Dumankaya

GazetePARC E-Bülteni

 
E-Bülten Arşivi
Maxxi Museum

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Anayasa taslağında "piyasa" çevre

Tarih: 16 Ekim 2007 Kaynak: Radikal Yazan: Ilgın Özkaya Özlüer
Çevreyi piyasa için bir girdi olarak gören yaklaşım, mantıkî sonuçlarına anayasa taslağında kavuştu. Bu yaklaşım, hakları değil sermayenin çıkarlarını, doğayı değil piyasanın sürdürülebilirliğini savunuyor.

AKP'nin yeni bir anayasa hazırlama çalışmaları nihayete ermek üzere. Taslağı hazırlayan Prof. Özbudun ve altı bilim insanından oluşan ekibinin çalışmalarını AKP Başkanı ve Başbakan Erdoğan, "Anayasayı hazırlamak siyasilerin işidir, bilim adamları katkıda bulunur" şeklinde özetledi. Ancak, Sapanca'da AKP Komisyonu ve Bilim Kurulu üyelerinin taslağa son şeklini vermek üzere girdikleri kampın ve parti içi diğer çalışmaların, taslağın geneline ilişkin büyük değişiklikler getirmesi beklenmiyor.

Anayasa taslağının 129. maddesi ile ilgili görüşlerimizi aşağıda dile getireceğiz ancak gazetelerde "Çevre korunması ilk kez anayasada" başlıklarıyla çıkan haberlerin, bu konu üzerinde yapılacak tartışmaların, başlamadan bitirilmesi gayretinde olunduğu izlenimi yarattığı da belirtilmeli. Taslakta çevre koruma başlıklı 129. maddenin ne tür bir hak alanı tanıdığı ve bu maddenin, 1982 Anayasası'nda çevre hakkını düzenleyen 56. maddeye getirilen eleştirileri karşılayıp karşılamadığı tartışılmadan, "çevrenin korunması" konusunun taslağa eklenmesinin sevinçle, kazanım nidaları ile karşılanmasının yerinde olduğu görüşünde değiliz.

1982 Anayasası'nda çevre hakkı
Asker elinin değdiği, ruhunun sindiği 1982 Anayasası'nın çevreyle ilgili 56. maddesi, açıkça çevre hakkından söz etmez. Ancak diğer klasik haklarla ve özellikle de yaşam hakkıyla ilgi kurar ve çevre hakkına "dolaylı" bir düzenlemeyle yer verir. Maddede "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" denerek, yaşam hakkının sağlıklı ve dengeli bir çevrede gerçekleşebileceği belirtilir. Ancak bilindiği gibi çevreyle ilgili 56. madde, Anayasa'nın "Ekonomik Ve Sosyal Haklar Ve Ödevler" bölüm başlığı altında ve 65. madde, sosyal ve ekonomik hak ve ödevlerin "ekonomik istikrarın korunması gözetilerek, malî kaynakların yeterliliği" ölçüsünde yerine getirileceğini söyler. Kısaca, çevre hakkını dolaylı düzenleyen 1982 Anayasası için ekonomik koşullar, "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının" yerine getirilmesinde bir sınır olarak belirlenir. Diğer bir deyişle 56. maddenin 2. fıkrasında devlete ve vatandaşlara yüklenen "Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek" ödevlerinin devlete düşen kısmı, ekonomik koşullar gözetilerek yerine getirilmeyebilecek yahut ertelenebilecektir.

Yeni taslakta çevre
"Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler" başlığı taşıyan 5. kısım, sırasıyla çevrenin korunması, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi, ormanların korunması ve geliştirilmesi, kıyıların korunması ve kıyılardan yararlanma, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması başlıklarını taşıyan beş maddeden oluşuyor. Biz bu düzenlemelerden, yalnızca "çevre koruma" başlıklı 129. maddeyi ele alacağız.

Söz konusu maddede "Devlet herkesin, insanî gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak, herkesin ve devletin görevidir" deniyor. Maddenin lafzı ve bulunduğu kısmın başlığı ilk göze çarpan hususlar olduğundan değerlendirmeye bu noktadan başlamak yerinde olacaktır.

Hoş bir anı olmaya doğru
1982 Anayasası'nda dolaylı da olsa bir çevre hakkının düzenlendiği, madde lafzından dahi, yurttaşların konuyla ilgili bir haklarının olduğunun kolayca anlaşılabildiği söylenebilir. Buna karşın taslakta, çevreye ilişkin olarak "hak" kelimesi kullanılmıyor, maddenin bulunduğu kısım başlığında da söz konusu konular için "ilişkin hükümler" tabiri tercih ediliyor, "ilişkin haklar" ibaresi kullanılmıyor. Öyle ki anayasa hazırlayıcıları 129. maddenin metninde de, "insanî gelişimi mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşama" tamlamasına "hakkı" kelimesini dahi eklememişler. Ayrıca açıklanan taslağın madde gerekçesinde, çevreyle ilişkin bir "hak" kavramına/kelimesine yer verilmediği de belirtilmelidir. Kısaca hazırlanan taslak, çevre hakkı kavramını "sivil" eliyle hak olmaktan çıkarıyor, devletin tek taraflı kontrolü altında görev olarak tanımlıyor.
Bu noktada değinilmesi gereken bir husus da devletin "sağlıklı bir çevrede yaşamak" için gerekli tedbirleri alması konusudur. Bilindiği gibi 1982 Anayasası'nın "kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı" 17. maddesinde, yaşama hakkının kapsamında, "maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı" da bulunuyor. Hazırlanan taslakta ise 15. maddede "herkes yaşama hakkına sahiptir" denerek yaşama hakkının daraltıldığı, kişinin manevi varlığının çıkarıldığı görülüyor. Çevre ile ilgili 129. maddenin "sağlıklı bir çevrede yaşamak" ile yaşama hakkına gönderme yaptığı kabul edilecek olursa bu "yaşamın" kapsamının da daraltıldığı söylenebilir.

Görülen odur ki hazırlanan anayasa taslağının "haklar" konusundaki sözde zengin yapısı aslında sözcüklerinde bile cimrilik içeriyor. "Çevre hakkını nasıl savunacağız" sorusu, bu taslakla yerini "Çevreyi nasıl koruyacağız?", "Piyasa ile el ele mi?" sorularına bırakıyor.

129. maddede "devlete ve vatandaşlara" yüklenen görevler de değiştirildi. Buna göre görevler artık "...tedbir almak, çevreyi en üst düzeyde korumak ve çevre kalitesini iyileştirmek" oldu. Bu noktada da ilk göze çarpan hususun taslakta kullanılan "dil" olduğu söylenebilir. Devletin ve vatandaşların çevreye ilişkin görevleri piyasa dilinin yarattığı kavramlardan ve oldukça muğlak ifadelerden oluşuyor.

Örneğin "insanî gelişimi mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşamak" ifadesi, insani gelişimin sınırlarının neler olacağı sorusunu akıllara getiriyor. Belirtildiği şekliyle "bu konuda devlete yönelik taleplerimizin hukuki zeminde pekiştirilme" imkanının bahşedildiği "sağlıklı bir çevrede yaşamak", sınırları ve tanımı bilinmeyen bir değişkene tabidir. Bu değişken de "insani gelişimi mümkün kılma"dır.

"Çevre kalitesi" kavramı ise, çevre kanunu da dahil ilgili mevzuatta tanımı olan bir kavram olmamakla birlikte, bilindiği gibi kalite kavramı bir "malın" niteliğini belirtmek için kullanılır. Taslağın bütününe de yerleşen piyasacı dil, çevreyle ilgili maddesinde bir şirketin çevreyle ilgili hedeflerini ya da AR-GE çalışması raporlarını anımsatan bir terminoloji ile karşımıza çıkıyor. Çevre hakkı demeye çekinen taslak madde, "çevre kalitesini" üstüne basarak hem de "sürdürülebilir kalkınma" kavramıyla birlikte kullanarak piyasanın tam içinden/ağzından, üstelik çevreyi bir girdi-çıktı-maliyet-mal kapsamında gören ideolojik bir eksende düzenliyor.

Anayasa taslağının bütününe egemen ideolojinin en çıplak görüldüğü kavramlardan biri ve dikkate değer olanı, devlete ve vatandaşlara yüklenen ödevlerin yerine getirilmesinde ilke olarak "sürdürülebilir kalkınma"nın belirlenmesidir. 1982 Anayasası'nda çevre hakkının yerine getirilmesinin sınırı devletin ekonomik şartları iken, taslakta çevrenin korunması devletin ekonomik koşullarına değil, doğrudan piyasanın şartlarına/konjonktürüne terk edildi. Uluslararası çevre-doğa koruma sözleşmelerinde ve metinlerinde sıkça adını duyduğumuz ve piyasacılığın ruhu haline gelen "sürdürülebilir kalkınma" yaklaşımı anayasal bir güce kavuşturuldu. Diğer yandan da sivil toplu, sürdürülebilir kalkınma ve yönetişim üçgeninden düşünenlere de ideolojik altlık hazırlandı. Çevreyi piyasa için bir girdi olarak gören yaklaşım, mantıki sonuçlarına anayasa taslağında kavuştu. Bu yaklaşım, hakları değil sermayenin çıkarlarını, doğayı değil, piyasanın sürdürülebilirliğini savunuyor. İdeolojik olarak kendisini tüm açıklığı ile tarif etmiş taslakta, çevrenin korunmasının 'devletin görevleri' arasında sayılmasının bu açıdan hiçbir kıymetinin olmadığı ortada.Konuyla İlgili Linkler

YorumlarYorum Sayısı: 3

Yazan: Omer YilmazYukarıdaki mesajı yazdım ve emailimde bir şey ararken 15 gün önce gelen alttaki mesajı gördüm. Kasap et derdinde koyun can derdinde diyorum. Artık kim kasap kim koyun duruşunuza, bakışınıza göre karar verirsiniz. 12 Haziran seçimleri sürecinde demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan TBMM'ne şeklen dahi tahammül edilmeden, hukuka ve Anayasaya göre yok hükmünde olan Kanun Hükmünde Kararnamelerle; hukuksuzluğun ve yağmanın önünde engel ne varsa iktidar tarafından her yöntem kullanılarak; tasfiye, sindirme, işlevsizleştirme ve yok etme politikaları adım adım hayata geçirilmektedir. Bu bağlamda çıkarılan 644 ve 648 Sayılı KHK'lerle Meslek Odalarının işlevsizleştirilmesi ve özerk / kamusal kimliklerinin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Anayasaya açıkça aykırı olan bu düzenlemelerin Anayasal güvenceye kavuşturulması için "Yeni Anayasa" hazırlıkları da gündeme getirilmektedir. Kökleri Osmanlıdaki Ahilik sistemine kadar uzanan, 1924 Anayasası ile "tüzel kişiliğe" kavuşan, 1961 Anayasası ile "kamusal kimliği" güvence altına alınan, 1982 Anayasasının kısıtlarına rağmen bu niteliklerine dokunulmayan 57 yıllık geçmişe ve birikime sahip TMMOB'ye bağlı Meslek Odalarının KHK'larla işlevsizleştirilmek istenmesi karşısında bütün olanakların seferber edilmesi gibi tarihsel, mesleki ve toplumsal sorumluluğun bütün duyarlı kesimlerce omuzlanacağı inancını taşımaktayız. MİMARLAR ODASI

Yazan: Omer YilmazMevcut anayasamızda fiziksel çevre ile ilgili maddelerden benim tespit ettiklerim şöyle: XII. Mülkiyet hakkı MADDE 35- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. III. Kamu yararı A. Kıyılardan yararlanma MADDE 43- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir. B. Toprak mülkiyeti MADDE 44- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz. Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. VIII. Sağlık, çevre ve konut A. Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması MADDE 56- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir. B. Konut hakkı MADDE 57- Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler. Elbette hemen her konu fiziksel çevreye de bağlanır ama bizim özelleşmiş bir platform ve topluluk olduğumuz gözönüne alındığında daha spesifik tartışmak yararlı olur sanıyorum. Bu maddeler gereğinden ayrıntılı görünüyor madem bazı konularda böyle ayrıntılar var "neden şehirlerle ve yaya haklarıyla ilgili ayrıntılı maddeler yok!" diye sormadan edemiyorum. Kıyılardan yararlanma anayasada var ama hadi gidin bakalım güneyde bir tatil köyünün kıyısına, denizden gelirsen sorun yok ama karadan asla yaklaşamazsın bile. Bunu tartışmak için değil ama anayasada bulunana maddenin dahi uygulanmadığı tespitini bir kez daha yapmak için yazdım bunu. Daha çok söz söylenir, söylemeliyiz. Kimseyi beklemeye lüzum yok.

Yazan: Omer Yilmaz5 sene sonra yeniden anayasa tartışmasının içindeyiz toplum olarak. Fiziksel çevrenin ilgilileri olarak bu konuda söyleyecek sözümüz yok mu?

Bütün yorumları forumda okuyun!
Haber Arşivi
Haber Bölümleri
Etiketler
Aktörler
Haber Etiketleri
Bu haberde kullanılan etiketler:
Bu haberde etiket bulunmamaktadır.
Haber Aktörleri
Bu haberde adı geçen aktörler:
Takip ettiğimiz aktörlerin bu haber ile ilgisi bulunmamaktadır.