*Kentsel yenileme projesi kapsamında yaklaşık 5000 kişinin yaşadığı tarihi Sulukule semtinden insanlar zorla tahliye edilmiş, evlerin neredeyse tamamına yakını yıkılmıştır. Sulukule?deki yerel topluluğun yerinden edilme süreçleri bir dizi yasal düzenleme, gündelik hayatın ve yaşama koşullarının kötüleşmesi, çeşitli spekülasyonlar, yıkımlar ve zorla tahliyelerle gerçekleşmiştir. Şu an semtte kalan yaklaşık 70 kişi, ya sonuna kadar direnmeye çalışanlar ya da gidebilecek hiçbir yeri olmayan, en mağdur semt sakinlerinden oluşmaktadır. Bütün bu yaşananlara rağmen uygulama henüz başlamadığı için Sulukulelilerin mahallelerine geri dönüşü, Sulukule?nin İstanbul?a yeniden kazandırılması, semtin korunarak yenilenmesi, Sulukule Kültürü?nün sürdürülmesi mümkün olabilir. Bunun mümkün olabileceğini göstermek için Sulukule Platformu, Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği, Sınır Tanımayan Otonom Plancılar (STOP) ekibi ve sürece dâhil olan birçok yeni kişi ve kuruluş, Sulukule Atölyesi adı altında bir araya gelmiş, Sulukule için alternatif bir yerel gelişme programı hazırlamıştır.

Yazan: Gökçe ArasMimar, şehir planlamacıları ve sosyologların aralarında bulunduğu bir grup, Fatih'te ''Sulukule'' olarak bilinen bölgede Fatih Belediyesi'nce yürütülen yenileme projesine alternatif bir proje hazırladı. Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazan: Emine MerdimSulukule Guardian'da. Video: Oldest Roma settlement in Istanbul under threat | World news | guardian.co.uk

Yazan: RedRapsodyeee!! mezbelelik devam etsin o zaman :) Etmesin elbette, eğer konuyu yakından izliyorsanız Roman mahallesindeki alternatif çalışmalardan haberiniz vardır. Bir yerin rehabilitasyonu oranın tamamen yıkılıp, rant elde edip yeniden imarıyla sağlanamaz. Bu denenmiş, araştırılmış ,ortaya konmuş. Daha titiz,yavaş ve bilimsel bir rehabilitasyon süreci izlenmeliydi. Belediyeler heryeri güzelleştirmek adına çok hızlı yıkım-yapım yolunu izliyorlar. Kendilerince haklı nedenleri olabilir, fakat bu şekilde toplumun büyük çoğunluğunu psikolojik ve kültürel çöküntüye ittiklerini ileride anlayacaklar. Bu toplumu arındırma, temiz toplum yaratma kaygısı geri dönüşsüz bir şuursuzluk ve çöküntü yaratacak. Mutlu hissetmediğiniz şehir asla güzel olamaz. Plazadan gördüğünüz değil, sokakta yürürken yaşadığınız kenttir. Bunun yaşamayı sevmeyen, plaza-otomobil-ev üçgeni dışında bir yaşamı olmayanlar için bir anlam ifade etmesini beklemiyorum.

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.