Bir ömür boyu çabanız, bu ülkeyi tiyatroya kavuşturmak, bu ülkede tiyatro kurmak içindi. Bugün hayatta olsaydınız eğer, yine haykırıyor olurdunuz:
" Heyyy... yazdıranlar, yazanlar, elleri kalem tutanlar, dilleri ağızlarının içinde dönenler, kalplerinde küflenmiş ateş taşıyanlar, hep el ele veriniz ve bu ihtiyacı halka duyurunuz, çünkü siz bugüne kadar bu yolda bir satır bile yazmadınız, bu mealde bir söz söylemediniz, bu ocağa bir kıvılcım sıçratmadınız. Bütün bunlar için amansız yarının sizi itham etmemesini isterseniz bugünün hizmetine koşunuz. İstikbal kincidir, affetmez.
Muhterem münevver arkadaşlar, aziz yarım münevverler, cahil olup da münevver gibi görünmek isteyenler, sevgisiz snoplar, züppeler, iyiler ve fenalar, büyükler ve küçükler, gençler ve ihtiyarlar, kadınlar ve erkekler, hanımlar ve beyler... Bütün millete layık muazzam bir tiyatro kurmak için hep el ele verelim, hiç olmazsa bir defa olsun hepimiz bir kültür hareketinin etrafında omuz omuza, göğüs göğüse, el ele birleşelim, itiraz yok. İstemek var ve istemek yapmanın başlangıcı, başlamak başarmanın yarısıdır."
Bu haykırışınız da 1 Ekim 1932'deki "Darülbedayi" dergisinden.
Siz kurdunuz, biz yıkıyoruz Muhsin Hoca...
Verilan Sözlere İnanmıyorum
Tiyatrocular tepkili. Tiyatrocular ayakta. Tiyatrocular protestoda. Direniyorlar. Ama karşılarındaki güç öylesine acımasız ve hoyrat, öylesine dediğim dedik ve değer bilmez, öylesine vurdumduymaz ki... Çıkar ilişkileri gözleri öyle bürümüş ki...
İstanbul Şehir Tiyatroları bu yıl, adınızı taşıyan tiyatroyu açamadı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve içindeki Cep Tiyatrosu açılamadı. Çünkü yıkılacak.
Önce tarihsel ve kültürel sit alanı ilan edilen, sonra (arada ne değiştiyse...) Kongre Vadisi Tesisleri'ne ayrılan, Mimarlar Odası'nın açtığı davalarla bundan da vazgeçilen, sonra yeniden (arada yine neler değiştiyse...) uygulamaya konulan, her gidenle ve her gelenle yeniden değişen kararlarla burası yıkılıyor.
Sevgili Muhsin Hoca, diyorlar ki, üzülmeyin Kongre Vadisi'nde, sayısız yapılanmanın içinde bir de tiyatro olacak. Eskisinden de daha güzel olacak. Hatta, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş , "Bize güvenin" falan diyor...
Ama bu söylenenlere inanmıyorum Muhsin Hoca. Söylenenlere inanmayacak kadar çok yaşadım bu İstanbul kentinde ve söyleyenlere de artık güvenmiyorum.
İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği'nin (İŞTİSAN 'ın) çıkardığı şu döküm inanmamam ve güvenmemem için yeterli değil mi?
İşte buyrun:
Tepebaşı Dram Tiyatrosu YANDI.
Daha önce Ak saray Belediye Tiyatrosu, Şehzadebaşı'ndaki Ferah Tiyatrosu da YANMIŞTI.
Aksaray Küçük Opera önce YANDI, sonra İŞHANINA ÇEVRİLDİ.
Beyoğlu'ndaki Komedi Tiyatrosu KONFEKSİYONCU, Gen-Ar Tiyatrosu MİMARLIK BÜROSU, Elhamra ve Ses Tiyatroları SİNEMA, Gümüşsuyu'ndaki Oda Tiyatrosu TEMİZLEYİCİ, Şişli'deki Umut Tiyatrosu PASAJ, Taksim'deki Arena Tiyatrosu BÜRO oldu.
Ankara'daki Meydan Sahnesi DEPO, Halk Oyuncuları Sahnesi BASIMEVİ, Ankara Birlik Sahnesi DERİCİ oldu.
Önceki yıla dek direnen Karaca Tiyatrosu İSTANBUL BELEDİYESİ SULAR İDARESİ'NİN YEMEKHANESİ olmak üzere tiyatro özelliklerini yitirdi.
Sanatçılar "Kaygılıyız" diyorlar. "Kaygılıyız, 37 yıldır aralıksız perde açan sahnemiz şu anda kapalı. Kaygılıyız, tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor. Kaygılıyız, bize daha önce çok söz verildi.
Kaygılıyız, Taksim Sahnesi kapandığında kapanmamış gibi davrandık. Kaygılıyız, bütün bu belirsizlik üretimimizi olumsuz etkilerse, ya muhteşem kütüphanemiz zarar görürse. Ya da sessiz mi kaldık acaba diyerek kendimize saygımızı yitirirsek..."
Nasıl Anlatmalı?
Nasıl anlatmalı ki, bu tiyatro binası yalnız yapı ve inşaat malzemelerinden, beton, çimento, demir ve tuğladan oluşmaz.
Nasıl anlatmalı ki, burası bizim aynı zamanda belleğimizdir, geçmişimizdir, anılarımızdır. Burası, bizim orada izlediğimiz oyunlarla, yaşadığımız anlarla, o sahneden ebediyete uğurladığımız nice sanatçılarla yaşamını sürdürmektedir...
Nasıl anlatmalı ki, burası bizim toplumsal ve kültürel mirasımızdır.
Ah bu kadar kolay yıkma kararı alanlar, biraz gözlerini dış dünyaya çevirip, uygar ülkelerde bu işlerin nasıl olduğunu, yıkmanın değil, var olanın üzerine inşa etmenin erdemini görebilseler, inceleyebilseler, bilebilseler. (O kadar zor değil, biraz inceleseler, biraz öğrenseler, yanıp kül olan Fenice Tiyatrosu'nu, su baskınına uğrayan Taganka Tiyatrosu'nu, iki yıl onarıma alınan La Scala'yı, apartman dairesinden bozma La Huchette Tiyatrosu'nu ve daha nicelerini, yaşanmışlığı olan her barakayı nasıl koruduklarını bir öğrenseler...)
Sevgili Muhsin Hoca, şimdi de belleklerimizi silmek, yok etmek istiyorlar. AKM... Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu...
Siz hep "bilgi" ye önem vermediğimiz için geri kaldığımızı söylerdiniz. Derdiniz ki: "Dünyada bir tek din vardır, o da 'bilgi' . Bu bilgiye erişmek için çalışmak en büyük sevap ve ibadettir. Dünyada bir tek mukaddes şey vardır, o da öğreten 'kitap' . İnsanların bir tane silahı olmalıdır, o da: Kalem. Beşer bu büyük gayeye eriştiği gün dünya bir cennettir, insanlar birer dindardırlar, kütüphaneler birer cami, kilise, havra olur, bıçak ancak kalem yontmak için kullanılır."
Sizi çok özledim sevgili hocam...
Yazan: Aslı Özbayne yazık ki harbiye'de mimari açıdan kayda değer, çağdaş bir sanat kompleksi yapma fırsatı da kaçırıldı... kaçan kimbilir kaçıncı fırsat bu. sanal forumlarda ya da medyada çırpınan birkaç duyarlı isimle yakalanamıyor bu tür fırsatlar maalesef! oysa konu 2007'den beri tartışılıyor. bu sürede pekala nitekili bir projeyle nitelikli bir yapı elde edilebilirdi. ama hayır, rutin kendini gösterdi ve bu önemde bir kamu yatırımı, 'belediye başkanının yakını' (?) bir mimara ve neredeyse müellifin kaşını/gözünü tarif eden bir şartnameyle (forumun başında cem ilhan gayet açık belgelemiş) verilebildi... "bu yatırımı buraya değil şuraya yapın" çırpınışlarının bile konuşulamadığı bu süreçte, proje/bina kalitesi tartışmanın zamanı da çoktan kaçmış durumda. soru: mart 2008 bildirisine imza atan oda (ya da dernekler) ihale şartnamesine -hadi geçtim dava açmayı - "resmen" itiraz ettiler mi? bu sorunun yanıtını umarım yaklaşan genel kurul'un çalışma raporunda buluruz.. eğer hukuki yolları nitelikli kamusal mekanlar elde etmeyi sağlayacak şekle dönüştüremezseniz, bunu kendinize "öncelikli" uğraşı alanı olarak belirlemezseniz, olacak olan budur. bununla da örgütler uğraşır. eğer meslek ortamını perişan eden KİK'nu düzeltecek girişimleri ısrarla sürdürmezseniz, idarelerin keyfi icraatlarını hukuken izleyip önleyici eylemler düzenleyemezseniz, "tüm kamu yapıları yarışmayla elde edilsin" vb politikalar için sürekli bir diplomasi gayretini, yapacaklarınızın 10. sırasına bile yerleştirmezseniz... yani asıl işlerinizle uğraşmayıp, buna karşılık topluma her fırsatta "irtica geliyor dikkat" mesajlarını verecek ve sonuçta da defalarca mahçup düşeceğiniz bildirilere balıklama atlarsanız... 'atı alan üsküdarı geçer' ve siz de (meslek camiası ve temsilcileri olarak) hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem işinizin ehli olmadığınızı cümle aleme ilan etmiş olursunuz, hem de sonuçlandırılabilecek potansiyel projeler için güvenilirliğinizi yitirirsiniz. bu, ülke yöneticilerine "rağmen" meslek ortamının üstesinden gelmek zorunda olduğu bir sorun. ve bu seviyeye gelemedikçe, muhsin ertuğrul tiyatrosu gibi birçok vakayı hüzünle izlemekten başka çaremiz olmayacak.
Yazan: luminaKendini rakamsal büyüklüklerin büyüsüne fazlaca kaptırmış bir zihinsel ortaklık var karşımızda. Genel olarak AKP belediyelerinin yaptıkları işleri tanımlamada kullandıkları dilsel çerçeve bir "büyüklük şiddeti" çağrıştıracak rakam eşitlemelerine yaslanıyor. Örneğin, 1km değil 1000 metre gibi. Çok kaba ve hızlı bir analojiyle bunu şöyle tanımlayabiliriz belki: 60'lar mühendis ideolojisiyle tanımlanabiliyorsa, 90 sonrasını da "müteahhit ideolojisi" içinden anlamlandırmaya çalışmak (geçici ve sansasyonel) kısmen mümkün. Yani, iş yapma yeterliliğini, ehil olduğunu m2 birimin önünde yazan rakamın şişkinliğine sıkıştırmış bir kalabalık grubu konuşuyoruz aslında. Mekan üzerinde söz, fikir vs üretmek değil de mekana kurulu bir kontörü mümkün olduğunca kalabalık rakamlar ile tanımlama hali. İşi veren ve işi alan arasındaki bu mutabakat mekana müdahalenin sınırlarını ancak bu dar kapsama sıkıştırıyor. Öte yandan bu sıkışmışlığa muhalafet ediyor gibi görünen itiraz da aslında mekana dar bir nitelik talebinden çok bir takım soyut temsiliyetlerin tehlikeye girdiği endişesinde görünür oluyor. Bu türden muhalafetin derdi de mekanın niteliğinden çok, mekana içkinmiş gibi düşünülen temsili değerlerin hırpalanmaması, yani olduğu gibi kalması talebinde yoğunlaşıyor. Bu arızalanma sadece mimarlık eğitiminden çok toplumsal organizasyonumuzda ortaya çıkan dil, algı, program vs. gibi çok saçaklı aralıklara sirayet eden bir "düşünmeme" kültürüyle alakalı galiba. Fikir-mekan fakirliği kendini en kolay malzeme-kaynak zengini görüntülerle hokuspokusluyor. Cepteki kağıt sayısının ya da bankadaki dijital rakam kalabalığının kendisi yaşantıya yönelik tek nitelik bağlantısı gibi satmayı kolayca sürdürüyor.
Yazan: saitali köknarBu memleketin mimarlık eğitiminde bir problem var da, hadi dur. Yani bir ülkenin az sayıda önemli yapısını yapacak mimarların tasarım becerisi ve/veya mesleki ilişki kurma becerisiyle içinden seçildikleri havuzun (yaratıcı insan birikimi, creative human capital) ortalaması bu kadar mı düşük olabilir dedirtiyor bu proje bana. Politik çekişmecelerden midir, açlık-hayat mücadelesinden midir, bir türlü iş yıllarca yüzüne bakacağımız yapıların niteliklerini konuşmaya gelemiyor. Son zamanlarda gördüğüm yapılar ezici çoğunluğu, insan ölçeği ile ilişki kuramıyor. Mimarlık eğitiminin (okul ve okul sonrası) hangi aşamasında edinilir bu ölçek bilinci. Neden adeta çizildikleri ölçeğin iki üç katı boyutta inşa edildikleri hissi uyandırıyor bu ve benzeri yapılar bende? Yeni malzeme ve detayları henüz insanlık olarak sindiremediğimiz için mi, yeni ortaya çıkan giderek herşeyi kolaylaştıran yapım teknolojilerini yönetemediğimiz için mi, çağdaş yaşamın kucağımıza bıraktığı kocaman programları insani bir çevreye yaratacak şekilde örmeyi beceremediğimiz için mi... Sonuçta hızla değişen sosyal örgütlenmemiz, yer değiştiren sınıflar, zenginliğin (maddi, manevi ve ilmi) çok hızlı el değiştirmesi, bizi karşılaştığımız mimari sorunlarla başa çıkamayacak bir yaratıcı insan kapitali ile baş başa bırakıyor. Yakın gelecekteki en önemli işimiz, yarışmalarla, ödüllerle, yıllıklarla, seçkilerle özendirerek, yapmaya olan sevgileriyle bu uğraşı içselleştirmiş insanları bir araya getirerek, tecrübeleri paylaşarak, birikimleri yayınlayarak bu yetenek havuzunun zenginleştirilmesi olmalı. Yoksa böyle fikir-mekan fakiri, malzeme-kaynak zengini yapılara bakarak yaşlanacağız. Bu proje aman yapılmalı mı yapılmamalı o kadar çok tartışıldı ki, buraya "ne yapılmalı" tartışılamadan es geçildi. Kongre vadisi yarışmasında da es geçildi. Bir fırsattı. UIA için gereken düzenlemeye ek bir de fikir yarışması açılabilirdi mesela. Artık önümüzdeki fırsatlara diyorum. Mimarlık için önleyici harekat (preemptive strike) zamanı. Tıpkı Ulucanlar Cezaevi, Haydarpaşa Garı yarışmalarında olduğu gibi. Daha fazlasına ihtiyaç var. Yarışmalar tek başlarına yeterli değil.
Yazan: Aslı ÖzbayHaberin önünü okurken, Barış Altan'ın 26 mart 2008'de eklediği ve Mimarlar Odası İstanbul Şube'nin yöneticilerinin de imzasını taşıyan provokatif bildiriyi gördüm... Ne kadar tipik bir Oda metni ve tepkisi! Ne yazık... Peki, artık bina açıldığına ve Başbakan da bu bahaneyle birsürü suçlamada bulunduğuna göre, şimdi ne yapacaklar?? Özür dileyecekler mi? Mimarlığı ve mimarları temsil görevi olan insanların, üstüste birçok kez bu tür gafları yapmaya hakları olabilir mi? Evet olur: Eğer yıllardır bu gafları yapabiliyor ve buna rağmen tekrar seçilebiliyorlarsa, başarılı sayılmalılar. Demek ki mimarlık topluluğumuz, aynı ülkemizde olduğu gibi, bu kişilerle yönetilmeye müstahaktır!
Yazan: Dilek Öztürk[ATTACH=CONFIG]19667[/ATTACH] 2008 yılından beri tartışılan Kongre Vadisi'ndeki Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yapımı tamamlandı ve sonunda hizmete açıldı. Bina tamamlanıncaya kadar geçen süreç, hem sanatçılar, hem mimarlar hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti kaygılı İstanbul şehri için sancılı geçti... Bütün bu sürecin sonunda Muhsin Ertuğrul binası, yine aynı, eski fonksiyonuyla, kullanıcı grubunun ihtiyaçlarına daha çok hitap eden bir şekilde karşımıza çıktı... Biz de Arkitera Mimarlık Merkezi olarak, proje müellifi Arima Mimarlık'ın ortakları Erol Kuzubaşıoğlu ve Erkan Altuğ ile görüştük. Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz...
Yazan: Dilek ÖztürkBaşbakan Erdoğan, "Aradan 4 ay geçti. Şimdi de Muhsin Ertuğrul - artık sahne demiyorum - tiyatrosunu hizmete alıyoruz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını gerçekleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihi bir ana şahit olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.Haberin devamını buradan okuyabilirsiniz....
Yazan: Burcu KarabasDün CRR’de düzenlenen yeni dönemde Şehir Tiyatroları konulu basın toplantısında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu sezondan itibaren eski YEM binasının Harbiye Sahnesi olarak kullanılacağını ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise 29 Ekim 2009’da yeniden açılacağını açıkladı.
Radikal'de yayınlanan habere ulaşmak için tıklayın.
Yazan: Deniz BoranAnıtlar Kurulu'nca sit alanı olarak belirlenmesine rağmen, Hazine Müsteşarlığının ''Harbiye Kongre Vadisi''nin 2009 yılı Ekim ayında İstanbul'da yapılacak IMF Guvernörler Toplantısına yetiştirilmesini istemesi nedeniyle çalışmalara başlanmıştı.
İhalesini, Sembol İnşaat ile Taca İnşaat Ortak Girişimi'nin aldığı ve 207 milyon YTL'ye mal olacak ve 5 katı yer üstünde, 6 katı da yer altında olmak üzere 11 kattan oluşacak yeni tiyatro binası için nisan ayı ortalarında Muhsin Ertuğrul sahnesinin yıkılması ile başlayan ve geceli gündüzlü hızla devam eden çalışmalar tüm itirazlara rağmen fotoğraflardan da görüleceği üzere bugün bu aşamaya kadar geldi.
Denildiği gibi: Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli Salonu, Hilton Convention Center ve Gümüş Caddesi, Harbiye Orduevi ve Askeri Müze ile Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu ve Taşkışla Caddesi arasında kalan büyük alanda; Taşkışla Caddesi'nin bir bölümü yer altına alınması, mevcut yolun yayalaştırılması, araç trafiği Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ön kısmından itibaren yer altına alınarak Hilton Convention Center hizasından yüzeye çıkarılması planlananan alanda çalışmalar da bu yönde devam ederken, tam anlamıyla bir şantiyeye dönüşen Harbiye'yi ise alkış sesleri yerine ses ve toz bulutları sardı..
Yazan: Gül KeskinHer ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi “Muhsin Ertuğrul-Üsküdar Müsahipzade-Şişhane Sahnesi Projelerinin Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Başkan Topbaş, “İstanbul’u bir kültür ve sanat merkezine dönüştürmek için her ilçeye bir tiyatro salonu ve kültür merkezi yapıyoruz. Muhsin Ertuğrul Sahnesi de modern yüzüyle yeniden doğacak” dedi. ...Üsküdar Eski Tekel Binası, Bomonti Bira fabrikası, Yedikule Gazhanesi, Hasanapaşa Gazhanesi, Büyükada Taşmektep Binalarını müze ve kültür merkezi olarak düzenlediklerini hatırlatan Başkan Kadir Topbaş, ayrıca İstanbul’un Fethi’nin canlandırıldığı ‘Panoramik Müze’ kuracaklarını, Tarihi Cendere Hamidiye Pompa İstasyonu’nu da “İstanbul Su Medeniyetleri Müzesi”ne dönüştürdüklerini söyledi.Haberin devamı için tıklayın.
Yazan: Barış AltanMuhsin Ertuğrul Sahnesi ile ilgili bugün Mimarlar Odası'ndan şöyle bir mail geldi... KARANLIĞA KARŞI SANAT CEPHESİ MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ YIKILAMAZ! Sahne Yıkıcılarına Ve İstanbul Yağmasına Dur De! Emperyalizmin İçteki Ortakları; Cumhuriyetin Kazanımlarına, Kültür Varlıklarımıza Ve Sahnelerimize Gözünü Dikmiş, Onları Yıkmak İstiyorlar. İstanbul'un Tarihi Ve Kültürel Dokusunu Yok Eden, Kongre Vadisi Projesi İle Bir Kültür Anıtını Tarihe Gömmeye Çalışan Anlayışa Teslim Olmayacağız. Sistemli Politikalarla Türkiye'yi, Çağdaş Değerlerden Uzaklaştırmaya, Muhafazakârlaştırmaya, Sanatla Bağını Koparmaya Çalışan Zihniyete Karşı Direneceğiz. AKM' yi yıktırmadık. Rant politikalarına kurban edilmek istenen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılmasına da izin vermeyeceğiz. Karanlığı sanatla aydınlatmak için, İnsanı insana insanla anlatmaya devam edebilmek için, Yıkım Emri Bekleyen Kepçelere Dur De! Sorumluları Son Kez Uyarıyoruz. Kamu Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz. Biz Aşağıda İmzası Olanlar; Tüm Sanat İnsanlarımızı, Sivil Toplum Örgütlerimizi Ve Sanatsever Halkımızı 27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜNDE SAAT 12.00'DE MUHSİN ERTUĞURUL SAHNESİ ÖNÜNDE Buluşmaya Davet Ediyoruz. DURMAK YOK, AYDINLIĞA DEVAM. Orhan Aydın - (NHKM), Orhan KURTULDU - (TOMEB İst. Temsilcisi), Tamer LEVENT-(TOBAV Gn. Bşk.), Çetin SOYSAL-( CHP İstanbul Milletvekilli), Eyüp MUHÇU-(MİMARLAR ODASI İstanbul Büyükkent Şb.) , Bedri BAYKAM-(UPSD Gn. Bşk.), Prof. Türkan SAYLAN -(ÇYDD Gn. Bşk.), Av. Nazan MOROĞLU -( İst. Kadın Kuruluşları Birliği Bşk.), Süleyman ÇELEBİ-(DİSK Gn. Bşk.), Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU-(Disk Yönetim Kurulu Üyesi) Av. Kazım KOLCUOĞLU-(İst. Baro Bşk.), Dr. Kemal SEVGİSUNAR-(Kültür Sanat-Sen Gn. Bşk. Benzeri birçok metinde olduğu hamaset dolu, herhangi bir dayanağı olmayan, çağdaş dünyada kamuoyu yaratma amaçlı metinler ile uzaktan yakından alakası olmayan bir metin. Ama tabi imzası bulunanların kamuoyu yaratma gibi bir dertleri var mı yoksa durdurulamayan örgütçülük ve politika yapma ihtiyaçlarını mı gideriyorlar, bu kısmı tartışmalı sanırım. Metinde bir dayanak olabilecek tek kelime bence Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin "kültür anıtı" olarak tanımlanması. Kültür anıtı ne demektir? İçinde sanat yapılan her bina kültür anıtı mıdır? Şahsen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni beğenmem, bence nitelikli bir mimarlık örneği değil. Bu benim subjektif yargım. Ama benim bu yargım ne kadar subjektif ve dayanaksız ise bu binanın "kültür anıtı" olarak tanımlanması da aynı derecede dayanaksız. Bu metinde bir binadan bahsediliyor. Yani her bina gibi bu bina hakkında da 3-5 kelime laf edilebilir. Somut bazı bilgiler verilebilir. En önemlisi neden bir "kültür anıtı" olduğu anlatılabilir. Türk tiyatro tarihi açısından öneminden bahsedilebilir, mimarlığımızdaki yerinden bahsedilebilir. Bir dönemin özelliklerini yansıtmasından veya anı değerinden bahsedilebilir. Ama bu tip bilgileri verip argümanlara bir dayanak geliştirmek yerine, hamaset dolu laflar ediliyor. Mimarlar Odası'nın, bir binanın yıkılmasına karşı duran ama binadan hiç bahsedilmeyen bu türden bir metine imza atmasını anlamak zor. Mimarlar Odası'nın mimarlıktan ne kadar uzaklaştığının somut bir göstergesi daha...
Bütün yorumları forumda okuyun!








